İnsanlar idealleriyle yaşar, paylaşımlarıyla birlik oluşturur, birbirine gölge oldukça ferahlık verir. Modern insan akıntıyla yüzmenin kolaylığını bir tarafta nöbete durmanın zorluğuna tercih eden adamdır. Bu ülkede yaşanan sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel hayat da modern hayattan bağımsız değil aksine kendine has bir moderniteyi de git gide üreten bir yapıya sahip. Herkesin hemfikir olduğu bir konuda konuşmak kadar zor bir uğraş yoktur. Herkes ikna olmuşsa yapılacak şey ikna olmamış zavallılara bir deli gömleği giydirerek onları modern hastanenin psikiyatri kliniğine göndermek olmalıdır. Mutlu ve memnun görünmeyi başaramıyorsanız siz normal muamelesi göremezsiniz. Mutlu görünmek gerçekten sadece görünmek gibi bir ikiyüzlülüktür aslında.
Modernitede devletin pastoral iktidarı zorunlu olarak doğal süreçleri kontrol altına almak, şekillendirmek, yeniden inşa etmek ve yeniden üretmek ile kendisini inşa eder. Emanet yerine sahiplik, tehlike yerine risk, ticaret yerine saf kazanç, kültür yerine kod ve şablon, insan yerine vatandaş birey inşa ederek yeni bir tasarım yaratmıştır. Bu durumda can çekişiyor fakat pişmanlık içerisinde değil.
Yaşadığımız zaman dilimi, kendi toplumumuz da dahil olmak üzere insanların birer gölge halinde yaşadıkları bir devir. Loş sokak lambaları altında gece zangoçlarını beklerken bulvarlara düşen birer gölge olarak yaşıyor insanlar. Hepsi yalnızlık içerisinde, bunalımda, nihilizmin kıyılarına doğru sürekli yalpalayan bir gemi gibi! Büyük bir yorgunluk ve bıkkınlık çağındayız. Bu çağ yeni başlamadı.
Biz Müslümanlar bu yıkıntı biriktiren, umutsuzluk çoğaltan çağa bir iddia ile girdik. Uyanma, dertlenme, silkelenme, bir araya gelme, yardımlaşma duygularıyla birbirimizin elinden tutacak, düşeni kaldıracak, yetimin gözyaşını silecek bir çaba içerisinde olacağız dedik. Kültürümüzü, örfümüzü koruyacak, ıslah edecek, yeniden inşa edecek ve geleceğe uzanan bir yolun ışıklarını yakacağız dedik.
İşlerimizin ölçüsü Kur’an, örneği ise Resul’ün (s) sünneti olacaktı. Medeniyet birikimi, kültür atlasımızın renkleri, sesimiz, sözümüz şiirimiz, edebiyatımız, öykümüz destanımız hayatımıza renk katacak, sanat ve mimarimiz yaratılmışı algılama biçimimizin somut birer nişanesine dönüşecekti. Oldu mu, bir şeyler oldu ama ne olduğu sorusuna herkes aynı netlikte cevap veremiyor; En iyimser yaklaşımdan en kötümser yaklaşıma kadar çok çeşitli bir görme biçimleriyle karşı karşıyayız.
İdeallerinin uğrunda koşmak için bir iddia sahibi olur insan. Kimseye ağız eğmez, boyun bükmez. Göğün maviliğinden gönenir, yerin toprak kokusundan donanır, ormanların uğultulu neşesiyle silahlanır, dua ile boyanır da öyle koyulur yola.
Bu iklimde söz üretmek, yazmak, konuşmak için göklerin diline ayarlı bir ağız, yerlerin sesini duyacak bir kulak gerekli. Çabamız dünyanın bir akıl dışılığı büyüttüğü bu zamanda, ölümlerin, zulümlerin, sürgünlerin çağında birer tanıklık bırakmaktır. Mevsimler, yıllar, çağlar geçtikçe duracak bir tanıklık.
Vesselam!

