“Çıkış Gecesi” Piyesi Bağlamında Yusuf Atılgan’ın Siyasi Görüşleri Üzerine Düşünceler
TEMMUZ Sayı: 7 - Şubat 2017

Yusuf Atılgan’ın son zamanda ortaya çıkan şiirleri ve bu şiirlerin yayımlandığı dergiler, onun siyasi düşüncelerindeki değişim konusunda önemli ipuçları verdi. Yusuf Ziya Atılgan imzası ile 1941 yılının Kasım ayında milliyetçi tavrı ile bilinen Çınaraltı dergisinde yayımlanan Üzülme Adaş başlıklı şiir bu anlamda önemlidir. Atılgan, üniversite yıllarına denk gelen bu şiirde II. Dünya Savaşı’na girmediğimiz için hayıflanan Yusuf Ziya Ortaç’ı oldukça milliyetçi bir söylemle teselli etmek ister. Yusuf Ziya Ortaç’ın Öyle Bir Günde başlıklı şiirine nazire mahiyetinde yazılmış şiir şöyledir:

ÜZÜLME ADAŞ

-Yusuf Ziya Ortaç’a-

Malazgirt meydanında sürmedinse atını

Kosova’yı şahlanıp kükreyip geçmedinse

Üzülme akınlarda görmedinse adını,

Tuna kaynaklarında bir tas su içmedinse.

Mohaç ovalarında yakmadınsa meşale

Cengi sensiz geçtiyse Barbaros’un,

Kıralların tacını geçirmedinse ele

Fatih’ini görmedinse Girit ile Rodos’un…

Üzülme, milletin her sayfası şeref, şan

Hepsini yaşamağa bir ömür yetişmez

Türk’ün altın kanile yazılan en son destan,

Şehamet ölçüsünde onlardan geri düşmez!

Gölgesi bir yerde mukaddes yıldız, ayın

Savaş yalnız sınırlarda meydanlarda değil

Yetişir inkılapta en küçük şeref payın

Kalem tutan el de bir kılıç tutan el de bir1

Yusuf Ziya Atılgan

Bu yazı kapsamında ele alacağımız 1947’de yayımlandığı söylenen Çıkış Gecesi2 isimli piyes de Atılgan’ın siyasi fikirleri ile tezat oluşturan ilginç bir metindir. Eserin uzun yıllar dikkatlerden kaçmış olmasının temel nedeni de herhalde bu tezattır. Araştırmacılar, Atılgan’ın siyasi fikirleri ile tezat teşkil etmesi sebebiyle eseri Atılgan’la ilişkilendirmek konusunda tereddüt yaşamış olabilirler. Eserin Millî Kütüphane’de Yusuf Atılgan yerine, daha az bilinen şekliyle Yusuf Ziya Atılgan adına kayıtlı olması da bu unutuşta belli oranda bir etkiye sahip olabilir.

Çıkış Gecesi isimli eser, on dörtlü hece ölçüsüyle yazılmış manzum bir piyes. Kafiye kaygısıyla epeyce zorlama ifadelere rastlanan bu metinde genel itibariyle sade bir dil kullanılmış. Eser, Oğuz isimli bir Antep Savaşı gazisinin Antep’in kurtuluş yıldönümünde okulda şiir okuyan oğlu Aslan’a okuldaki törenler hakkında sorular sormasıyla başlar: “Anlat bakalım aslan neler oldu törende / Nasıl iyi intiba bıraktı mı görende?” Aslan, okul törenindeki millî heyecanı anlattıktan sonra Oğuz’un eşi Fadime ve kızı Leyla da Türk’ün ne kadar üstün olduğuna, tarihimizin şanla şerefle dolu olduğuna dair birtakım sözler söyler. Oğuz; eşinin ve çocuklarının savaş anılarını anlatması konusundaki ısrarları sonucu şuur akışı yöntemiyle savaş yıllarına giderek hatıralarını anlatmaya başlar.

Birinci perdede Zeynep ve Ayşe bir odada oturmuş gelinlik çeyizlerinden askerlere sargı bezi yaparken Fransızların Antep’e yaklaşmaları karşısında tedirgin fakat düşmanı yeneceklerinden emin birtakım sözler söyler. Bu sırada kapı açılır ve Gülsüm içeri girer. Zeynep, Gülsüm’e telaşının sebebini sorar. Gülsüm de birçok yiğidin bir gün önceki çatışmalarda şehit olduğunu Kilis yolunun düşmana açıldığı söyler. Bu haberle evde bir telaş başlar. Bu sırada Yavuz yaralanmış vaziyette içeri girip Yılmaz’ın şehadet haberini ve düşmanın şehre iyice yaklaştığını bildirir. Düşman şehre girdiğinde Hükkaş Dayı dışında herkes düşmanla mücadeleye girişir. Hükkaş Dayı bir yandan yaşının ilerlemesine, savaşa katılamamasına hayıflanırken diğer yandan Türk’ün eski şaşalı günlerini anar. Bu sırada torunu Ayşe ve Muhtar Vakkas, Hükkaş Dayı’ya düşmanı Düztepe’de yendikleri müjdesini getirir. Hükkaş Dayı, savaş için yardım toplayan Vakkas’a Zeynep’in düğünü için ayırdığı yüz altını verir. Plevne’de Osman Paşa’dan aldığı nişanın da iyi savaşan bir askere verilmesini söyler. Perde kapanır.

İkinci perde karargâhta geçer. Savaşın gidişatıyla ilgili cepheden sürekli haberler gelir. Fransız komutanın gönderdiği elçi Türk komutana Maraş, Nizip ve Kilis yollarının kapalı olduğunu, yardım gelme ihtimalinin olmadığını askerleriyle birlikte teslim olması gerektiğini ifade eder. Komutan elçiye:

Demek teslim istiyor herkesi baştan başa

Ne bende o vicdan var ne o düşsün telaşa

Antep’te taş üstünde bir tek taş kalmasa da

En son silah atacak en son baş kalmasa da

Damarda kan oldukça sağ hiçbir baş verilmez3

dedikten sonra yaveri Nuri’ye şehrin harp bayraklarıyla donatılması, hücum marşının çalınması ve herkesin silah başına geçmesi emrini verir. Karargâhtaki herkes, komutanın bu tavrını doğru bulur ve komutanın yerinde olsalar kendilerinin de aynı şeyi yapacaklarını söylerler. Antep Kalesi’ne bayrağın çekilmesi ile birlikte düşman saldırının şiddetini artırır. Komutan, Yavuz’a (Zeynep’in nişanlısı) bir gece baskını ile düşman cephesini yarıp kuşatmayı kırma emrini verir. Bu sırada kendisi de düşmanı oyalayacaktır.

Üçüncü perde, Oğuz’un savaşın gidişatıyla ilgili aktardığı bilgilerle başlar. Kuşatma iyice ağırlaşmış bir lokma ekmek bulmak bile güçleşmiştir. Artık taarruz vakti gelmiştir. Yavuz, Zeynep, Ayşe, Hükkaş çatışmalarda şehit olurlar. Muhtar Vakkas duvardaki bayrağı Hükkaş’ın üstüne örtmeye çalışırken içeri Fransız subayı girer bu manzara karşısında askerlerine selam durmaları emrini verir. Üçüncü perde bu şekilde sona erer.

Yusuf Atılgan’ın siyasi kimliği ile bu piyesin içeriği karşılaştırıldığında ortada bir tezat olduğu açıkça görülmektedir. Sosyalist bir örgütlenme olan İleri Gençlik Birliği’nin faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle hapis yatmış bir yazarın bu tip milliyetçi duyarlılığı güçlü bir metin kaleme alması ilginçtir. İleri Gençlik Birliği davasının mahkeme tutanaklarına bakılırsa Atılgan, komünizme lise yıllarında meyletmiş, fakültenin ikinci sınıfında bir arkadaşıyla yaşadığı tartışma bu temayülü güçlendirmiş ve 1943 senesinin ilk aylarında Tahsin Berkem, Mustafa Göksu, Kenan Uluğ ile birlikte hücre teşkil ederek Komünist Partisi’ne girmiştir:

“Yusuf Atılgan: 337 senesinde Manisa’da doğmuştur, lise tahsilini Balıkesir lisesinde yapmıştır, Maltepe askeri lisesinde 7.ci sınıf öğretmenidir, komünizme meylinin liseden başladığını edebiyat fakültesine girdikten sonra arttığını fakültenin ikinci sınıfında iken sılaya giderek orada bir arkadaşı ile giriştiği münakaşa ve bu arkadaşının vererek okuttuğu kitaplar temayülünün olgunlaştığını söylemektedir. Fakülte kampında Tahsin Berkem ve Mustafa Göksu ile münasebet tesis etmiş, 1943 senesi ilk aylarında Tahsin Berkem, Mustafa Göksu, Kenan Uluğ ile birlikte hücre teşkil ederek komünist partisine girmiş ve Kenan Uluğ’a tahsis edilen gerekçe kısmında tebarüz ettirilen surette komünistlik faaliyetinde bulunmuştur.”4

Atılgan’ın bağlı bulunduğu İleri Gençlik Derneği’nin programı hakkında yine dava tutanaklarına yansıyan bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, piyesin içeriği ile Atılgan’ın siyasi fikirleri arasındaki uçurumun mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır:

“Birliğin adının İleri Gençler Birliği olduğu, Kemalist bulunduğu, faşizmle bu arada ırkçılık, Turancılık ve vurgunculukla mücadele edeceği, bu gibilerin bir deftere tespit olunacağı, şoven milliyetçi neşriyata mani olunacağı; Komünist, Sosyalist ve Demokrat ırk ve mezhep farkı gözetilmeksizin her Türkün girebileceği, Saraçoğlu hükümeti düşünce yerine serbest reyle mebus seçileceği ve hükümetin kararlarına cemiyetin itiraz hakkı olacağını Birlik azalarının diğer cemiyetlere girebileceklerini, Birlik mensubinin aidat vereceği, gurup adı verilen mümessillik idaresinde hücrelerden teşekkül ettiği, Almanya’nın mağlubiyetinde müttefik sefarethanelerine çelenkler gönderilip tebrikâtta bulunulacağı. Birlikler mensuplarının örnek gençler olacağı, Birliğin iki sene müddetle gizli faaliyette bulunacağı…”5

1945 yılında görülen dava neticesinde Atılgan, 6 ay hapis cezası alır ve bu cezası infaz edildikten sonra 25 Ocak 1946’da hapisten çıkar. Hapisten çıktıktan sonra uzun bir müddet Manisa'nın Hacırahmanlı Köyü’nde münzevî bir hayat yaşadığını bildiğimiz Atılgan, siyasi kimliğine oldukça uzak duran bu metni neden yayımlamış olabilir? Hapisten önce veya hapis yıllarında Atılgan’ın milliyetçi çevrelerle bir diyalogu var mıdır? Bu sorulara verilecek cevap, bu piyesin esrarını belli oranda çözecektir diye düşünüyoruz. Yazımızın başında sözünü ettiğimiz şiirler, Atılgan’ın hapis yıllarından önce milliyetçi çevrelerle bir ilişkisi olduğunu göstermektedir. Çıkış Gecesi isimli kitabın yayımlandığı Barıman Yayınları da milliyetçi bir çizgidedir. Barıman Yayınları’nın “Çıkış Gecesi” dışında kapaklarında bozkurt logosuyla neşredilmiş iki kitabı daha vardır: Feridun Kandemir’in Enver Paşa Türkistan’da6 isimli eseri ile Nihal Atsız’ın Yolların Sonu7 isimli kitabı. Üstelik Barıman kelimesi meşhur Türkçü; Bozkurt ve Ergenekon dergilerinden bildiğimiz Nurullah Barıman’ı hatırlatmaktadır. Bu yayınevi Nurullah Barıman’a ait olabilir mi? Bunu kesin olarak bilmiyoruz fakat Yusuf Atılgan’ın Barıman’ı ve hatta Nihal Atsız, Zeki Velidi, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçüleri de yakından tanıdığını Nuri İyem’in anlattıklarından biliyoruz:

“Hapisteyken gerçi onun resmini yapmıştım, ama fazla görüşmemiz de olmamıştı. Çünkü onu başka bir koğuşa vermişlerdi. Bir gün cezaevi müdüründen izin alarak yanına gittim. Baktım ki koğuş arkadaşları NihaI Atsız, kardeşi (Nejdet Sançar kastediliyor. İAK), Nurullah Barıman; Zeki Velidi, Reha Oğuz Türkkan gibi Turancılık davası sanıkları. Onların içinde kendi kabuğuna çekilmiş, sessizce köşesinde yaşamaya çalışıyor. Onlar ise çok hararetliler. Sordum: Yusuf zaman nasıl geçiyor?' diye. 'Bilmece oyunları falanla zaman geçiyor.' dedi. Ben oradayken de oynadılar. Nihal Atsız bir bilmece sordu. Kimse bilmedi. Biraz bekledi bilmeceyi tekrarladı. Yusuf’a döndü: Evet söyle, cevabı nedir?'. Yusuf, ‘Bilmiyorum, sen söyle' deyince (Anadolu'da bilmece tekerlemesi gereğince bilmeceyi soran doğru yanıt alamazsa karşısından bir il gibi bir şeyler ister. Alma vaadi üzerine bilmecenin doğru yanıtını söyler.) Atsız da ‘Peki öyleyse 100 tane komünist kellesi ver ki söyleyeyim.' dedikten sonra bilmecenin yanıtını açıkladı. Yusuf’un kulağına, 'Dilekçe ver, gel bizim koğuşa' dedim ama bir ses çıkmadı.”8

Yusuf Atılgan’ın hapis günlerinden önce yazdığı milliyetçi duyarlılığı yüksek şiirler bir dereceye kadar anlaşılabilir. Bunlar için “Üniversite yıllarında ideolojik tavrının henüz belirginleşmediği bir dönemde içinde bulunduğu çevrenin tesiri ile yazılmıştır” diyebiliriz. Fakat komünist olmakla suçlanıp altı ay hapis yattıktan sonra hapisten çıkışının hemen ertesi yılında milliyetçi olduğu net biçimde görülen bir yayınevinden, milliyetçi duyarlılığı yüksek bir piyes yayımlaması anlaşılır bir durum değildir. Acaba Nâzım Hikmet’e Kuva-yi Milliye Destanı’nı yazdıran ruh hâli Yusuf Atılgan’da da mı etkili olmuştur? Kim bilir? Gerçi Atılgan’ın bu komünist yapılanma içinde ne derece yüksek bir ideolojik heyecan taşıdığı tartışılır bir durumdur. Beraber yargılandığı Mustafa Göksu, Atılgan için şunları söyler:

"0 içedönük, kendi halinde biriydi. Öyle herhangi bir eylemi falan olmamıştı. Benim isteğimle bir araya gelerek yaptığımız toplantılarda pek konuşmazdı. Daha yemek saati gelmeden saatine bakar “Yemeğe ne zaman gideceğiz?” diye sorardı. Kız arkadaşına pek düşkündü. Hapisteyken 'Ben polise, sorduklarında bildiklerimi söyledim. Şunu anladım ki ben yalan söyleyemeyen biriyim.' demişti. Gerçekten de Yusuf namuslu biriydi. Gerçi bize göre polise her bildiğini söylemesi kötü bir şeydi, bir çeşit döneklikti. Ama hemen söyleyeyim ki polise de alet olmamıştır. Hapisten çıktıktan sonra da hiçbirimizle bir daha görüşmemiştir. Bizlerden uzak durmuştur."9

Hapisten çıktıktan sonra Onat Kutlar’a yazdığı mektupta geçen şu ifadeler, Atılgan’ın kısa sayılabilecek bir hapislik döneminden sonra ideolojik bir kalıp içinde anılmaktan bıktığını göstermektedir: "Kimseye mektup yazmıyorum. Çünkü bir ex-komünist olarak öylesine yıldım ki bazı şeylerden ve bazı kimselerden... Kimsenin bilmediği bu Anadolu köyüne çekildim.”10

Bütün bu bilgilere rağmen Yusuf Atılgan’a ait olma ihtimali oldukça yüksek olan bu metnin hangi amaçla yazıldığını tespit etmek çok zor görünüyor. Piyesin yazılmasıyla ilgili süreci bilenler varsa onların konuşması bu meselenin açığa kavuşmasında etkili olacaktır diye düşünüyoruz. Eserin yayın tarihinin net olarak bilinmesi de meselenin kısmen aydınlanmasını sağlayabilir. Eğer eser, 1942 yılında basılmışsa diğer şiirler gibi bir kategoride değerlendirilebilir. Atılgan 1959’da kendisiyle yapılan bir mülakatta “Yazı yazmaya kaç yaşında ve ne zaman heves ettiniz? İIk yazınız ne zaman yayımlandı?” sorusuna şöyle bir cevap verir:

“Heves dediğinize göre çok öncelerden başlamam gerekecek. Lisedeyken kimseye göstermeden şiirler, hikâyeler yazardım. Son sınıfta konusu köydeki bir cinayetle ilgili bir romana bile başlamıştım. O zamanlar sarakaya alınmaktan korkardım. Artık hemşerilerimin: "Hele bak sen. Bunca yıl oku da... Yazık oldu Hamdefendinin paracıklarına" der gibi kıs kıs gülmelerini umursamıyorum. Fakültedeyken hikâyeler, hele şiirler yazdığım bile oldu. Günde 4-5 sayfalık şiirler. İşte o biçim şeyler.”11

Bu cevapta geçen “o biçim şeyler” ifadesi Atılgan’ın ilk yazdığı metinlerden çok da memnun olmadığı anlamına geldiği açıktır. Bu memnuniyetsizlik siyasi sebeple ilişkili olabileceği gibi yazıların basitliğiyle ilgili de olabilir. İster siyasi sebeple olsun ister teknik sebeple olsun yazarın kendisi bu yazıları, yazarlık serüveni içinde çok önemli bir yerde görmemektedir. Fakat araştırmacı merakı, gördüğü her metni değerlendirme heyecanı, yazarların hatırlamak istemediklerinin gündeme getirilmesine neden olabiliyor. Bu türden merakların yazarı bütünlük içinde değerlendirmek gibi bir amaca hizmet ettiği de gözden ırak tutulmamalıdır.

Dipnotlar:

1- Bkz.: Tonga Necati, Öteki Yusuf Atılgan Yahut Aylak Adam Yazarının Diğer Şiirleri, Türk Edebiyatı, S. 507, s. 44-47.; Mehmet Can Doğan, Yusuf Atılgan’ın Şiirleri, Kitaplık , Eylül-Ekim 2015, S. 181, s. 174-180.

2- Yusuf Ziya Atılgan, Çıkış Gecesi, Barıman Yay., İst. 1947 (???), 36 s.

3- Yusuf Ziya Atılgan, a.g.e., 24.

4- Rasih Nuri İleri, 1945 İGB Davası, TÜSTAV Yay., Basım yeri yok 2003, 143.

5- Rasih Nuri İleri, a.g.e., 13.

6- Feridun Kandemir, Enver Paşa Türkistan’da, Barıman Yayınevi, 1945.

7- Nihal Atsız, Yolların Sonu, Barıman Yayınevi, 1946.

8- Turan Yüksel, Eray Canberk v.d., Yusuf Atılgan’a Armağan, İletişim Yay., İst. 1992, 24.

9- Turan Yüksel, Eray Canberk v.d., a.g.e., 23-24.

10- Turan Yüksel, Eray Canberk v.d., a.g.e., 43.

11- R. Görel, Yusuf Atılgan Anlatıyor, Varlık, , 15 Haziran 1959, S. 504, s. 8.

KAYNAKÇA

Feridun Kandemir, Enver Paşa Türkistan’da, Barıman Yayınevi, 1945.

Mehmet Can Doğan, Yusuf Atılgan’ın Şiirleri, Kitaplık, S. 181, Eylül-Ekim 2015, s. 174-180.
Nihal Atsız, Yolların Sonu, Barıman Yayınevi, 1946.

Rasih Nuri İleri, 1945 İGB Davası, TÜSTAV Yay., Basım yeri yok, 2003.

R. Görel, Yusuf Atılgan Anlatıyor, Varlık, , 15 Haziran 1959, S. 504, s. 8

Tonga Necati, Öteki Yusuf Atılgan Yahut Aylak Adam Yazarının Diğer Şiirleri, Türk Edebiyatı, S. 507, s. 44-47.

Turan Yüksel, Eray Canberk v.d., Yusuf Atılgan’a Armağan, İletişim Yay., İst. 1992.

İsmail Alper Kumsar Arşivi
7 Sayı: 7 - Şubat 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler