​​​​​​​Ahmak
TEMMUZ Sayı: 7 - Şubat 2017

I.

Ahmaktı.

Yürürken tedirgin, telaşlı, her an bir şeyleri kırıp dökecek gibiydi. Pantolonunu yukarı çekti. Kemerini sıktı. Saçlarını karıştırdı. Burnuyla oynadı. Elini cebine koydu, çıkardı. Beklendiği üzere cebindekileri etrafa saçtı. Toplamaya kalkıştı. Sendeledi. Birini aldı, birini bıraktı. Hepsini aldı, geri düşürdü. Tekrar topladı. Rüzgâr düşen kâğıt parçalarını havalandırdı. Havada bir tur derken çatıları aşırdı, aldı götürdü. Tüh, dedi. Neyse ki bu esnada ayağa kalktı. Gene tüh, dedi elini dizlerine vuracak ya da bağrını dövecekti ki yoldan geçen birine çarptı. Böyle durumlarda, ne diyeceğini bilemezdi. Sözler, çuvala girdi. O da peşlerinden atladı. Aradı, taradı bir şey bulamadı. Baktı. Bildiğiniz sadece baktı. Boş boş, bön bön, dediklerinden. Etrafındakilerden öteki söylendi, beriki güldü. O da güldü. Gülünce sevindi. İçine ferahlık doldu. Kanatlandı. Dağlara kaçtı. Karlıydı dağlar. Üşüdü. Bozkırın ortasında ırmak boyu yürüdü. Gözü de gönlü de su çekti. Öylece daldı suya. Ayakkabısı, pantolonu, her şeyi ıslandı. Aldırmadı. Koştu, koştu; boylu boyunca uzandı çayırlara. Rüzgâr esti, saçlarında gezindi. Üşürse hasta olursa evdekiler gene kızardı, gene döverdi. Bu sefer üşümedi, hasta olmadı. Şöyle bir döndü. Papatyaları gördü. Adını bilmediği sarı çiçekleri kokladı. Onları ezmekten korkarak ayağını çekti, belini kaldırdı. Eliyle destek alıp kendini ileri fırlattı. Salak! dedi biri. Zank diye fren yaptı bir araba. Tam önünde durdu. Camı açıp sövdü, indirme lan beni aşağıya, dedi. Korktu. Korktuğu belli oldu. Çocuklar da korktu. Güldü de ama bazıları. Kadınlar acıdı, yazık! Allah yardım etsin, dediler. Tanıyorlar mıydı? Bilmem. İlişmeyin garibime, dedi eski kulağı kesiklerden biri. Umutlandı. Ona döndü. İlerledi. Gözleri ışıdı. Baba! dedi bir adım attı. Babaa, dedi adımlarını hızlandırdı. Koştu... Koştu kalabalığa doğru. Babası herkesin içinde kaybolmuştu. Herkesi yarıp geçti. Baba! dedi gökyüzüne. Baba! dedi toprağa. Baba, dedi: karıştı buğday başaklarına. Babaaa! dedi uçurumlara. Babası aşağıdaydı. Öylece kımıltısız yatıyordu. Ona gitmeliydi. Yattığı yerden kaldırmalıydı. Ellerini yüzüne sürmeli, göğsünde derin uykulara dalmalıydı. Babasına da bir şey olursa... Gidemedi, bırakmadılar. Yüzü kan ter içindeydi, yıkatmadılar. Baktı, ünledi göğe doğru avazı çıktığı kadar. Çığlıkları boşluğu doldurdu. Sonra sustu. Yere çivilendi, kimse kaldıramadı oturduğu yerden. Güneşi, ayı, yıldızları birbirine düğümledi. Karanlığa karıştı, kuytularda akıttı gözyaşlarını. İçi acıdı. Ezildi, incindi, yitirdi tüm cesaretini. Eski kulağı kesiklerden adama baktı. Bu kez hiçbir ifade belirmedi yüzünde. Öyle baktılar birbirine. Bir şey görmedi. Durakaldı. Biri kolundan tuttu. Hem kendine hem ona destek oldu. Yürüdü, gittiler.

On yıl önce

Kimseyi görmedin mi? dedi. Görmedim, dedi. Lan nasıl görmezsin dinsiz, imansız? dediler bu sefer. Gö gö görmedim, abi dedi. Valla görmedim. Yeminler etti. Başlatma senin yeminine dediler. Sustu.

II.

Şuna bak lan, ahmağın tekiydi, dediler. Aldırmadı, güldü geçti.

Elindeki paraları tekrar saydı. Kenara not etti. Bazı isimlere bazı rakamlar ekledi, çıkardı. Ağzı gerildi, gözleri ışıdı, dudaklarının arasından dişleri ortaya çıktı. Başını önce sağa sonra sola çevirdi. Elindekilere uzun uzun baktı. Her şey bunun için miydi? Hayat ne kadar aşağılıktı. İğreti bir duruş kondu yüzüne. Masaya, duvara, aşağıda çalışanlara göz gezdirdi. Oğlum çay, getir! dedi. Koltuğunda şöyle bir toparlandı. Bir sigara yaktı. Derince çekti, bıraktı. Biraz önceki hali kayboldu. Oradan oraya savruldu. Düne dair ne varsa toplaştı başına. Biri geldi, göğsünün üstüne oturdu, öteki boğazını sıktı. Yanındakiler sürekli güldü. Karşıdan gelen parmağını salladı. Arkadan gelen hep vurdu, sonra pis pis sırıttı; şaka yaptım lan, dedi. Önlüğünü çıkardı. Gömleğin düğmelerini güç bela çözdü. Durdu. Öylece kalakaldı. Birkaç saniye mi birkaç yıl mı, masaya çivilendi. Yılları film gibi izledi. Enkaz yığınlarının altındaymış gibi koltuğa sıkıştı, soluksuz düşlerini ördü. Güç bela ayağa kalktı. Duvardaki resme döndü. Döndü yüzünü dünyanın kalbine. Adımlarını sıklaştırdı. Lebbeyk, lebbeyk! dedi, Dağlar, sesine ses verdi. Dünyanın kalbine dokundu. Hacer’i selamladı. Derin bir nefes aldı. Damarlarına kan, dizine derman geldi. Paraları kasaya koydu. Radyoya uzandı. Yeni almıştı. Radyoyu, hem elektrikli hem de pilliydi. Radyo dalgaları arasında gezdi. TRT yurttan sesler korosu, Muzaffer Sarısözen yönetiminde söylüyordu. Durdu. Hüma kuşu yükseklerden sesleniyordu. Aşağıda kalfalar aracın motorunu indirmiş kendisini bekliyorlardı. Erzurum kar ile boran oldu. Acı, yumak yumak toplandı boğazına. Dizinde derman, gözünde fer kalmadı. Anahtarı her yanlış verdiğinde Muhlis Usta, kafasına vurdu. Ahmak, dedi. İki anahtarı öğrenemedin. Sil şuraları, temiz üstübü getir. Bu, adam olmaz, elinden iş gelmez bunun usta, dedi baş kalfa. Onayladı ötekiler de. Göğsünden turnalar uçtu, gölgelerde kirpikleri ıslandı. Ay doğdu akşamdan, uykusuz gecelere yenisi eklendi. Yaraları acıdı. Dertten derde salındı. Neye uzansa elinde kaldı. Kaçıp gitmeyi istediyse de gidemedi. Döndü geldi. Tuttu getirdiler. Eti senin kemiği bizim. Etme eyleme, gözünü seveyim; yanında dursun. Sen adam edersin. Yoksa... Yoksa elinde kalacaktı. Yoksa tımarhanelik olurdu. Yoksa sokakta neler neler ederlerdi ona. Çok korkuyorlardı. Naz etti Muhlis Usta. Sert durdu, gözleri çakmak çakmak oldu. Yumuşadı sonra, her Anadolu evladı gibi; o da yufka yürekliydi nihayetinde. Babası... Hatırı var, dedi Muhlis Usta. Onu her seferinde yılların aziz hatırasına bağışladı. Bin pişman oldu. Gene bağışladı. Yıllar aktı gitti. Gün geceyi kovaladı. Gece gündüze yorgan oldu. Kalfa yanıldı. Usta sabır kilimini dokudu. Eyyüb sabrı devşirdi. Herkes hata edebilirdi. Öyle de oldu. Elalemin bir haftada kaptığını o altı ayda kavradı. Yüzü kızardı, elleri kabardı. Hatırı sorulmayan hiçbir geçmişi kalmadı ama oldu işte. Kadir gecelerinde yapılan dualar hürmetine mi devran döndü yoksa yoksul anasının onu abdestsiz emzirmediği zamanların bağışı mıydı? Bi şey oldu işte. Dünya kurulalı hayatın böyle cilveleri olurdu. Kader de garibanın yüzüne gülmüştü. O, bildiğimiz salak oğlan gitmiş, yerine başka biri gelmişti. Çok düşündü, az söyledi. Kimseler bilmedi, gözlerinde sönen yıldızları. Acıyı katık bildi, tükendi, bıktı, her şeyden vazgeçti. Hayalinde hep bi anayla yaşadı. Ana ona yoldaş oldu. Dertlerini sağalttı. Yaralarını merhemledi. Söküğünü dikti. Okudu gecede ve gündüzde. Önünden ve ardından dualar devşirdi. Ömründen ömür bağışladı. Daha neler hatırlamadı ki! Gözleri yaşardı, biri görürse utanırdı. Telaşla yüzünü kollarına sildi. Bir sigara daha yaktı. Çayı soğumuştu. İçmedi, yarım bıraktı. Aşağıya indi. Baktı, görür görmez bildi. İçinde bir kuş kanatlandı, gözlerine gülümseme kondu, bir şarkıya eşlik etti. Geçen zamanın ağırlığıyla hafifçe eğildi. Motor silindir kapağını çıkarın, dedi. Tuhaf bir şey oldu. İçinde huzursuz taylar kişnedi. Karbüratör, bujiler, eksantrik mili, yağ filtresi gibi şeyler söyledi. Söylediklerini kendisi de duymadı. Boğulur gibi oldu, hayırlısı, dedi. güç bela, sonra dedi. Siz bakın, dedi. Ayakta durmaya gayret ederek Allah’ım sen nelere kadirsin, dedi. Kapıya vardığında derin derin nefeslendi. Kendine ait olduğuna emin adımlarla gitti.

On yıl önce

Ahmak, dediler ama mahallenin en güzel kızını o almıştı.

III.

Yazara baktı: Gün gelecek her şeyi gören hesabı kitabı gösterecek, dedi.

Kalabalığın ortasından çekti aldı sonra. Bir şey demedi, demesini de beklemedi. Dokundu. Güven dolu bir dokunuştu. İkisi de hissetti. Huzur ve güvenin mekânına yürüdüler. Şadırvanda arkadaşının yüzünü yıkadı. Sular avuçlarından aktı. Sularla onlar da aktı. Ağaçlıklı bir yolda iki yandan akan arklara karıştılar. Bahçeleri geçtiler, çitlerden atladılar. Tel altlarından sürünüp kimselere görünmeden şemşamerlerden birer baş kopardılar. Fakat kuşlara tuzak kurmadılar. Kuş yuvalarına tırmanıp yumurtalarını almadılar. Yani demem o ki, bir geleceği olanın evini barkını başına geçirmediler. Dünya çok büyüktü, herkese yeterdi hele gökyüzü sonsuz boşluktu; orası hepimize çatı olurdu. Ama amcalara, ama dayılara yetmedi, gözlerini doyuramadı, dillerine şükür, sofralarına bereket olamadı. Kin ve nefret bürüdü içlerini. Gökyüzünü, yeryüzünü her şeyi kıskandılar birbirinden. Tuzak kurdular. Akıl danıştılar birbirine, akıl verdiler herkese; bir sevgi vermediler, bir de bahçeye suyu çok gördüler. Geceden hep arkların yönünü çevirdiler. Ocağını söndürüp, bostanını kuruttular. Gizlide fısıldaşıp birbirine gösterdiler. Gülerken karınları zıpladı, altlarına işediler kahkahadan. Dövdüler, sövdüler, başta akıl, gönülde yaşanmadık acı bırakmadılar... Oradan geçen iki ihtiyar bu iki ahmak gene neyin peşinde, kim bilir ne iş çeviriyorlar, dedi. Gene istemediklerini duydular. Düşleri kırıldı. İçleri göçtü. Şeytan öfke tezgâhını açtı. Nefis intikama büründü. Her şey birbirine girdi. Ak kara belirsizleşti. Karıştı her şey: Eğriöz’den, Üçtepelere; Delibaş’tan Kırkbağlar’a kanatlandılar. Başlarını iki yana sallayıp gidin lan, Allah’ınızdan bulun şerefsizler, dediler. Dediklerinden utandılar. Sonra sonra hiç utanmadılar. Torbanın ağzını da bağlamayıp ne varsa saldılar. Kederle diz vurdular. Başlarını toprakladılar. Varlıklarına lanet ettiler. Yaşamak çok ağır geldi. Allah, dediler. Elbet dediler bir bildiği vardır. En iyisini O, bilir dediler. Döndüler. Mis gibi bazlama kokan tandırlara yöneldiler. Annelere göz ettiler, annelerin göz göz oldu yürekleri. Çaylarını sessiz sedasız karıştırdılar. İçecekken elleri yandı, bıraktılar. Gülümsediler neden sonra, başlarını kaldırmadan, hiçbir şey demeden... Gözleri kalplerine değdi, ışıdı yürekleri. Şadırvandan akan suyu avuçlayıp el ele tutuştular, sıkıca sarındılar. Ellerini yüzlerinde gezdirdiler. İçlerinde fırtınalar koptu ama gözlerinden tek yaş düşmedi. Her şey hızla akıyordu, rüzgârlara, yağmurlara bıraktılar kendilerini.

On yıl önce

Söz verdiler. Kekeç Kadir’in tarlasının tam kenarındaydılar. Bir keresinde de su deposunun yanındaki göçük evin tavansız salonunda. Kanı kanına karıştırarak hiçbir zaman ayrılmayacaklarına ant içtiler.

Erdoğan Aydoğan Arşivi
7 Sayı: 7 - Şubat 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler