Otağlar Dikildi, Kopuzlar Çalındı, Yiğitler Söyledi
TEMMUZ Sayı: 7 - Şubat 2017

“Hani dediğim bey erenler,

Dünya benim diyenler,

Ecel aldı yer gizledi,

Fâni dünya kime kaldı.

Gelimli gidimli dünya,

Ahir sonu ucu ölümlü dünya.”

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik dünyasında yeniden yorumlanan eserler olduğunu biliyoruz. Bu eserlerin yorumlanması, yorumlanış tarzı, yorumlayan kişi, yeni eserin beğenisi tartışmalı konular olsa da, asıl metne katkısı ve yerini sağlamlaştırması göz ardı edilemez. Türk kültürünün en eski yazılı kaynaklarından biri olan Dede Korkut hikâyelerinin, “Korkut Ata Ne Söyledi” adıyla yeniden kaleme alındığını görünce ilk hatırladığım, merhum Fuad Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” sözü oldu.

Dede Korkut’un, Türk kültürünü coşkuyla anlatması, kahramanlık hikâyelerinden oluşması, hem manzum hem mensur bu şahesere ilgiyi artırdı. Zamanın hikâye anlatıcılarının, kendilerine ve muhataplarına hangi hikâyeleri, nasıl anlatmalı sorusu bu çalışmanın çıkış noktası olmuş. Bunun ardından gelen soruları Aykut Ertuğrul şöyle sormuş: “Dede Korkut Hikâyeleri’ne bir şekilde yenidenyaklaşmak, bugünden o güne bir köprü atmak mümkün mü? Yeni bir yorum mümkün mü? Yeni bir yazım mümkün mü? Mümkünse nasıl? Biçim mi öz mü? Ya da hiçbir şeyi bozmadan hikâyeleri esas haliyle yeniden çevrime sokarak hikâyenin bizi dönüştürmesini mi ummalıyız? Bu hikâyeleri söyleten ruhla hâlâ bir akrabalık bağımız var mıdır? Varsa ve yoksa bu durum öyküye nasıl yansımalıdır?”

Hikâye yazan ve hikâye üzerine düşünen Aykut Ertuğrul ile Güray Süngü, gündemlerindeki bu soruları; kendileriyle birlikte, Akif Hasan Kaya, Arda Arel, Emre Ergin, Güven Adıgüzel, Güzide Ertürk, İsmail Özen, Mukadder Gemici, Mustafa Çiftci, Naime Erkovan, Osman Cihangir gibi günümüz öyküsünün yeni kuşağındaki öykücülere sormuşlar. Ayrı ayrı veya birlikte okunabilen 12 müstakil hikâyeden meydana gelen Dede Korkut hikâyeleri, dil, üslup, zaman, mekân, form değişikliği yapabilme veya sadık kalma serbestliği içerisinde yeniden yorumlanmış.

Dede Korkut hikâyeleri; Türk dili ve kültürünü destanlaştıran, bizi bize yeniden anlatan, Anadolu’daki yaklaşık bin yıllık inancımızın, töremizin ve ruhumuzun eşsiz bir destanıdır.Yeniden yorumlanan bu hikâyelerin, Türk kültürüyle kurduğu kuvvetli bağ, kültürün dönüşümünü göstermesi, peşinden gelen nesillere bu destanların aktarılması, yeniden hatırlatılması açısından dikkat çekicidir. Bu postmodern anlatı, sadece öykümüz için değil kültür dünyamız için de ehemmiyetlidir ve edebiyatımızdaki yerini elbette bulacaktır.

Yeniden yorumlanan her hikâye, doğal olarak yazarın, düşünce dünyasından, üslubundan, dilinden, tahkiye gücünden etkilenerek ortaya çıkmış. Bazı hikâyeler neredeyse aslına yakın anlatılırken, bazı hikâyeler orijinal metindeki semboller ve kavramlar kullanılarak aynı ruhla modern öykü biçimine dönüşmüş. Genel olarak kabuk üzerindeki değişikliklere rağmen cevhere benzerliği okuyanlar tarafından da görülecektir.

Güven Adıgüzel’in “Ben Boğaç Han, Dirse Han Oğlu” hikâyesindeki destansı tarz, Dede Korkut hikâyelerini hiç bilmeyen birisi için asıl metin gibi tat verecektir.

Arda Arel; “Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması”nı anlattığı “Dedem Korkut’un Çelik Çulluk’tan Kurtardığım Boyu” hikâyesini, kaynak metinden aldığı sembollerle fantastik bir anlatımla sunmuş. Asıl metin içinde seyrederken, çelik çulluk gibi figürleri kullanarak modern bir öykü uyarlamış.

Naime Erkovan, Bamsı Beyrek’i yeniden yazdığı “Dört Kaftan” hikâyesinde, hem kahramana hem bize giyip çıkarttığı kaftanlarla, örtülerimizden sıyırır, hatıralarımızı döker önümüze. Ardından ufku işaret eder ve yapmamız gerekeni hatırlatır.

En iyi bilinen Dede Korkut hikâyesi muhtemelen, “Duha Koca Oğlu Deli Dumrul”dur. İsmail Özen bu hikâyeyi, günümüzde geçen, kısa ve modern bir hikâye olarak tasarlamış. Kısa olmasına rağmen kitaptaki en etkileyici metinlerden biri olan bu hikâyede, ölüm meleklerinin bindiği atların nal seslerini duyabilirsiniz.

Güray Süngü, “Kazılık Koca Oğlu Yegenek”in hikâyesini kör ve sakat bir çocuğun bakış açısından,“Şehit Oğlu” hikâyesiyle anlatmış. Dede Korkut hikâyelerinin karakteristik özelliklerinden biri olan kahramanlığı, şehitlik üzerinden vermiş. Bunu anlatırken kullandığı çocuk bakış açısı son derece canlı ve etkili: “Helal eder misiniz'den sonra helal olsun dedi ahali. İmam inanmamış olacak ki üç kere sordu helal eder misiniz, diye. Ahali sabırlıydı, üçünde de helal olsun dedi.”

Aykut Ertuğrul’un “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi”ni yorumladığı “İnsanların ve Cinlerin Ustası” isimli hikâyesi, Korkut Ata’dan Hz. Hızır’a, Hz. İbrahim’den Üstad Muhammed Siyah Kalem’e, Mardin’den Urfa’ya, İns’ten Cin’e bir yolculuğa çıkartır okuyucuyu. Mehmet Siyah Kalem’in minyatürleri hikâyeyi kuvvetlendirirken, fantastik ögeleri, mitleri, mitlerdeki temel sembolleri kullanarak geçmişle günümüz arasında edebi anlamda kuvvetli bir bağ oluşturur.

Osman Cihangir, “Begil Oğlu Emren”i anlattığı “Zaman Tamircileri”nde, hem bu çalışmanın hem de hikâyenin önemini anlatır: “Hikâyeler bir milletin ruhundan doğar. Her zaman diliminde yenilenir… Her devrin kendine has zaman tamircileri olduğunu, bu devrin tamircilerinin de öyküler yazdıklarını, İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali çabaladıklarını anlatmak isterdim. Bu kopuzun, bu hikâyelerin her daim sürmesi gerektiğini, biz zaman tamircilerinin bir an bile dinlenmeden, aman vermeden hikâyelerimizi anlatmamız gerektiğini, geç de olsa anladığımı demek isterdim.”

Dede Korkut Hikâyelerinin başında bulunan Mukaddime bu çalışmaya dâhil edilmemiş. Hâlbuki Mukaddime’de, Dede Korkut’un nasihatleri, Efendimiz (sav) ve ashabından bahseden bölüm ile dört tür kadını tasvir eden bölüm oldukça dikkat çekicidir.

Yeniden yorumlanan bu hikâyeler müstakil okunabilir ama bunları asıl metinleriyle birlikte okumak da ayrı bir keyif verecektir. Böyle bir okumadan sonra, editörlerin sorduğu soruların hemen hepsine, gerek yazan gerekse okuyan açısından cevap bulunacağını zannediyorum.

Biz de Dedem Korkut hikayelerine benzer bir deyişle sözümüze nokta koyalım: Bu destan "Korkut Ata Ne Söyledi" olsun, yiğit erler hanımlar okusun, bizden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin. Dua edeyim hanım:

Eliniz dert görmesin,

Kelamınız tükenmesin,

Kadriniz kıymetiniz bilinsin,

Kadir Mevla sizi namerde muhtaç etmesin,

Yazanlara okuyanlara dua kıldık, olsun kabul

Derlesin toplasın,

Günahımızı adı güzel Muhammed’e (sav) bağışlasın hanım hey!...

Hüseyin Cömert Arşivi
7 Sayı: 7 - Şubat 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler