-Kendini İhbar Edenler-
TEMMUZ Sayı: 22 - Mayıs 2018

“Hayır, insan kendi nefsine şahittir.
Hatta mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.”

Kıyamet Suresi/14-15

Makinist filmi, bir çocuğa çarpan ve çocuğun öldüğünü gördükten sonra kaçan şoförün/katilin kendini ihbar etmesiyle sona erer. Olay bir yıl önce gerçekleşmiştir fakat katil vicdan azabıyla aylarca uykusuz kalmış, zayıflamış ve şizofrenik bir vaka haline gelmiştir. Öyle ki, gerçek ile bağını yavaş yavaş koparmış, kendine yeni bir gerçeklik kurmuştur. Bu gerçekliğin içinde, kendi içinden çıkardığı yani bilinçaltının ürettiği kaba ve alayvari bir adam, onu sürekli rahatsız etmektedir. Onun gözlerinin gördüğünü başka gözler görmemektedir artık. Fakat bu yanılsama onu gerçek dünyaya tekrar bağlayacaktır. Zira onu gördüğü her yerde, uykusuz geçen günlerinden uyanıp kendinin kim olduğunun farkına varmaktadır. Yani ona gerçekle kopardığı bağı tekrar bağlayan öteki kendisidir.

Çok ilginçtir ki, insan ne yaptığını, hangi suçu işlediğini en iyi kendisi bilmektedir ve suçumuza şahitlik eden içimizdeki kamera kendini dışa vurmak gibi bir yaramazlık içindedir. Buna vicdan azabı diyoruz. Bu azabı çeken hiç kimse, yaptıklarını itiraf etmeden yapamıyor. Zira vicdan azabı insanı içeriden dışarıya doğru baskılıyor ve suçu içinde yalnızca kendine ait bir sır gibi tutmaya izin vermiyor. Bu suçun insana verdiği azabın sonucu…

O muhteşem eserin kahramanı Raskolnikov da kendini ihbar edenlerdendir. Yapacağı cinayeti akılsallaştırdığı halde ruhunun baskısından kurtulamayarak cinayetini itiraf eder. Ona göre hayat denklemi oldukça basittir. Hayatta sıradan insanlar vardır bir de kahramanlar. Kahramanlar, ihtiyaç duydukları ya da büyük bir eylem yapacakları vakit sıradan insanları öldürmeye hak sahibidirler. İşte böylesine bir denklemle kendi hayatını düzene koymak ve maddi sıkıntılardan kurtulmak için, yani kendi menfaati için gereksiz diye düşündüğü ihtiyar kadını öldürerek ruhunu yaralamıştır. Artık o bir suçludur ve bunun bir cezası olmalıdır.

Her şey, bazen sadece bir günaha bakar. Bilinç bu günahla açılır. Bizlere çıplak yerlerimiz göründüğünde, aynı zamanda vicdan içerden insanı kemirmeye başlar. Suçluluk, en güçlü itkilerimizden biri haline gelir. Bizler çoğu zaman sırf bu suçluluğu yenebilmek için ya da suçluluğumuzu affettirebilmek için başarılar kazanırız. Suçumuzla boğuşuruz. Onu yenmek tamamen mümkün olmasa da…

Yaşadığımız zamanda her insan, zulümler karşısında biraz suçludur. Bu suçumuz acizliğimizden tembelliğimizden, vurdumduymazlığımızdan, unutkanlığımızdan insana dair zayıflığımızdan kaynaklanıyor ve bu durum bizi çepeçevre kuşatmaya devam ediyor. Bir günahın kefaretini ödemeden bir başka günahla yoğrulurken yorgun düşüyoruz. Bundan sonrası yenilgiyi kabullenip, kendini ihbar etmekle son buluyor. Elbette başka bir yol daha var. Kendini inkâr etmek… Kendini inkâr eden insan, ihbar edenden farklı olarak sürekli yalanlar söyleyerek hakikatten kaçıyor. Vicdanının baskısını susturuyor ve her şeyi halının altına süpürülen pislikler gibi bilinçaltına atıyor. Bu suçların, günahların insanın ölümüne kadar orada kalma garantisi yok tabi. Böyle bir yaşamdan söz etsek dahi, yalnız kalan, ölüme yaklaşan çoğu insanda inkâr, kendini en yetkili varlığa karşı ihbar ile sonuçlandırabiliyor.

İhbar, bir süreç istiyor. Günahın kalpte bir dönüşüme girmesi, muhasebe yapılması gerekiyor. Bu sürecin sonucunda, toplanan, çıkarılan ve eşitlenen her şey, yani mazeretleriyle birlikte etrafında yetkili kimi görüyorsa ona ihbar etmekle nihayet buluyor. Kendine karşı dürüst davranan ve hayatın sorumluluklarına inanan her insan, bu ihbarda rahatlıyor ve temizleniyor. Yeni, bembeyaz sayfalar açmak günahını inkâr eden insanlara değil ancak kendini ihbar eden insanlara nasip oluyor.

Velhasıl kelam, kendini inkâr eden bir dünyada, kendini ihbar edenler ancak erdemli insanlardır.

Serkan Akın Arşivi