İnsan, bazen
külleri yama tutmaz
Anka’lar diyarından geçer,
bazen de
kendine ağrılı bir azı dişi
duvardaki öksürüklü akrebi
çiğnemekten aciz kalır.
Henüz sınanmamış bu ustura
mezarlıkta, ıslığını artıran korkuyu
acemice kesmeye kalkar.
Öyle karanlık ki kanatların
gökteki turna sürüsü, ey!
Yere inmek isterken bulutlar
şerha şerha yarılan göğüsten
dağları öksürüğe boğar.
Her çocuk
anneye bir ölüm borçludur.
Bazen sesimiz gökyüzüne
gömülü kalır,
bazen de, küser öykümüze
defineye gücenen kemirgenler.
Şapkası köşeli korkuluk
her suskunluğu, kendince
duvar bilir.
Ey! Ezberimdeki
yanılgılar yılgını ayaklarım
haydi, kapaklan iki tepe arasına
herkes gibi biz de
tavafa koşalım.
Dizleri kırık atların adımı gibi
biz de, gözlerimizi
gökyüzüne kocaman dikelim.
Söyle,
kesilmiş çınarın dalları nerede.
söyle de, kesikleri
avuçlarımızda kaynatıp
başımıza taç yapalım.

