“Hayrınız şerre muhatap değilse yaşamınızı gözden geçirmelisiniz.” Vız. Dedemin anlat anlat bitiremediği mevzusudur bu vız… Anlatırken şehit olduğu mevzu vız… Bir kaplanın bir antiloba açtığı yaradaki mikropları temizlerken mevta olmuş dedemin, hayat memat mevzusu bir bakıma aslında vız. “Sözlerim seni yaralamadıysa başka yerde merhemin senin” düsturunu yeri gelmişken zikretmeliyim vız. Şer görünürde hayr, hayr görünürde şer hesabı vız… Hayrında gadre uğramış bir dedenin torunu, ben Kamil eteğimdeki taşları dökeyim istiyorum bugün, vızıldamayı bir kenara bırakarak. Yeter. Şiştim. Dinleyin ey yarenler. Ne diyordu şair? “vakti duymak doruğuna varanlar.” Vay ki ne vay! Hocam sen neredesin bu yarım akıllılar nerde? Ben de diyorum ki ”vakti öldürmek gayyasına düşenler, siz de geberin inşallah.”
Herkes bizim vızıltımıza takmış vaziyette. Ulan sanki siz hiç ses çıkarmıyorsunuz değil mi? Kahkaha atarken hiç kendinize baktınız mı veya uykunuzda ne fena sesler çıkardığınızı hiç teraziye koymuşluğunuz var mı? Lavaboda (dikkatinizi çekerim), trafikte birine sallarken veya iş yerinde sizden alt departmandaki çalışana bir hatasını söylerken, karınızla atışırken mesela kendinize rast geldiniz mi hiç? Oysa ben kendine rast gelmeyi önemserim. Kardeşim bir dur, düşün. Yok. Ne gezer? Nefretle başlayıp sinek vızıltısıyla biten dünyanın bütün cümlelerini, ahmaklıkla başlayıp kişioğluyla biten dünyanın bütün cümleleriyle, selamlıyorum. Duyurulur. Bilmem anlatabiliyor muyum? İkinci içerlediğim mevzuysa “nokta nokta nokta gerisi sinek vızıltısı” deyimi… Bu kibre bir dur demek vacip oldu artık. Ulan bu mevzu esastan zail. O zaman kedileri öldürelim fare içinde kalın ya da maymunları hapsedelim muzlara gün doğsun. Nasıl? Kardeşim yaratılanı severiz yaratandan ötürü. Siz hiç Yunus okumadınız mı? Bu ne kibir? Aha buradan söylüyorum. Sineksiz kalasınız da başınıza mikroplar üşüşsün inşallah. Başınıza sinek kadar taş düşsün diyeceğim ama bu beddua değil, bildiğin dua olur. Hiç işim yok size dua edeceğim öyle mi?
Efendim dedem malum vefat edince, bizimkiler burada azık da rızık da kalmadı bize, diyerek çıkmışlar yola. Yol gidenin kılıç kuşananın… Az gitmişler uz gitmişler şehre yerleşmeye karar vermişler. Şehrin ücrasında mevsimin de kış olması zaruretiyle, Salih Efendi adında bir lostra salonu sahibinin hanesine açık bir pencere marifetiyle misafir olmuşlar. Ben küçüğüm daha. Salih Efendi isminin hakkını teslim eder bir âdem. Namazında, takva ehli, müselman. Karısı karı, tam yukarda anlatmaya çalıştığım türden. Koltuk altından tutun cağıl cağıl ayak ucuna kadar ter içinde, gözleri ferfecir, kamilen sinek düşmanı, şişko Fadike. Libası katrani, dudağının sağ yanağıyla birleştiği yerde daima yarım bir Bafra. Allah’ım her şeyi bilir mi bir insan? Sor söylesin. Sor söylesin dediğim öyle bayağı mahalle lakırdısı değil ha. Yanlış anlamayın. Sultan Aziz’in nasıl katledildiğini sorun, anlatsın sol kaşı yukarda gözleri kapalı, yarım saate. Nerde bir havadis orda Fadike. Daha doğrusu Fadike nereye havadis oraya. Alaylı hem de kralından… Kulağı yerin altına da üstüne de deliktir evelallah. Bu âdeme bu kadın… Rabbim hikmetinden sual olunmaz. Bir kızı var ergen irisi Safinaz. Ona ergen uzunu demek daha yerinde olur sanırım. İnce uzun, fasulye gibi bir şey… Yemek yemez, cips elinde sürekli, sorulmadıkça konuşmaz. Bir mağaza vitrininde görsen elbise mankeni sanırsın. Allah günah yazmasın gider durduğu yere benzer dediği bir canlı vardı. Tövbe tövbe… Nerdeyse hiçbir şeyden anlamaz mı bir insan? Hakkını yemeyeyim o fasulye boya, o kısa kestane saçları, manasız biçimde ortadan ayırma gayreti her türlü takdirin fevkinde… Allah Fadike’ye konuş, buna sus demiş. Baba, ana, kızı baka göre az kıkırdamışlığımız yoktur bu hanede.
Son zaman Fadike kafayı bizimkilere takmasın mı? Yok, bu zemheride, bu haşarat nerden türemişmiş? Yok, bu zıkkımlardan hiç hazzetmezmiş. Bak bak bak. Fadike’ye dünya bol, bize dar. Yok, bu pis iblisler kaç gündür nerden çıkasıymış böyle? Hasbunallah! Söyleyene bakın hele. Tutturdu illaki haneyi ilaçlayıp komşuya damlayacak.
- Kız Safinaz kunduracıya koştur (kocası), sinek ilacı temin etsin! Kız Safinaazz dedim. Kör olası, uğursuz nerdesin kııız?
Safinaz her zamanki alıklığı ve bönlüğü üzerinde, kısık ve emin bir sesle:
- Sinek ilacı nerde ola ki?
- Kız kunduracı bulur.
- Eczanede olur mu ki?
- Kundura…
- Veteriner daha mantıklı bence.
- Baban düşünse bunu a kızım izin versen de.
( Agâh olana sinir harbi sinyali Fadike’nin…)
- Ya her ikisinde de yoksa o zaman nolcak?
- Safinazz dedim!
- Ya her ikisinde de varsa nerden alsa ki o zaman? Fadike hallenip üzerine yekinip de:
- Seni ebussuudun oğlu alası seniii!
( Safinaz’ın çocukluktan beri tehdit edildiği kâbusu.)
Tehdidin şiddetini ancak idrak eden Safinaz, yel olup esti sanki cümle kapıdan. Akşama “etme” dese de Salih Efendi, Fadike kafaya koydu, bizi temizleyecek. Akşamdan kapı pencere kapatılıp her bir gedik tıkanınca durumun vahametini anladık anlamasına ama yapacak bir olur mu sinek kısmına? Hayat ne gerek sinek bize? Hayat âdemoğluna güzel… Sarıldık sırnaştık sinek familyası. Millet fosur fosur uyurken biz zırıl zırıl ağladık, ağlaştık. Tünelin ucundaki son ışık da söndü söner. Sabah ola hayrola dedik.
Sabah kahvaltı edildi. Salih Efendi işe geçirildi. Safinaz Allah’a emanet diyerek okula postalandı cani Fadike tarafından. Kaldık mı baş başa cellâdımızla? Hemen banyoya yollanan Fadike zehir spreyini açarak haneyi adamakıllı zehre boğdu. Banyoda bulunan biz sinek familyası patır patır dökülmeye başladık bile. Ben bütün nefesimi tutup Fadike’yi takip etmeyi son anda aklettim. Cümle kapıdan onunla kendimi dışarı zor attım. Baş dönmesi, sersemlik dışında ciddi bir sorunum yoktu. Şükür. Bütün matemimle o soğuk da saatlerce Fadike’yi bekledim. Allah’ım bu sefer bu soğuktan sana kavuşacağım. Aile katilini hayat ümidi diye beklemenin ne menem bir şey olduğunu benim kelimelerim anlatmaya kifayet etmez.
Öğle sonrası geldi Fadike, elinde küçük bir çanta, yüzünde yılışık bir tebessüm. Tüm katiller gibi hem de pürneşe… Kapıyı pencereyi açıp, bir iyi havalandırdı haneyi. Gözlerimin önünde tüm ailemin naaşını da ceryanlayınca elektrikli süpürge ile Bafra’sı ve bütün neşesiyle pencere pervazında ahaliyi seyre durdu. Ben yasımı bile yaşayamadım doğru dürüst. Ceddim atam deyip, ağlayamadım. Akşam Salih Efendi, Safinaz gelince yemek yenildi, hanenin temizliğinden dem vuruldu durdu. Sonra herkes odasında uykuya geçti. Ben sabaha kadar oraya vız buraya vız uçtum da uçtum. Anasını yitirmiş kuzu gibi meledim desem daha doğru olur. Sabah ezanı okununca şu Salih Efendi’nin başında vızıldayıp, onu namaza uyandırayım bari dedim. Vız vız vız vız vız vız. Salih Efendi kalkmıyor. Vız vız vız da vız vız. Top atsan umuru mu Salih Efendi’nin? Yok, Salih Efendi’nin uyanacağı yok. Esneyip, gerinip bizim iğneyi zerk edince, üzerime hışımla bir elin indiğini ancak fark edebildim.
Size dedemi anlatmış mıydım?


