Acı ve Umut Birden Fazla Yolla Konuşur
TEMMUZ Sayı: 2 - Eylül 2016

15 Temmuz’daki darbe girişimi ve akabindeki büyük halk direnişi, hem bölgesel hem de küresel etkileri, sonuçları itibariyle tartışılmaya devam ediyor. Dahası, bütün hesap ve tuzakları boşa çıkaran, emperyalistlerin ve taşeronlarının hevesini kursağında bırakan, yeni sömürü stratejilerine ve mandacılık tezlerine diz çökmeyen bu halka yönelik oyun ve saldırılara hız verildiğini görüyoruz. FETÖ, PKK, DAEŞ, PYD gibi odaklar; küresel Kabillerin murdar baltalarına yapışarak can almaya, ocaklara ateş düşürmeye, fesadı yaygınlaştırmaya devam ediyorlar. Kaderi sadece kendisine bitişip kalmayan; ayağa kalkması diğer müslüman toplumlar için de önem arz eden halkımız her türlü acıyla sınanıyor.

Acı ve hüzün hep yanıbaşımızda artık. Safımızda, suyumuzda, soframızda. Tankların parçaladığı gencecik bedenlerde. Van’da, Antep’te yakılan ağıtlarda. Gazze’nin fosfor bombalarıyla tutuşan sokaklarında. Büyük bir tabutluğa dönüştürülen Halep’in yetimhanelerinde. Her gün yeni bir yol, farklı bir dil bularak ulanıyor hayatımıza acı. Kıyılarımıza vuran çocuk cesetleriyle söz alıyor bazen. Antep’te, bombalı saldırıda yitirdiği annesinin başörtüsünü koklayarak uyuyabilen evlatlarımızın iç parçalayan sözleriyle yürüyor içimizde. Enkaz altından çıkarılan Ümran’ın, konuşamadan haykırmasıyla ses veriyor dünyaya. Tabutlara sarılıp kalan fidanların, filizlerin hıçkırıklarıyla dolduruyor kulaklarımızı. Buz gibi bir sosyolojinin, kurumlu bir ontolojinin problemlerini aşarak görünürlük kazanıyor.

Edebiyat, sanat salt güncele saplanmak, bir belgeselci yahut tarihçi zihniyetiyle hareket etmek zorunda değil elbette. Fakat kabul edelim ki sarp yokuşların eşiğindeyiz, birçok yönden ve birçok alanda bir ölüm kalım savaşı veriyoruz. Zorlu hatta olağanüstü süreçlerde edebiyatın da bukağılarını kırması, daha diri ve cesaret aşılayıcı bir tutumla söz alması gerekiyor. Altında katledilen insanı hiç görmeyip sadece onun bağlandığı, asıldığı ağacın güzelliklerini övmek de sonuçta bir aymazlık hâli. Bu çabalarda da kolektif bir teyakkuza, farkındalığa, bilinç aşısına ihtiyaç var. “Tutunamayanlar”ın değil “tutulamayanlar”ın çoğalması için ânın vaciplerini de göz önünde bulundurmak zorundayız.

Ye’se düşmek bize haram! Acı ve hüzün de hayatımızın, imtihanımızın bir parçası; umut ve gayret de. İnsanız. Müslümanız. Biliyor ve inanıyoruz ki bize bitimsiz bir yenilgi yok. Kitab’ımızda “yenilgi suresi” yok. Korkuya ve karanlığa diz çöken bir peygamberimiz yok. Alçaklığa, ihanete, karamsarlığa, düşkünlüğe boyun eğen bir amentümüz yok! Bu, bizim hiç bitmeyen ahdimiz, azığımız, diriltici yürüyüş bilgimiz.

15 Temmuz direnişiyle yola koyulan Temmuz, ikinci sayısıyla karşınızda. Yine yüreği ağzında, yine eli taşın altında. Niteliği, estetiği; bilinç ve duyarlıkla örme kaygısıyla küçük bir dua ormanı gibi düşüyor yine yollara.

Daha iyi sayılarda buluşmayı diliyoruz. Bu vesileyle Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, hayırlara vesile olması için dua ediyoruz. Allah’a emanet olunuz.

temmuz-002

Temmuz Arşivi
2 Sayı: 2 - Eylül 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler