Ümran Dakneş ve Zianna Oliphant’e
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Kaybetmek istemiyorsunuz. Tahammülünüz yok, kimsenin sizden hesap sormasına. Ötelerden dolaşmak istiyorsunuz. Başka bir dünya arıyorsunuz. Geleceğiniz tehlike altında. Savruluyorsunuz. Dağılıyorsunuz. Akın akın geliyorlar. Yeryüzü ayaklarınızın altından kayıyor.
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Okyanuslara açıldığınız gün, sinsi bir gülümseme vardı yüzünüzde. Kabaran iştahınızı denizden karaya, karadan denize saçıyordunuz. Doğudan ışığınız kesilmişti. Nasibinizi kurutmuştunuz. Toprağın sesine yabancı, göğün bereketine nankördünüz.
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Dalgalarla çarpışa çarpışa vardığınız yeni kıtada, güvenli limanlara erdiniz. Sevgi gördünüz: öfkelendiniz. Öldürmek nedir bilmeyen insanlar, size yiyecek verdi: öfkelendiniz. Değerli armağanlarla sizleri karşıladılar. Duadan ve sevgiden başka silahları yoktu: öfkelendiniz. Tanrı’nın bağışladığı her şeyi size açtılar. Yürekleri de, evleri de gökyüzü gibiydi. Irmak gibiydi. Yağmur gibiydi. Toprak gibiydi. Dosttu: öfkelendiniz.
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Onların var oluşları anlam yüklüydü. Her şey, bir o kadar saf ve temizdi. Evlere arkalarından girilmez. Esenlik dileyince düşmanlık beklenmezdi. Oysa siz sürekli acıkıyordunuz. Sizin yüzünüzde garip çizgiler oluşuyordu. Gözleriniz daha önce güneşin vurmadığı başka / tuhaf yuvalara dönüşmüştü. Hiçbir şeyle yetinmiyordunuz. Hep daha fazlasını istiyordunuz. Ne isterseniz veriyorlardı: öfkelendiniz. Gençtiler. Diriydiler. Güçlüydüler. Mutluydular. Yeryüzünün kirlerine bulaşmamışlardı. Sizin değer verdiğiniz şeylere dönüp bakmıyorlardı: öfkelendiniz.
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Daha, diyordunuz. Sömürdükçe semiriyordunuz. Daha, diyordunuz. Yok ediyordunuz. Daha dedikçe azgınlaşan iştihanız gemiler dolusu adama dönüşüyordu. Karanlıktaydınız. Karanlık ambarlara doldurdunuz. Nefes alamıyor, hareket edemiyorlardı. Zincirlemiştiniz. Milyonlarca insan sanki hiç yaşamamıştı. Hiç görmedikleri gemilerde, hiç bilmedikleri yerlere taşınan yüzbinlerce insanın ağızlarına döktüğünüz yemekler, onur kırıcıydı. Onur kırıcıydı o halde ihtiyaç gidermeleri. Utanıyorlardı birbirinden, siz hiç utanmıyordunuz. Yeryüzü daraldıkça daralıyordu. Ambarlarda sessiz ayetler duyuluyordu. Dilsiz adamlara kırbaçlarınız iniyordu. Demir çubuklarınızdan çıkan ateşlerde bedenler parçalanıyordu. Öfkeleniyordunuz. Bir bir eksiliyorlardı: öfkeleniyordunuz. Kanatlanan ruhlar için yakarış ayinlerini esirgiyordunuz. Ne diriye, ne göçüp gidene saygı duyuyordunuz. Size hiçbir şey yapmadıkları için onlara öfkeleniyordunuz.
*
Biliyorum,
Öfkelisiniz, karanlıktasınız. Rengimizin bir önemi yok, çığlıklarını duymak istemiyorsunuz. Küçücük çocukların öldürülen babaları için döktüğü gözyaşlarında boğulmaktan korkuyorsunuz. Protesto yapmak zorunda olmamalıyız, sözleri kulaklarınızı sağır ediyor. Öfkelisiniz: sokaklarını ayırmıştınız. Öfkelisiniz: her taşıta binemeyeceklerini tembihlemiştiniz. Öfkelisiniz: sizin gibi giyemez, sizin gibi davranamazlardı. Saygıda kusur etmemeliydiler. Siz ayakta iken onlar asla oturamazdı. Öfkelisiniz: bir yıldan daha uzun bir süre boyunca otobüslere binmediler, her yere yürüyerek gittiler. Öfkelisiniz: hayır, dediği için Rosa Parka! Size hayır demek, yeryüzünün yeni tanrılarına... Size hayır demek; bütün olasılık hesaplarının dışında deli saçması şey!
Biliyorum,
Öfkelisiniz. Karanlıktasınız. Rahatsız ediyor sizi Bartolome’ de Las Casas’ın itirafları. Daha fazla gizleyemeyeceksiniz suçlarınızı. Zevk için katlettiğiniz canların vicdanı sesler, yükseliyor eski-yeni kıtalardan. Sharpeville Katliamı’nın ağıtları sarsarken ruhlarımızı Malcolm, şehadet parmağını kaldırıyor. Öfkeleniyorsunuz: İmam Abdullah Harun, kıbleden esen rüzgârın serinliğini duyuyor.
Biliyorum
Öfkelisiniz. Karanlıktasınız. Bir ironi değil bizimki. Salkım salkım hüzün tanelenir göğüslerimizde. Ve siz, Beyaz Adam; öfkeden kuduracak, karanlığınızda boğulacaksınız!
1 Muharrem 1438


