“Sultançiftlik Kadar Bir Çiçek” Ayağını Bastığı Yerden Konuşan, Ferah ve Özgün Şiirler
TEMMUZ Sayı: 20 - Mart 2018

Ceylan Öztürk’ün ilk şiir kitabı “Sultançiftlik Kadar Bir Çiçek” Avangard Yayınları’ndan Aralık 2017’de çıktı. Ergin Günçe’nin toplu şiir kitabı Türkiye Kadar Bir Çiçek çağrışımı herkesin aklına gelir. Ceylan Öztürk Sultançiftlik diyerek alanı daha dar tutmuş. Bunu ayaklarını bastığı yerden, şahitlik ettiği gerçekten, somut olandan hareketle konuşmak biçiminde anlamak mümkün.

Ceylan’ın İmanı başlıklı açılış şiiri tek nefeste okunamayacak uzunlukta tek parça (duraksız) mısralarla başlıyor. Tek nefeste okumaya çalışmaktan kaynaklanan sıkıntıya benzer bir duygu yaşıyorsunuz. İki ve üç parçalı mısralarda hızın artmasıyla birlikte bu duygu durumu kayboluyor. Şiirlerin bütününe hâkim bir özellik olmamakla birlikte yer yer aynı durumu yaşadığımız başka şiirler de var.

Öztürk kendisinden (üç şiirin başlığında adını kullanmış mesela), çocukluğundan, ailesinden söz ederek Sultançiftlik ölçeğinde bir Türkiye panoraması koyuyor önümüze. Babaları işçi olan kardeşlerin bazı giysi ve eşyaları ortak kullanmaları gerekmiştir. Bu işçi baba, Kur’an’ı unuturlar diye çocuklarını Fransa’ya götürmek istemez. Şairin doğduğu yıldan (1992) geriye doğru gittiğimizde hangimizin ailesi böyle bir aile değil ki diye düşünebiliriz. Öztürk’ün beni biz’dir diyoruz yani.

Şair şahitlik ettiği gerçekten hareketle konuşuyor demiştik. Şahit olduğu gerçeği çarpıtmadan, hayatı yaşandığı haliyle anlatmayı başardığını da söyleyelim. “… bazen kimse kimseyi günahı kadar / Sevmiyor bazen de kurban oluyoruz birbirimize” Şiirleri etkili kılan bu mısralarda görüldüğü gibi gerçeğe, duygu ve düşünceye ayna olma özelliği ve kendi hakkında konuşurken “… ne kadar saftım salak manasında” diyebilen cesaret.

“… kalas gibi insanlar / Olarak kaplıyoruz odalarda sınıflarda yer rol yapıyoruz paso” Araya başka kelimeler alınmak suretiyle yer kaplıyoruz söz diziminin değiştirilmesi dikkat çekiyor. Olarak kelimesinin ikinci mısraya sarkıtılmasıyla birlikte bu değiştirme işlemi okuyuşu aksatsa da bunu farklı bir ifade arayışı olarak anlıyoruz. Öztürk, “Bunu bilince genç olmak yetmiyor fayrap, Çok bir boşluk gibi fazla bir şey anlamadım, Nişanlıları için hep özlüyorlar çünkü” mısralarında görüldüğü üzere eksiltili, buluşçu ve alışılmadık ifadelerle özgün bir söyleyiş yakalamaya çalışıyor, yakalıyor da. Son mısrada mesela nişanlıları için özlüyorlar demek harika bir buluş. Zihnimiz bu ifadede özlemek yerinde üzülmek kelimesine alışık. Şair mısrayı akla bu kelimeyi de getirecek şekilde kurarak yakalıyor özgünlüğü.

Bağlı ifade, önceki mısradan çıkarak devam etme neo-epik şiirin belirgin özelliklerinden biri. Öztürk’ün bu imkânı da başarıyla kullandığını görüyoruz. “Ayakta uyumuyorum çünkü geceleri televizyon kapandığında uyuyorum / Türkiye’nin geri kalanı gibi / Türkiye’nin geri kalanı gibi göz kararı kullanmayı seviyorum malzemeleri” Bağlı ifade ile yazmak şiiri devam ettirme noktasında olduğu kadar bütünlüğü sağlama noktasında da önemli bir imkân. Öztürk’ün de gayet derli toplu yazdığı görülüyor.

Şair nereye ayak bastığının ve oraya ayak basmayanlarla aralarındaki farkın farkında. “Tesettürün önemini Nevada’daki çıplak dağları gördüğünde anlayan birinden / Öğrenecek değilim Allah’ın sınırlarını” diyerek anlayış farkını ortaya koyuyor. İlk mısra ilk bakışta kapalı görünebilir. Değil aslında. Şair çıplak kelimesini boşuna dağların sıfatı yapmıyor. Tesettür kelimesiyle oluşan tezat, anlamı açığa çıkarıyor. Demek istediğimiz şu: Tesettürün önemini çıplaklıkla ilgisi üzerinden değil Allah’ın emri olarak anlayan bir kavrayış söz konusu burada. Bu şekilde neyi nasıl anladığını ya da anlamadığını belirterek anlayış bakımından kendini ayırma konusundaki çabası dikkat çekici Öztürk’ün; ki biz bunu kendi kültürel kimliğini inşa ya da fark etme çabası olarak anlıyoruz. Bu çabanın neticesi Türkiye’nin, Türkiye’ye ait ve dair olanın ve ülkesini seven halkın tarafında yer almak şeklinde beliriyor.

“amca demeyeceğim tramvaydaki adama / türk filmi çekmiyoruz çünkü” Bu mısralarda çünkü yerine sonuçta demek üstteki mısraya kafiye yapacağından daha isabetli bir tercih olabilecekken şair, çekmiyoruz kelimesiyle birlikte aliterasyon sağlamak için çünkü demiş görünüyor. Bunun söz etmeye değer tarafı şairin şiiri yazdığı sırada son andaki dikkati.

“ben artık hiç kimseyi sevmiyorum / hiç de evlenmeyeceğim büyüyünce / anneme babama bakacağım derdi ümmü gülsüm - allah çirkin şansı versin yavrum der gülümsersiniz” Böyle konuşur gibi ve sanatsız görünmeyi, sokakta nabzı atan dili de bir imkân olarak ustaca kullanıyor Öztürk. Bu imkân aslında neo-epik şiirin gücünü de oluşturuyor. Çünkü açıklık, anlaşılırlık sağlanırken, belirsizliğe, şaireneliğe fırsat tanınmıyor.

“… aptallık da kötülüktür akletmiyormuşuz ya hani” gibi doğrudan Kur’an’a, “ricalü’l-gayb hani üçler yediler kırklar” gibi yine inanca ilişkin telmihler var. Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen mısrasıyla Neşet Ertaş’a, Bütün ayrılıklar bir gün bitecek mısrasıyla Hakan Arslanbenzer’e, flört neydi flört emekti mısrasıyla Selvi Boylum Al Yazmalım (şairin sinema yazıları yazdığını biliyoruz) filmine telmihler de var. Bu telmihler şairin dünyasını, dünyaya nereden, hangi anlam evreninden baktığını anlamamız açısından önemli.

Rorschach Kayıtları başlıklı şiirin kitapta dördüncü sayfayı oluşturan bölümü ilginç. Modernliğin Sosyolojisi başlıklı kitaptan yapılan bir alıntı şiire dâhil edilmiş. İlginçliği iklim değişikliği ile açıklamak mümkün. Sevdiğiniz bir şiiri okurken birden sosyolojinin (bilimin) kavramsal, yer yer anlaşılmaz gelen dünyasına geçtiğinizi düşünün. Bunu tecrübe etmeyen okur yoktur sanıyoruz. Şairin bu tecrübeyi şiire taşıma maksadının sanat ve bilim arasındaki farkı ortaya koymak olduğunu düşünüyoruz.

“On sekiz kasım: ya el yelil (lilili) yelil yelil diyen sese borçluyum / Yaşamak bu değil” mısralarında görüldüğü üzere ferah ve neşeli bir üslubu var Ceylan Öztürk’ün. Şairin yaşamı, dünyayı anlayış bakımından kendini ayırmayı önemsediğini söylemiştik. Alıntıladığımız mısra bu anlayışın üsluba yansıdığını da gösteriyor aslında. İmzasız bile olsa bir Ceylan Öztürk şiiri kendini belli eden, özgün bir şiirdir diyerek bitirelim.

Sadık Koç Arşivi
20 Sayı: 20 - Mart 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler