Cumhuriyet döneminde bütün toplumsal katmanlara sürekli toksin yayan resmî ideoloji, birçok alanda olduğu gibi, edebiyat alanında da bir baskı ve blokaj uygulamıştır. Sadece kendisine hizmet edecek ya da en azından zarar vermeyecek tek kanalı, tek kapıyı açık tutmuştur. Halkın ta kendisi olan, halkın değerlerine, acı ve sevinçlerine, yaşayışına yakın duran, onun basit bir parçası değil asli unsuru olan müslüman özneler eliyle biçimlenen bir edebiyatın yokluğu yahut görmezden gelinmesi de muhtemel hamle ve arayışlara baştan ket vurmuştur. Sonraki kuşaklar, bu kabuller içinde büyümüş ve kendilerine aktarılanı normal, doğal karşılayarak yol almışlardır. Zamanla bu kabul ve temayülleri eleştirmek hatta başka bir edebiyat arayışının düşünü kurmak bile muhal hâle gelmiştir.
Bu durum genel bir belirlemeyle söylersek, bir şekilde 90’lara kadar sürmüştür. 90’lara kadarki edebiyat göz ardı edilemeyecek ölçüde yabancılaşmaya, bunalıma, vulgar ve süflî bir Batılılaşmaya koşullanmıştır. Bir tür “oryantalizm”, şiir ve öykü başta olmak üzere bütün tür ve alanları istila etmiştir.
90’lı yıllarla birlikte siyasal ve sosyal alanda olduğu gibi edebiyat alanında da çevrenin merkeze yürüdüğünü söylemek mümkündür. Bu yürüyüş, bütün savrukluğuna rağmen, daha önceki dönemlerle kıyaslanamayacak kadar şaşırtıcı, canlı ve çok yönlüdür. Surda açılan gediklerin sayısı bu dönemde artmış ve statüko ciddi sarsılmalar yaşamıştır. Parça doğru ve güzellikler taşıyan bu statüko dışı arayış muhkem bir temele, işlek bir perspektife, dirayetli ve cezbedici temsilcilere kavuşamadığı için kazanımlarını ne yazık ki tahkim edememiş, kırılganlık ve dağınıklıktan kurtulamamış, kısmi başarılarını da ileriye taşıyamamıştır. Genel bir korku ve kapanmanın yaşandığı 28 Şubat sürecinde de bu zaaflar gün yüzüne çıkmış, tekrar eski ve kötü alışkanlıklara dönülmüştür. Çok sınırlı bir direncin, aşma çabasının dışında, müslümanların bu dönemdeki karnesi insan içine çıkacak gibi değildir. Edebiyat dergileri hemen ağız ve yatak değiştirmiş, öykünmecilik ve düşmanına sığınarak var olma çabası öne çıkmıştır. Zulme ve kuşatmaya direnmek bir yana; bireyciliğin, müptezelliğin, ahlaksızlığın, çözülmenin, inkârın ve geri adım atmaların sayısız örneğiyle doludur bu süreç. Liberalizm ve kapitalizme yeni alanlar açan küreselleşmenin, postmodernizm çuvalı içinde yeni ambalajlar edinen dış etkilerin, internet ve sosyal medyanın art arda gelen atakları da zamanında karşılanıp anlamlandırılamamıştır. Bu inkırazı, sendromu, patolojiyi aşmak ya da minimize etmek sanıldığından daha da zor olmuştur.
Temmuz Direnişi, bu anlamda da önemli bir dönemeçtir. Uyutulan, üstü örtülen hikâyenin uyanışıdır. Kovulan ya da küçümsenenin, avdetidir. 28 Şubat süreci aslında bu direniş ve huruçla bitmiştir. Nitekim azıcık bir silkiniş, kıpırdanış bile edebiyatımızda bir heyecan dalgası yaratmış, farklı sorgulama ve örnekliklere kapı aralamıştır. Hâlâ kulağının üstüne yatanlar olsa da bu diriliğin, nitelik ve özgünlükle süslenerek ileri taşınması, biriktirilmesi, vitrin ve mekteplere kavuşturulması gerekmektedir. Bizim çabamız da temelde bu amaca matuftur.
Bu sayıda da güzel şiirler, öyküler, denemeler, söyleşiler, denemeler, makaleler okuyacaksınız. Dergimizin Şubat sayısında emeği geçen bütün kardeşlerimize, dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Allah’a emanet olunuz.


