Göçmen Bir Kuş Havalanıyor Göğsümden
TEMMUZ Sayı: 7 - Şubat 2017

Sessizliğinden çok anlam çıkaracaklar, konuşmandan yuvasını kaybedecek kuşlar. Bir ruhun dirilişi gibi başlayacak çölde fırtına. Tek düzen, çokça düzen ve tertip ile ilerleyecek ordular. Hazır kıta bekliyor dünyaya nizam verecek yürekler. Bir Aliya duasına ihtiyacımız var.

Aklını yitirmiş, kendini kaybetmiş, yenilmeyi tatmış bir topluluk çıkarsa önüne hiç değiştirme yolunu. Yenilen yine yenilmek ister, yolsuzun yolu yoktur. Tarihi yaşamak da var tarihi yapmak da. Dünyaya eğreti tutunanlar iz bırakamazlar.

Yaşadığı çağda çağ dışı olmak da var. Hakikati kapitalin kirli yüzünde arayanlar da var. Bu çağ çok soğuk. Irak kadar, Suriye kadar, Kerkük ve Halep kadar soğuk. Sistemin çarkına tutunanlar hissetmezler kendilerinden başka hiçbir sesin sıcaklığını. Onlara sıcak gelen ne varsa bize soğuk, onlar için uzak olan bize çok yakın.

Bütün tarih şeritleri, sınır kapıları, setler kalksın aradan. Suların önündeki baraj, akıllardaki soru işaretleri, ayaklardaki prangalar kalksın. Yenilmek de neymiş. Yarı yolda kalmak diye bir şey yok. Çöl sıcağı yakmaz ayakları. Okyanus dalgaları artık tesir etmez yüreklere. Bir kez yürümek için “Bismillah” desin bir yürek; hiçbir şey duramaz önünde. Dünyanın her köşesi devrik bir cümlenin en vurgulu haline hazır: Gidiyoruz alnımızda imandan bir ışıltı.

“Yol onun varlık onun gerisi hep angarya”

Bir bayrak dalgalandıkça gölgesi hep dolacak. Bir bayrak ne kadar uzaktan görünürse o kadar erken doğacak güneş. Hiçbir şeyi tarif etmeye gerek yok. Yeri belli olmalı insanın. Dünyanın ortasında Yaradan’ın gönderdiği yerde. Tüm kum fırtınalarına, yer sarsıntılarına, dalgalara ve rüzgâra karşı “buradayım” demek kadar hiçbir şey ferahlatmayacak içimizi.

Biliyoruz ki cami avluları çok da avutmaz bizi. Çınar ağaçlarının altı, şehrin tenha köşeleri, yağmur kokan sokaklar, gücünü kalemden alanlar, yapma çiçekler, tel örgülerin çiçekli desenleri ve uzayıp giden duvarlar içimize huzurdan bir ışık düşürmez.

Gülen bir çocuk tüm hesapları alt üst eder.

Dünyanın bütün sistemleri alt üst olsun. Umut beklenen eller tertemiz olsun. Dünyanın yerlisi olmak için bütün okyanuslar bir nefeste geçilsin. Umudun sınırı yok. Umutsuzluğun evi, barkı olmasın yanımızda, yöremizde. Hiçbir şey eskisi gibi olmasın istiyorsak eskisi gibi yaşamamak lazım. Yenilgiler bir sis perdesi olarak kalsın geride.

“Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez”

Hiçbir güç insanın kendisinden daha kuvvetli değil. Hiçbir yol bildiğimiz yoldan daha kısa değil. Tarih tüm görkemiyle arkamızda. Ulu bir çınarın gölgesi serinletiyor bizi. Bosna’da, Çeçenya’ya, Kudüs’te, Kerkük’te, Halep’te, sesimizin değdiği her yerde bizde varız demeye devam edeceğiz. Bir Amerikan filminin üzerimize yapışan artıklarını atıp üstümüzden yerli bir rüzgârla savrulacağız zalimlerin yüzüne.

Batının bir balçık olduğu muhakkak. Amerika her daim zulüm üretiyor dünya için. Ne kadar yerli varsa kahroluyor, ne kadar zenci varsa prangalı. Esmer bir direnişi berkitip bileğime, tersine çevirmek içi bütün çarkları dünyanın bütün dillerinde direniş için kalkacağım ayağa.

Sessizliğimden derin anlamlar çıkarsınlar. Suskunluğum bir tufanın başlangıç habercisi olsun. Bir kuş kanatlansın göğsümden havalanıp.

Kanatlarında dünya yükü ağırlık. Hangi yöne gitse artıyor hüznü ve ağırlığı. Bir göçmen kuş olmasaydı sığınıp kalacaktı bir yuvaya. Bir ağacın dalları arasından ya da bir çatının yağmur görmeyen bir köşesinden bakacaktı dünyaya. Göçmendi ve göçmen olmak çok ağır geliyordu kanatlarına.

Acıların üzerinden uçarken kanatlarında derman kalmıyor, gözleri uzağı göremez oluyor. Dumanlar, yıkılmış binalar, “bir umut” diyerek gökyüzüne bakan çocuklar, yaşamak için yapılmış ama şimdi harabeye dönmüş evler, çocuklara çocukluklarını yaşatması gerekirken demir yığınına dönmüş çocuk parkları, susuz havuzlar, çocuksuz okullar, ölümü yaslanmış şehirler.

Dünyanın rengi gittikçe griye dönüyor. Gökkuşağı bile görünmüyor artık. Bütün renkler terk etti insanlığı. Ağlayan her çocuğun gözyaşında akıp gitti renkler bir bir. Dağların rengi değişti, şehirlerin yüzü allak bullak oldu.

Kanatlarında dünyanın günahını taşıyor sanki göğsümden havalanan kuş. Ortadoğu’nun hüznünü, Afrika’nın kahrını, dünyadaki tüm yuvasız kuşların acısını öyle yakından hissediyor ki bir dağın gölgesine bırakıyor kendini.

Göğsümde bir göçmen kuş, çırpınıp duruyor.

Mustafa Uçurum Arşivi
7 Sayı: 7 - Şubat 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler