Oturduğum minderin altımdan kaydığını duydum
Kayaları çatlatan dizeleri okuyunca
Gerçeğin peşinden durmadan koştum
Sesim tokat attı mağara duvarlarına
I.
Bir kez daha
Dünyaya haykıramadıklarım yumrukluyor içimi
Hıncımı dilimin kanıyla besliyorum
Çaresizliğin ellerini boğazında hisseden anneleri
Yüzü gözü toz içindeki çocuklarıyla
Bir yardım sesi ararken görüyorum.
Solmuş günler, pörsümüş hayatlar
Bize nerede olduğumuzu hatırlatıyor.
Bir ergen, şehirleri pay ediyor bütün kibriyle
Yumuk dudaklar, ağlak romantizmlerle
Terk ediliyor, vicdanlara düşen bir halkın çağrısı.
II.
Yumrukların havaya ne için kalktığı belli değil
Göğüs kafesimde bir kul ağrısı, hak ağrısı
Sancı her yerde ama kalplerde değil
Şişkin cüzdanların verdiği güvenle
Marşlara katılmak
Şehirlere can, ülkelere lânet yağdırmak
Çok zor değil.
İnanmıyorum odalardaki ağlamalara
Sıralı listelerde adımın yazılmasından korkmuyorum
Atom bombasından, nükleer silahlardan,
Bir gözyaşı hakkından korktuğum kadar.
Hukukun üstünlüğüne de inanmıyorum insan haklarına da.
III.
Tuz bankaların ve sırça köşklerin
Un ufak olacak son mısra yazılınca
Şehrin bağrına diktiğin gökdelenlerin
Mekânlar lâzım atlarımızı bağlamaya.
Bilmem Keynes’i, Smith’i, Franklin’i
Bizimdir Yunus, Nef’i, Itrî
İyi dinle; duyduğun bu Türk müziği
Savaş başlıyor, kuşandık dizelerimizi.


