Göçmen bir Kallbimiz Oluyor Kudüs’e Baktıkça
TEMMUZ Sayı: 13 - Ağustos 2017

Bir dünyanın sürgünleriyiz. Bir toprağın yetimleri! Bir kuşun kırık kanadı. Suyu kurumuş çeşmeler diyarından geçiyoruz. Bulutlarına küsmüş bir gök gibi gözlerimiz. Çocuklarımız yapraklar gibi dökülüyor sokaklara. Gök kahrını yeniden biriktiriyor. Toprak gazabını topluyor. Alnımızda bir damar kabarıyor yeniden. Tam fışkıracak yerinden kızıllaşıyor kanımız.

Şimdi bitimsiz bir günün sabah olmayan gecesinden çıkıyor Kudüs. Fecre ve yeryüzüne andolsun diyerek çıkıyoruz biz de. Kalbimiz bir asude bir şehir arardı kendine gitti ve Kudüs’ü buldu. O Kudüs ki yeryüzünün şarkısını söyler, insanlığın şarkısını. Göklerin sarkıtılmış kandilidir Mescid-i Aksa. Süleyman’ın emaneti, İsa’nın viladeti, Davud’un, Musa’nın, Yahya’nın, Zekeriya’nın nezafetidir.

İşgal devleti İsrail mescitlerimizi insansızlaştırmaya çalışıyor. Mecsitlerde Allah’ın adının anılmasını engelleyenlerden daha zalim kimse olamaz diyor kitabımız. Bir direniş bilinci çoğaltmalıyız. Sadece Kudüs ve Mescid-i Aksa değil coğrafyamızın tamamında saldırı, katliam ve sürgünler var. Beldelerimizin tarihsel ve coğrafi kimliğini yok etmeye çalışıyorlar.

Filistin Biladü’ş-Şam’ın bir parçasıdır. Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye Biladü’ş-Şam’dır. Kudüs ve Şam kardeştir. Tüm kardeş beldelerimiz gibi. Buhara’dan Kayravan’a, Kudüs’ten Bosna’ya şehirlerimiz kardeştir. Irmaklarımız kardeştir, dağlarımız kardeş.

Ortadoğu bir söylence, bir ideal, bir ütopya değildir. Hatıralarımızın, tarihimizin canlı yatağıdır. Mezarlarımızı alıp götüremeyiz, o halde burası bizim evimizdir. Göbek bağımızı düşürdüğümüz yerdir ve biz buradayız. Mescitlerimiz, köprülerimiz, çarşılarımız, çeşmelerimiz, medreselerimiz varlıkla kurduğumuz ilişkinin, hayatı var etme çabamızın, yaratılmışa, toprağa, taşa olan yaklaşımımızın en somut nişaneleridir.

Tarihin kalbi ve insanlığın rahmidir, çünkü insanlık öncelikle Kabe denilen o ilk evin etrafında halellendi, oradan dalga dalga dünyanın dört bir tarafına, kuzeye Mezopotamya ve oradan daha kuzeye doğru Asya steplerine uzandı. Akdeniz’i üstten dolanarak batı yönünde ilerledi ön Asya’yı geçerek Toroslardan, Rodop Dağlarından geçerek Avrupa’ya uzandı. Akdeniz’i alttan dolanarak İfrikiye’ye kadar uzandı, Mağribi vatan kıldı, Sahra Çölünü aşarak güneye yöneldi ve bugünkü Cape Town’a kadar ulaştı. Doğuya yönelip Perslerin ülkesini, iktidarlarını yok ederek, Hind ve Çin diyarlarına uzandı ve buraları kendisine yurt edindi. Bu muhteşem ve görkemli tarihi yürüyüş, yer yuvarlağını Müslümanların vatanı haline getirdi. Ondan dolayıdır ki yeryüzü mescit, müminler cemaat, ezanlar tekbir oldu.

Ortadoğu mukaddes beldelerimizin ve mabetlerimizin evidir. Kudüs oradadır, Beytü’l-Makdis oradadır, Mekke oradadır, Kâbe oradadır. Medeniyetimiz kadim şehirleri Fustat, Dımeşk, Bağdat oradadır.

Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur demiş eskiler. İngiliz general Edmund Henry Hynman Allenby Birinci Dünya Savaşında Filistin ve Suriye cephelerinde İngiliz harekatlarını yönetiyordu. 9 Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal ederek ‘Kudüs Fatihi’ ünvanını almıştı. Böylece Kudüs Selahaddin Eyyubi’nin 2 Ekim 1187 tarihinde Hıttin Savaşı ile fethedişinden 730 yıl sonra yeniden barbar batının eline geçiyordu. İki gün sonra Şam’a geçen Allenby, Emeviye Cami yanındaki Selahaddin’in kabrine giderek bir ayağını mezarın üzerine koyup ‘Kalk Selahaddin! Kalk bak biz yine geldik!’ diyerek dedesi Richard’ın intikamını aldığını ilan ediyordu.

Her birimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Her bir delikanlı bir Selahaddin bir Musab bin Umeyr olma idealine sımsıkı tutunmalı ve bunun kavgasını vermelidir. Her bir kızımız Rufeyde bin Saâd olmalıdır.

Şimdi bize de düşen sazımıza, sözümüze öykümüze can vermektir. Şair meydanda olmalıdır ya da gidip ölü evine oturup ağlamalıdır. Sözümüzü kavi kılmak, tarihimize ve coğrafyamıza sahip çıkmak, kıblelerimizi korumak için uyuyan uyanmalı, yatan kalkmalı, oturan yürümeli, yürüyen koşmalı ve şafağı yakın kılacak bir çabaya omuz vermelidir.

Allah’ın gülleri yakanızı bırakmasın.

temmuz-013

Temmuz Arşivi