Güzel Ahlak İçin Değerli Bir Çaba; İbn Fâtik’in Muhtâru’l-Hikem’i
TEMMUZ Sayı: 3 - Ekim 2016

Matematikten astronomiye, mantıktan felsefeye, tıptan ahlaka kadar birçok alanda ilim tahsil etmiş, bunları hayatın ve devlet idaresinin işleyişi içerisinde bizzat tecrübe ederek sınamış, öldüğünde hanımı tarafından ‘bu adam yaşarken bütün bu kitaplarla yatıp kalktı, dönüp de yüzüme bile bakmadı’ denilerek bütün kitap ve defterleri suya atılmış, birikimini ise bir kitapta toplayarak bugüne, bizlere miras bırakmış ilim ve ahlak aşığı bir kişinin karşısındayız. Bu kişi asıl ismi, Ebü’l-Vefa Mahmudü’d-devle el Emir Mübeşşir b. Fatik el Amiri (V./XI.yüzyıl) olan Muhtâru’l Hikem1 yazarı İbn Fâtik’ten başkası değildir.

Hayatı hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi bulunmadığımız İbn Fâtik aslen Şamlı bir ailenin çocuğu olarak hicri V. (M. XI.) yüzyılın başlarında Mısır’da doğdu. İbn Ebu Usaybia, Fatımi hükümdarlarından ez Zahir ile (1021-1036) Müntasır-Billah (1036-1094) dönemlerinde yaşadığını ve devlet hizmetlerinde yüksek mevkilerde bulunduğu için kendisine “Mahmudü’d-devle” ve “Emir” ünvanlarının verildiği yazmaktadır.2

Abdurrahman Bedevi, Muhtâru’l Hikem’i kaynakları ve tercümeleri hakkında yaptığı araştırmayla birlikte yayınlamıştır. Mahmut Kaya da “Muhtaru’l-Hikem ve Mehasinu’l Kelim’de Aristoteles’e İsnat edilen Hikmetli Sözler ve Bunların Kaynakları” adlı makalesinde bu sözlerin filozoflarla olan ilişkisini araştırmış ve bunları Türkçe’ye çevirmiştir.3

Muhtâru’l Hikem, İbn Fâtik’in bugüne ulaşan tek eseri olarak bilinmektedir. Kitabın Türkçe tercümesi ilk kez Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından basılmıştır. İçerik olarak özetle filozof, hekim, şair, yönetici gibi şahsiyetlerin bulunduğu toplamda yirmi bilgenin kısa biyografileriyle birlikte bizim net bir şekilde ulaşamadığımız çeşitli kaynaklardan derlenmiş bu bilgelere nispet edilen sözler, haberler, nasihat ve öğütler yer alıyor. Bu öğütlerden bir kısmı da sayıca az sözüne ulaşılmış bilgelere ait olup son kısımda derlenmiştir. Bahsedilen öğütler kimi zaman bir diyalog şeklinde, kimi zaman bir mektup, bir vasiyet, bazen bir evlada nasihat bazen de doğrudan hikmetli, veciz bir söz olarak karşımıza çıkıyor.

Güzel ahlakın inşasında görmezden gelinemeyecek çabaların olduğunu gösteren bu öğütler ütopik olmaktan uzak, ayakları yere basan ve toplumda bir gerçekliğe tekabül eden sözlerden oluşuyor. Bugünün toplumları açısından baktığımızda yine karşılık buluyor. Çünkü çağlar değişse de ümmetler gelip geçse de insanoğlu aynı fıtratla yaratılıyor ve kendisine bahşedilen kalbin, tekallüp özelliği değişmiyor. Bu yüzden istekler değişse de isteme duygusu, olaylar değise de hata yapma ya da doğruya ulaşma yetisi akıl varlığında korunuyor. Netice itibariyle insan merkezli yapılan tüm öğütler de her çağın toplumunda karşılık bulmaya devam edecek gibi görünüyor.

Tam ismiyle Muhtâru’l-Hikem ve Mehâsinu’l-Kelim (Hikmetli Sözler ve Güzel Deyişler) eserinin yazılma amacını İbn Fâtik, Allah Teala’ya hamd ve övgüyle başladıktan sonra şöyle açıklıyor:

“Zamanında Yunan bilgelerinin hikmetli sözlerinin ve ilk dönem âlimlerinin öğütlerinin yer aldığı bazı kitaplar okumuş ve onlarda beğendiğim yüce tavsiyeler, kalbimde yer alan öğütler ve hikmetli sözler görmüştüm. Rastladığım bu öğütler, üzerinde düşünen ve gereğince hareket edenler için çok faydalı, onları iyilik yapmaya sevk eden, gereği gibi bir yönetim hakkında bilgilendirici ve ahiret sermayesi elde etmeye teşvik ediciydi. Bu okumalarım sonucunda elinizdeki kitabı telif etmek suretiyle, faydalı gördüğüm güzel öğütleri, etkili tavsiyeleri ve hoş sözleri derledim. Bunlar okuyucunun nefsini terbiye eden, ahlakını olgunlaştıran, okuyucuyu razı olunup övgüye değer bulunan davranışlara teşvik eden, fani dünyadan soğutan, başa gelen musibetlere karşı kalbi yatıştıran ve insanı Allah katındaki güzelliklere yönlendiren sözlerdir.”

Sonrasında özellikle tevhid inancına sahip olan bilgelerin sözlerini derlemeye gayret ettiğine değiniyor. Bu amaçlar göz önünde bulundurularak okunduğunda yazarın ilmini insanların istifadesine sunduğu ve halis niyetlerle eseri kaleme aldığı ortaya çıkıyor ve eserin değerini okuyucu nazarında arttırıyor.

Eserin ismini tam olarak ele aldığımız zaman tercümesi her ne kadar “Hikmetli Sözler” şeklinde yapılması uygun görülmüşse de tamlamadaki “Muhtar” kelimesini atlamamak gerekir. Muhtar kelimesinin tercih edilişiyle de hikmete ulaşmada, aklın seçme vazifesinin esas alınması mesajı veriliyor. Böylece güzel olanı seçip alma, güzel söze uyma fikri ve akla verilen önem daha ilk bakışta inceden inceye hissediliyor. Nitekim kitabın ilerleyen bölümlerinde hatta kitabın genelinde vurgulanan akıl olgusuyla bu zan yerini hakikate bırakıyor.

Bilginin ciltlere sığmayacak kadar çok, isteyenin her an ulaşabileceği kadar yaygın ve hızlı bir akışa sahip olduğu günümüzde bilgiyi taşımak ve hikmeti kuşanmak da bir o kadar zor. Rağıp el-İsfahani’nin el-Müfredat’ta verdiği tanımına göre ‘hikmet, ilim ve akılla hakka isabet etmektir. İnsanın hikmeti varlıkları tanımak ve hayırlı işler yapmaktır. İşte Hz. Lokman’ın kendisi ile nitelendiği vasıf da budur. Allah buyurur ki; Andolsun ki biz Lokman’a hikmet verdik. (31, Lokman/12) ; böylece kendisinin nitelendiği sıfatların hepsine dikkat çekmiş olmaktadır.’ Bu noktada Muhtâru’l Hikem’de, başlangıçta kalbin arınması ve iyi bir hal üzere inşa edilmesiyle genel anlamda hayatta sağlam bir temel üzere hareket amaçlandığını anlıyoruz. Yine bu yolda çıkacak engellere karşı işaretler var, ya bu işaretlere hakkıyla uyulacak ve ebedi mutluluk elde edilecek ya da ebedi bir zillete boyun eğilecek. İşte bunun için hikmet herkes için hayrın anahtarı kabul ediliyor.

Eserde sözün tek başına bir anlam ifade etmediği halde, eylemlerin hem sözü hem ameli ifade ettiğine dikkat çekiliyor. İnsanın insanla ilişkisi hayatın mihenk taşını oluşturuyor ve işlerin yürümesi için itidalli bir ilişki gerekiyor. Bu minvalde kişinin ilmini hilm ile süslediğinde her türlü ilişkisinde ölçüyü yakaladığına ve hayatında hikmeti öne çıkardığına şahitlik ediyoruz.

Hikmetin insan üzerindeki bir diğer tezahürü de kitapta da birçok bilgenin öncelediği vasıflardan biri olan sabırdır. Musibetler karşısında sabredenlerin hayatlarında yakaladıkları bir denge göze çarpıyor. Dünyanın büyüleyici yanı bir kenara itilmiş ama kendileri bir kenara çekilmemiş. Hayatta birçoklarını sürekli durduran, huysuzlaştıran bazen intihara götüren o koca boşluğun, onlarda dolup taşdığına, tatmin olduğuna şahitlik ediyoruz.

Kur’an’da ismi zikredilmeyen ama rivayet çevrelerinde peygamber olarak anılan Şit’in sözleri ve ahlaki tutumları ile başlayan eser, büyük tabip Bilge Galen’in Haberleri adlı bölümle son buluyor. Hermes’in hikmetinden, şair Homeros’un dizelerinden, Elealı Zenon’un Haberlerine, büyük hekim Hipokrat ve matematikçi filozof Pithagoras’tan münzevi Diyogenes’e, zahit Sokrates’ten Eflatun ve Aristoteles’e, İskender ve Batlamyus’un ince ve hikmetli sözlerinden Lokman’ın değerli tavsiyelerine kadar birçok vadide gezintiye çıkacağınız harika bir atlas sunuyor size kitap.

Bununla beraber birçok noktada eleştiriyi hak eden cümleler ve bölümler de içeriyor Fatik’in eseri. Mesela Sokrates’e nispet edilen sözler arasında can sıkıcı bazı kısımlar bulunuyor. Bunlar kadınlarla ilgili aşağılayıcı ve hakir görücü sözler. Burada dile getirmenin uygun olmayacağı adaletten uzak ve hayırlı konuşmaya tezat oluşturan sözlerin hikmetli sözler başlığı altında, bulunması da ayrıca çelişki arz ediyor.

Kitap Lokman Hekim ile ilgili şöyle bir beyanda bulunuyor; “Nakledildiğine göre Lokman’a hikmet verildi, dünyanın kapısı da ardına kadar açıldı. Ne var ki o, dünyayı kabul etmeyip insanların şerlerinden uzaklaştı. İnsanların içine girmemek için Beyt-i mukaddes ile Remle arasında bir yere yerleşti ve vefat edinceye kadar orada yaşadı.”

Hz Lokman’ın hayatıyla ilgili söylenen bu sözler ölçülü bir hayatla temelde bir farklılık arz ediyor. Hakikati tam anlamıyla yansıtmadığı kanaatindeyiz. Çünkü dünyayı tamamen reddetme ve insanları ıslah etmektense onlardan yüz çevirme, onları helake terketme yaratılış amacına aykırıdır. Mekânlar tutarlı olabilir ancak böyle bir hayat tarzının rivayet edilişi zandan öte ithama yaklaşıyor. Nitekim daha sonra oğluna “İyiliği emret ve kötülüğü yasakla...” şeklinde öğütte bulunması, insanlardan azade münzevi bir yaşam iddiasının da olmadığını gösteriyor.

Bazı felsefi tutarsızlıklar ve Kur’an bilgisiyle çelişen anlatıları ayırmak kaydıyla kitap derin hikmetler ve veciz deyişler içermesi ile büyük bir birikimden süzülen damlalar şeklinde okunması gereken son derece doyurucu bir kitap.

Eflatun’un Atina’da iki felsefe okulu kurduğunu ve ilmin müesses hale gelmesinde önemli bir adım attığını öğreniyoruz. Gencin biri Eflatun’a: ‘Sahip olduğun bu ilmi nasıl elde ettin?’ diye sorunca: ‘Kandilimde senin içtiğin sudan daha çok yağ tüketerek’ cevabını vermiştir.

Bir kimse Aristoteles’e “Belagat nedir? diye sorunca o, “az ama özlü konuşmak, süratli ama doğru cevap vermektir” demiştir. İskender hakkında kitaptan babasının onu Aristoteles’e teslim etmiş olduğundan ve Aristoteles’in de vasiyeti üzere onu güzel bir eğitimden geçirdiğini öğreniyoruz.

Muhtâru’l Hikem’de İskender’e dair; “Akdeniz kıyısında İskenderiye şehrini kurmuştur” ve “...Zülkarneyn, Türkler dahil olmak üzere bütün doğu ülkelerine gitti, oralarda şehirler kurdu, set yaptı ve hükümdarlar tayin etti. Ayrıca her birini gücü nispetinde yıllık olarak ödemesi için vergiler koydu. Harikulade işler yaptı ve sonra Batı’ya döndü” şeklinde tarihi bilgiler de yer alıyor.

Batlamyus’un “Hikmet, kalpte biten ve dilde ürün veren bir ağaçtır” tanımı mutlaka hatırda tutulması gereken bir tanım olarak kitapta kayda geçmiştir. Yine alıntılanan sözlerinden birisi de “İnsandan ibret almayan, onlara ibret olur.” Medargis isimli bir bilgeden “Cesaretin afeti düşünceden yoksunluk olduğu gibi ilmin afeti de hilm ve erdemden yoksunluktur” sözü aktarılmıştır.

Son olarak kitabın bitiş kısmında derlenen sözlerden bir kaçı şöyledir; “Bilginin eserinin sahibi üzerinde görülmesi, onun bu uğurda verdiği çabanın bereketi ve semeresidir.” “Zahid, ne şükrü helali geçen, ne sabrı haramı geçen, ne bir lokma bir hırka edebiyatı yapan, ne de saçı başı dağınık olan kişidir. Zahid, nefsini çirkin arzulara tamah etmekten alıkoyabilen kişidir.”

“Bir konu üzerinde iki kez düşünen kişi pişman olmaz; çünkü ilk düşünce nefsin arzusu, ikincisi ise aklın gereğidir.”

“Erdemli bir ruh için dünyada rahat yoktur.”


1- Muhtâru’l-Hikem, Hikmetli Sözler, İbn Fâtik, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2013, 1.Baskı. Çev: Osman Güman, Ed: Abdulkadir Coşkun

2- TDV Diyanet İslam Ansiklopedisi 19.Cilt Sf. 482 İbn Fâtik Maddesi, Bekir Karlığa

3- TDV Diyanet İslam Ansiklopedisi 19.Cilt Sf. 483 İbn Faatik Maddesi,Bekir Karlığa

Büşra Ceyran Arşivi
3 Sayı: 3 - Ekim 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler