Yenilmez Bir Mevsimdir Ölümüm
TEMMUZ Sayı: 20 - Mart 2018

Dırdır eder siyasetçiler, sanatçı soytarılıkta ustadır, tüccarın dudaklarından akar ağzının suyu, din adamları sahtedir, kadınlar yırtlaz, kentler yosmadır. Ulur çilingirler, sirenler yırtar göğsünü bir minarenin. Ben Guta’da ölen çocuğum. Sesim çıkmaz. Çünkü açlıktan ölürüm bombalardan önce.

Ben ışığı bombalardan, yağmuru kandan, güneşi kurşundan, gölgeyi ölümden ezberlemiş bir çocuğum Guta’da. Ölüler geçer uzun yelkenliler gibi gözlerimden, annem geçer, süt emen kuzular geçer. Benim, morgların soğuk mermerleri gibi üşüyen ellerim vardır. Ölümü bir hamayıl gibi taşırım boynumda.

Sessiz kemiklerin bir senfoniye dönüşeceği mezar şehirler görüyorum ben. Ben ki, meleklerin yüzünü göstermekten çekindiği, gecenin surlarında parlayan, yahut uzak denizlerin gecesine düşmüş ay gibi yalnız bir nöbetçiyim bu esaret zindanında.

Ben Şib-i Ebu Talib gecesiyim rüyalarınıza. Ben bir yetimim, ben ölümü kanla süslenmiş bir öksüzüm. Benim kalbim açlıktan örülüdür, nefesim susuzluktan. Gözlerim bir zindanın penceresidir. Ellerim Habbab bin Eret’in elleridir. Nefesim Ammar bin Yasir. Ben kurumuş deriler kemiren Şib-i Ebu Talib’in gözdesiyim. Hatice’nin ellerini bekleyen çocuğum ben. Ebu Cehil’in öfkesi dolanır üzerimizde, Ebu Leheb’in kini. Ben bir vicdan muhasebesiyim. Kalbim ölgün bir örülü saç tutamıdır sözlerinize.

Siyer derslerinize düşerim belki! Düşer de, bir Şib-i Ebu Talib mesnevisi, bir Bilal hüznü, bir Sümeyye çığlığı olurum. Ben Guta’da düşen alın yazısıyım. Açlığın, ateşin, bombaların, gecenin hükmü altında kalmış bir çocuğum ben. Bir Hişâm b. Amr, Züheyr b. Ebî Ümeyye, Mut’im b. Adiy yok mu, bu rezil ambargoyu delecek, bir Ebu’l-Bahterî, Zem’a b. Esved ve Adiy b. Kays yok mu? Neredesiniz? Yoksa neresi diye de mi bir yer yok?

Şam’ın gölgesiyim ben, Emeviye camiinin minaresinden havalanan kumrulardan gelir güzelliğim. Ben Şam’ın kenar mahalle çocuğuyum. Ara sokakların sesiyim, yıkık evlerin avlusunda kalmış bir oyuncak bebeğim ben. Tekerlekleri sökülmüş bir bisiklettir bacaklarım.

Biliyorum yetmez zulmü kaldırmaya acıların yüklemi. Yetmez ah ile büyüyen kalbi annelerin. Zalimin kırılası ellerini kesecek bir Ömer öfkesi, bir Hamza bileği, bir Mus’ab yüreği, bir Halid neşesi gerekir.

Guta’da ölen çocuğum ben, kimliksiz, isimsiz, mezarsız, güneşsiz, susuz, evsiz bir çocuğum ben.

Şarkı söylerken uydurduğunuz sözlerden değilim ben, şiir yazarken geviş getirdiğiniz mısralardan, konuşurken ağzınızı yaydığınız cümlelerden değilim. Yıldızların sesini dinlemiş, palmiyelerin kırılan dallarına ağıtlar yakmış, minarelerin yıkılan bedenlerine tutunmuş, zeytin ağaçlarının gölgeliklerinde hayal kurmuş, portakal bahçelerini özlemiş bir çocuğum. Guta denilen bu esaret zindanında, bu Şib-i Ebu Talib’de yüzünü göremediğim bir ustanın şarkısını dinlemek isterim. Bir umut şarkısını, bir bilinmez geceye yazılmış güneşin şarkısını, suyun akışına, yıldızların efsunlarına dalmak isterim. Ama hiç biri olmaz. Olmayacak biliyorum. Ama ben bunları istemekten usanmam.

Ben Guta’dayım ey efendiler. Bombaların evi, silahların şakırtısı olan Guta! Ocağı yıkık, sesi kısık, elleri kesik, boynu bükük Guta! Onurlu Guta, kahraman Guta!

Ağlayan bir ışık gecesinin duasıyım ben. Ben her mevsimin ölümü olurum burada. Görmediğiniz, bilmediğiniz, işitmediğiniz, gelmediğiniz, gitmediğiniz Guta’da!

Yenilmez bir mevsimdir ölümüm.

Temmuz Arşivi
20 Sayı: 20 - Mart 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler