Yorgun Kandillere Çerağ Olmak
TEMMUZ Sayı: 22 - Mayıs 2018

Yorumlanmış bir dünyada yaşıyoruz. Sorularımızı kaybettik. Her şey sorularımızı kaybetmekle başladı. Çünkü aradığımız şeyi soramaz olduk. Kaybettiğimizi arayacaktık. Ama aramak için ilk adımı atacağımız soruları kaybettik. Ne arayacaktık, neyi arayacaktık? Sorular kaybolunca cevapların bulunması artık imkânsızlaştı.

O halde neler oluyor? Yarı büyülenmiş, yarı sarhoş, yarı harap olmuş bir halde devinip duran bu hal neyin nesi? Görmekte olduğumuz, her gün yeni şaşkınlıklara, hayretlere, yeni akıl almazlıklara, akıl dışılıklara şahit olduğumuz bu dünyada neler oluyor? Neye şahit oluyoruz? Yaralı bir bunalım mı, bezginlik ve çaresizlikler içersinde başka bir imkânı kalmamış ölümcül bir dünyanın sürünüp gitmesi mi gördüğümüz?

Bir ölüm ayini mi bir doğum beklentisi mi? Can verilirken damarlardan çekilen dikenli tellerin verdiği azap acısı mı; bir doğum beklentisinin sancısı mı? Bir ölüyü defnedip yeni bir dünyaya doğru yol mu alacağız; yoksa bu bizim ölüm merasimimiz mi? Soruları nerelerden keşfederek çıkarıyoruz? Doğru sorular bunlar mı?

İsmini bulmakta zorlandığımız bu çağ, bu dünya neyin nesi? Temiz giyimli bankacılar, ağzını yayarak konuşan medya patronları, kibirden yapılmış uluslararası topluluğun sözcüleri, aydın korkulukları, gazete şaklabanları, fabrika ve emlak dünyasının hokkabazları, borsa manipülatörleri, çenebaz politikacılar, büyüme rakamlarını ezberlemiş ekonomistler, vatandaşlığın metafiziğini çoğaltan ulu sosyologlar, medeniyet peygamberleri, adalet azizleri, büyük gazetelerin kibirli editörleri, güvenlik şefleri, vicdan guruları, hiçbiri asla sıradan olmayan, olmamaya yemin etmiş büyücek adamlar tüm bu konularda ne diyorlar? Dünyayı bir enayi çiftliği gibi görerek tuzağa düşürme peşinde olan bu kibar hırsızlar, nezaketli zorbalar dünyanın gidişine ne diyorlar?

Hepsi dünyanın çok değiştiğini, değişime ayak uyduramayanların yok olacağını, yoksa kendilerinden başka herkesin ve her şeyin anlamsız gölgelere dönüşeceğini söylüyorlar. Kimse gık demeden büyük oyunda yerini almalı. Daha çok çalışmalı, üretim düşürülmemeli, borsa patlama yapmalı, döviz rezervleri yükselmeli, kredi notları yüksek olmalı.

Onların şirketlerini, borsalarını, altınlarını, petrollerini, insan haklarını, demokrasilerini, liberal utanmazlıklarını, muhafazakâr şiddetlerini aşağılamadıkça, gözleri kısıp, dişleri gıcırdatmadıkça, dizeleri namluya sürüp bir şiir çatmadıkça, sokak başlarını tutmadıkça, bir öyküden manifesto çatmadıkça, eylemin ekin tarlasında türküler söylemedikçe onların azgın develeri ekinlerimizi talan edecek. O halde bir şiir söyle, bir öykü yaz, bir slogan at!

Bir Ramazan iftarı örgütle, bir sahur çat fakirlerden, yetimlerden, yolda kalmışlardan. Bir merhamet ırmağına su ver. Geceyi omuzlayan bir kandilin çerağı ol. Bu dünyanın rengini değiştirecek, bir kardeşlik imparatorluğu kuracak bir Ramazan’a hazırlan. Ekmeğe, suya, havaya, zeytine, incire ve tüm emin beldelere yemin olsun ki bir Müslüman bunu yapabilir. Vesselam!

temmuz-022

Temmuz Arşivi