Muharebe Mısraları
TEMMUZ Sayı: 20 - Mart 2018

Dinleyin beni ey insanlar!

İğne iplik dikili dudaklarıma bakın,

Siz de görün kör gözlerimle gördüklerimi,

Sağır kulaklarımla duyduklarımı işitin,

Zehirli sözlerimin tadına bakın,

Dokunun hadi olmayan ruhuma.

İşte anlamaya başladınız bile.

İşte bunlar hep aşktan!

Ve ben; Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma öfke,

21. yy’ın hüzün manifestolarından en gösterişlisi,

En çelik bileklisi müdafâ-i hududun,

Kumarbazların en katmerlisi.

Biliyorum artık yağmurun neden yağdığını,

Rüzgâr gülleri neden hep aynı yöne dönüyor,

Neden yakılmıştır düşlerin ucu,

Ve neden sonbaharın rengi turuncu.

Bilmek yetmiyor çoğu defa,

Sabır gerek gâvur zamana.

-Sık dişini çenemizin kırılmasına az kaldı-

Yaşamak

Bir ceylan gibi tedirgin,

Kendinden güneş gibi emin,

Ekmek kadar doyurucu; mübarek,

Düşman mermisine koşarcasına,

Süngüyle korkusuz.

Mütemadiyen huzursuz,

Yaşamak.

Dinmeyen bir yalnızlıktı bizimkisi,

Evvel zaman içinde bir vardı bir yok.

Uykulardan hep tedirgin uyandık sebepsiz.

Üryan rüyalardı bizimkisi,

Yine de sevemedi bizi zaman,

Trigonometri ve izafiyet gibi şeyler.

-Bu yanlışlıkta bir iş var-

Sonradan anladım üşüdüğünü ayaklarımın,

Yürüdükçe dünyanın sırtında.

Kelimeler yarım deniyor şu sıra,

Kelimeler yorgun, yazılmıyor kalanlar.

Düşmansa hep mevzide, elinde mitralyözle,

Konuşuyor interneyşınıl kuklalar.

Konuşunca köpekler,

Ne ateş düşüyor ocağımıza,

Ne bozuluyor dirliğimiz.

Çünkü aşkla attık ilk düğümü,

Yesi’den aldık nefesimizi.

Çağlar sonrasından duyduk,

O kadim sesimizi.

Burak Kara Arşivi