Çürümüşlük ve Çözülmüşlükten Hicret Etmek
TEMMUZ Sayı: 4 - Kasım 2016

Sarp yokuşlar, zorlu geçitler hiç eksilmiyor artık hayatımızdan. Kapımızın önünde yatıyor adeta kötülük. Ekranları, vitrinleri hemencecik işgal ediyor. En dirençli, en kavi olduğumuz günlerde bile kolumuzu kanadımızı kıran haberlerle, kıyım ve zulümlerle, çirkeflik ve aymazlıkla karşılaştığımız oluyor. Onca cehd ile kurduğumuz adalet ve merhamet salıncaklarının iplerini kesmek ve çocuklarımızı düşürmek için sırada bekleyenler var adeta. Direnmeyi boşlayıp çürümeyi ve çözülmeyi içselleştirenlerin sayısı da hiç az değil o yüzden. Küresel bir hannas homurdanıp duruyor hep karşımızda. Bazen Amerika’da sırtından vurulan siyahi bir delikanlının çırpınışı yakıyor içimizi bazen de sokak ortasında yüzü gözü kanlar içinde bırakılan bir satıcı kardeşimiz. Bazen Mısır’da yahut Bangladeş’te idama götürülen yiğitlerin haberiyle titriyor dudaklarımız bazen de Halepli Ümran’ı anıp hıçkırığa boğulan çocuklarımızla. Kavga da umut da hep cârî, hep bâkî.

*

Ömür dediğimiz yeryüzü konukluğu da bir tutam savaştan, çırpınıştan, mücadeleden başka bir şey değil aslında. Bu sınav güzergâhında Allah, dostlar arar ve sevgi diler. Önümüze görklü bir kandil koyar ve sonsuz bir merhamet eşliğinde içimizi, zihnimizi ve yüreğimizi ısıtıp ışıtır. Şeytan ise ye’se düşmüş yandaşlar ve esirler arar, yol bilgisini kimsenin görmemesini ister. Upuzun ve kocaman bacaklarıyla, balçıktan yeni çıkmış ayaklarıyla yolun ortasında gelip geçene çelme takar. Allah herkesi, evrenin gövermiş ve ayıklanmış şiiri eşliğinde özgürleşmeye çağırırken; Şeytan özgürlüğü bile sadece kendisine saklar. Ona uyanların hançeresine, diline, damağına murdar bir sözlük iliştirilmiştir. Bizim değer atfettiğimiz söz, iç dünyamızda binlerce tür ve renk taşıyarak akan soyut ırmaklara ve bereketli topraklara değerek balkır. Sınanmak için yeryüzüne iliştirilen acemi ve telaşlı bir bahçenin ısırgan otlarına direndiği yerde durur. O direniş ve yeniden oluş sürecinde birikir, çoğalır, bileylenir ve hayatın dönemeçlerine, burgaçlarına tutunur. Evren, sabır ve inatla, hepimizin oyununu, çabasını, duruşunu, söz alışını seyreder. Erkenden çürümemek, çözülmemek için sürekli yekinir, silkinir, didinir. O yüzdendir ki o sözle çattıklarımız, ağu tasındaki bal mesabesindedir.

*

Haberdar olmayan okuyucularımız için buradan da bir kez daha duyurmuş olalım. Dergimizin ardından, Temmuz Kitap da iki kitapla geçen ay yola koyuldu. “Kökü yerde, dalları gökte güzellik ağacına kitaplardan bir merdiven” mottosuyla okurlarını selamlayan dizinin ilk kitabı, Editörümüz Mustafa Yılmaz’ın şiirlerinden oluşan Kısas-ı Enbiya. İkincisi ise Najla Tammy Kepler imzalı bir anı kitabı: Teksas’tan Hakikate Yolculuk. Kitap dizimiz, Ali Emre’nin Şiirimizde Ortadoğu başlıklı incelemesiyle devam edecek inşallah. Gücümüz yettiğince bu cepheyi de tahkim etmeye çalışacağız.

Daha güzel sayılarda buluşmayı diliyoruz. Allah’a emanet olunuz.

temmuz-004

Temmuz Arşivi