Böyle bir çalışma yapma fikri nasıl doğdu?
Güray SÜNGÜ: Bir anda aklımıza gelen bir şey değil. Muhakkak Dede Korkut Öykülerinin kendimizce yeniden yazımını yapsak dediğimiz bir an var ama mesele o an başlamış değil. Hasan Aycın’ın, edebiyatının bize kattığı bir şey olabilir. Onun yeniden yazımlarını okuduğumuzda kaynaklarımıza ne kadar uzak düştüğümüzü de fark etmiştik. En azından bende durum buydu. Unuttuğumuz kim bilir neler vardı, neleri unuttuğunuzu bilirseniz şanslısınız, günümüzde bunu bizler bilmiyoruz bile. Çünkü unuttuğumuz şeyler hakkında fikir sahibi bile değiliz genellikle. Bu hissiyat zamana yayılmıştı, bizim kafamızdaydı, yüzümüzü biraz kendi geleneğimize çevirmemiz gerekmekteydi. Sadece okuyor olmak yetmiyordu, bahsetmemiz de gerekiyordu, başka ne yapmamız gerekiyordu vesaire düşünceler içinde, başlamak için en uygun yerin Dede Korkut Hikayeleri olduğuna karar verdik. En uygun, en kolaydı da. Yazması kolay olacağından değil, kabul ettirmesi, yayılması, teklif götüreceğimiz yazarların bizim gibi düşünmesi olasılığı. Böyle bismillah dedik. İnşallah devamı gelecek.
Öykü yazarlarını neye göre belirlediniz?
Güray SÜNGÜ: Her seçim, dışarıda bırakılacakları da içerdiğinden epeyce zordur. Aşağı yukarı meseleye bizim gibi bakanları seçtik doğal olarak, derdimizi anlayacak olan yazarları düşündük, bir de elbette nazımızın geçeceği, bizi kırmayacaklarını düşündüğümüz yazarları seçtik. Keşke on iki değil de yirmi dört hikaye olsaydı, on iki yazar daha katılsaydı bize, hatta daha da çok olsaydı. Ama böyle oldu. Davetimize icabet eden dostlarımıza da sonsuz teşekkürler.
Dede Korkut Hikâyeleri’nden hareketle güncel öyküler yazılmasıyla neyi amaçladınız? Kitap bu amacı karşıladı mı?
Güray SÜNGÜ: Aslında güncel öyküler değil, bugün yazılmış öyküler ama bir sınırlayıcılığımız olmadı. İster o zamanda geçsin, ister bu zamanda geçsin, ister gelecek zamanda geçsin, ister aslına sadık kalsın, ister aslıyla alâkası yalnızca tematik olsun. Bütün kararlar hikâyeyi seçen yazara aitti. Bundaki amaç da elbette kaynağa dikkat çekmek. Ama kaynağa dikkat çekmek derken, Dede Korkut Hikâyeleri’nin reklamını yapıp daha çok duyulmasını sağlamak değil, nihayetinde Dede Korkut bizden milyon kat daha ünlü zaten. Kaynağa dikkat çekmek derken, anlatımına, meselesine, bunun bir anlatı türü olduğuna, anlatı türü olduğuna göre dokunulmaz vaziyette bir köşede saygı duyularak ama işlevsiz kılınarak beklememesi gerektiğine, kanımıza, canımıza ve yani hikâyemize karışmasına çabalamaktı amacımız. Bir postmodern şıklık peşinde değiliz yani. Her şey hakkında proje öykü kitabı yapılıyor, biz neyi yapsak, aha bunu yapsak, değil yani. Hikâye canlıdır, yaşar, canlıdır ama ölümsüzdür de. Yeniden yazım, aslını bozmak değil, bugüne tercüme etmek değil, aksine manasına yaklaşmaya çalışmak anlamı taşıyor. İnsan, çünkü yazarken de öğreniyor. İşin özü; biz Dede Korkut Hikâyeleri’ni dönüştürmüyoruz, yazarken Dede Korkut Hikâyeleri bizi dönüştürüyor. Bilinir ya, bir şiiri okuduğunuz zaman, şiiri okumadan önceki insan değilsinizdir artık. Bir ölümsüz hikâyeyi yeniden yazma çabasına bu pencereden bakarsak, bakmayı becerebilirsek pek çok meseleyi aşmış olacağız. Biz niyet ettik.
Zamanının sınavından geçmiş hikâyelere yaslanarak öykü yazmak biraz riskli olmakla birlikte, -yazarın yaslandığı hikâyenin gölgesinde kalması gibi- aslında içinde bazı avantajları da –yazarın aslında köklü bir hikâyeden beslendiği için elinin daha rahat olması gibi- beraber taşıyor. Kitabı bütün olarak ele aldığınızda, bu risk ve avantaj dengesinin nasıl gerçekleştiğini gördünüz?
Aykut ERTUĞRUL: İlk bakışta, bir kere cesaret ettin mi sıfırdan hikâye yazmaktan daha kolay görünüyor. Çünkü kadim hikâye geleneği bize özü veriyor ve diyor ki, “bu özü kendi biçimsel numaralarınla, çağının gereçleriyle” anlat bakalım. Bir kere bunalımlarını anlatmaktan, anlatırken kendi içine gömülmekten kurtuluyorsun, sözlü kültür anlatıları dışsal hikâyeler olmasıyla öne çıkıyor ki, modern öykünün en büyük sorunu bence bireyin sıkıntılarına haddinden fazla odaklanmış olması. Anlatacak hikâye aramakla vakit kaybetmiyorsun böylece ama ikinci sorunun önüne düşmesiyle işin zorlu kısmı başlıyor. Peki benim anlatacak neyim var? Meselem ne? Bu “hazır hikâye”de işlemek üzere insanlığın hangi meselesi hakkında derin düşünmüşüm? Önünde zaten yazılmış, anlatılmış, zamanın sınavından geçmiş bir hikâye var ise onu yeniden anlatmak için bir bakış açısı geliştirmen gerekiyor. Bakış açısı geliştirebilmek için de genel olarak bir bakış açısına sahip olman, hikâyeyi buna göre değerlendirip terazinin bir kefesine koyman, ardından terazinin diğer kefesine koymaya cüret edeceğin malzemeyi tespit edebilmen gerekiyor. Bu, sonu gelmeyen, uzayan, uzadıkça bereketlenen bir soru. Bu yüzden de zor bir soru aslında. Benim için öyleydi, diğer yazarlar için de öyle olmuş olmalı ki, ortaya çok iyi sonuçlar çıktı.
Dede Korkut Hikâyeleri’nden hareketle öykü yazılması ilk sanıyorum. Bu çalışmaların devamı gelecek mi?
Aykut ERTUĞRUL: Devamı gelmesini umuyorum. Post Öykü’de altı sayı devam ettiğimiz Acaibül Mahlukat Öyküleri üzerine çalışıyoruz şu sıralar. Yayımlanan öyküleri değerlendirip eksik kaldığını düşündüğümüz konu/mahluklar için sevdiğimiz öykücülere ricada bulunduk bile. Bittiğinde okurla buluşacak inşallah. Diğer yandan Dede Korkut Hikâyeleri üzerine düşünmeye devam etmekte fayda var bence. Aynı öyküleri başka öykücülere de yazdırsak mesela nasıl olur? Mesela Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Cemal Şakar, Hüseyin Su, Sadık Yalsızuçanlar, Hasan Aycın, Necip Tosun, Sibel Eraslan, Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu (ki on oldu bile) gibi usta yazarların Dede Korkut yorumlarını ben gerçekten çok merak ediyorum. “Korkut Ata Ne Söyledi?” sorusu bir kere ve sadece gençlere sorulacak bir soru değil ki? Yazarlar mı? Yazsalar ne güzel olur.
Kitaptaki yazarlar genç öykücülerden oluşuyor. Belli bir kuşağı esas almışsınız. Bununla amacınız nedir?
Aykut ERTUĞRUL: Edebiyat sosyolojisi açısından bir anlamı olması için sorumuza/teklifimize bir kuşak öykücünün cevap vermesi anlamlıydı diye düşünüyorum. “2000’li yıllarda öykü yayımlayan öykücüler” Dede Korkut Hikâyeleri’ne nasıl bakmışlar? Öykü okurları ve eleştirmenlerine adres göstermek istedik biraz da aslında. Okurları bilmem ama öykü hakkında düşünenlerden henüz pek bir ses çıkmadı. Çıkar inşallah. Közler hâlâ sıcak, fazla uzaklaşmış olamayız. Soğudukça duyabileceğimiz sesler de gelecektir.

