Bugün 6 Haziran 2017. Kerem çok sıkıntılı, acılı, çok mutsuz. 11 Haziran 1957’de doğan; 11 Haziran 1987’de ölen karısı Gülendam’ı, beş gün sonra ziyarete gidecek. Tam otuz yıl sonra Gülendam’ın mezarının başında ağlayacak, Kerem’in çığlıkları bir yaz günü mezarlıktan ara sokaklara yayılacak ve tüm şehri kaplayacak. O zaman çok meşgul olan şehirliler bu çığlığı anlamayacak; yalnız saklambaç oynayan sarışın ve esmer çocuklar; bir ses duyduklarını sanacaklar.
Kerem sürekli takvim yaprağına ve saatlere bakmaktadır. Saniyeler, dakikalar, saatler bir türlü geçmek bilmiyor. Oysa annesi yanı başında olsaydı; doya doya annesine sarılsaydı. Babası, babaannesi sağ olsalardı. Hep birlikte Gülendam’ın mezarına giderler; dua ederler hep birlikte gözyaşı dökerlerdi. Gözyaşları rüzgârlara, yağmurlara karışır; Sündiken dağlarının eteklerine ulaşırdı. Kerem ta çocukluğunda dağlara uzun uzun bakar; kekikleri, çiçekleri merak ederdi.
Eylül 1963
Kerem o yıl 4. sınıfa geçmişti. Sabah kahvaltısını yapmış, çantasını hazırlamış, alelacele evden çıkmıştı. Koşar adımlarla okula gidiyordu. İki sokağın kesiştiği köşeye gelince bir kızla çarpıştılar. Bu köşe Kerem’le Gülendam’ın kaderlerinin birleştiği bir yer olarak trajedilerinde yerini aldı. O gün okula başlayacak Gülendam çok heyecanlıydı. İkisi de yere düştüler. Gülendam sinirli bir şekilde ‘önüne baksana salak’ diye sitemde bulundu. Çok şaşkın olan Kerem kıza baktı ve ‘Senin ismin ne?’ diye sordu. Kız da Gülendam diye karşılık verdi. Bu ismi hiç duymamış olan Kerem ‘bu ne biçim isim be’ dedi ve ikisi birlikte Mal Hatun İlkokuluna doğru yola koyuldular. Zaman burada koptu. Hayat bir tesadüf müydü? Soru işaretleri, ünlemler, noktalar, noktalı virgüller, virgüller… Hayat bir tesadüf müydü?
1971 Yazı
Günler, haftalar, aylar, yıllar ardı ardına geçmiş ve o yaz Kerem, lise diplomasını almaya hak kazanmıştı. Belediyede işçi olan babası, oğlunun lise diplomasına çok sevinmişti. Kerem büyük bir sevinçle Akademi’ye kayıt oldu. Kerem o okuldan o okula kayıt filan derken Gülendam aklına geldi.
‘Gülendam seni nasıl unutabilirim?’ Sen Gülendam bir Leyla isen ıssız çöllerde ben de peşinden seraplarla gelen bir Mecnun’um diye derin düşüncelere dalardı. Bahar geldiğinde Kerem mezarlıktan papatyalar toplar, Gülendam’a verir, sonra ikisi birlikte papatyaların yapraklarını koparırlardı. ‘Bu papatya falı da ne saçma şey’ derdi Kerem. Gülendam ise güneş doğuyor ve batıyorken fallara ne gerek var derdi. Sonra mezarlıktan aşağı hızla koşarlardı. Allah’ın arzında bu iki insan hızla çoğalıyorlar, kelebeklere, arılara, kuşlara, en çok da kumrulara eşlik ediyorlardı. Şehrin dışındaki mahallelerinden bir ucube gibi duran şehre, şaşkınlıkla bakıyorlardı. Oysa şehirde caddeler, dar sokaklar, vitrinler, mankenler, ambarlar, depolar, toptancılar, manifaturacılar, ayakkabıcılar, ayakkabı tamircileri vardı. Şehirde büyük saatler, arabalar, kamyonlar, gürültüler eski bir senfoni gibi çağıldıyordu.
11 Haziran 1977
Gülendam ‘doğum günümde evlenelim Kerem’ demişti. Öyle de oldu. 11 Haziran 1977 günü evlendiler. Kerem 23 yaşında, Gülendam ise 20 yaşındaydı. Çok sade ve mutlu bir evlilik merasimi oldu. Eş dost, akraba, mahalleli, çifti tebrik ettiler, hayır dilediler. Kerem de babası gibi belediyede çalışmaya başladı. Sabah erkenden kalkar, kahvaltısını yapar, Odunpazarı’nın tarihi sokaklarını adımlayarak mezun olduğu Atatürk lisesinin önüne gelir içinden ‘vay be ben bu okulda üç yıl okudum mu?’ diye hayıflanırdı. Sonra Alaeddin parkında bir süre Alaeddin Camii’ni seyreder, sonrasında da belediyenin yolunu tutardı. Tam on yıl sürdü bu mutluluk. 1977’den 1987’ye kadar bir zaman aralığı işte. Eskişehir belediyesi, parklar, basamaklar, belediye otobüsleri, dolmuşlar… 11 Haziran 1987 günü her şey bitti. Koskoca şehir sanki Kerem’in üstüne yıkıldı. O gün Gülendam öldü.
KİMİ TARİHLER:
1957 DOĞUM
1977 DİRİLİŞ
1987 ÖLÜM
2017 YENİDEN DİRİLİŞ
Kerem bu tarihleri ve kelimeleri tekrar ederek mezarlığın yolunu tuttu. Bugün 11 Haziran 2017. Kerem’le Gülendam’ın bir mucizeyle yeniden dirilecekleri bir gün. Tam otuz yıl sonra dedi Kerem, otuz yıl sonra Gülendam’la yeniden kavuşacaklardı. Odunpazarı şehir mezarlığında iki sevgili yeniden kavuşacaklardı. Eskişehir gerçekten eski bir şehre dönüşecek, rüzgâr ağaçların yapraklarını sallayacak, kuşlar ağıtlar yakacak, kuru otlar kıpırdayacak; bir karanlığın içine gömülmüş şehirliler bir sağırlık içinde bir şey duymayacaklar. Uzun saatler, tozlanmış kitaplar, yarılmış gök, külrengi bulutlar; eşyanın sonsuz hareketliliği. Belki de bir akşamüstü yağmur yağacak.
Kerem mezarlığın güneybatısına doğru yürürken, birden ufukta Gülendam belirdi. Kerem, Gülendam diye çığlıklar atarak hayalin peşinden koşmaya başladı. Aman Allah’ım dedi Kerem; Gülendam’ın hayaline yaklaştıkça, kadının hayali ondan uzaklaşıyordu. Mezarlığın sonuna gelen Kerem’in önünde bir tünel açıldı. Kerem koşa koşa tünelin ucuna geldiğinde Gülendam’la yeniden karşılaştılar. Gülendam meleklerin beyaz kanatlarında; sürekli kaçıyor sürekli savruluyordu.
Kerem burası bir Frigya şehri dedi. Şehirdeki her Frigya’lıya Gülendam’ı sordu. İnsanlar tarihsel bir şaşkınlıkla bu yabancıya baktılar. Kerem ağır sarsıntılarla yeniden güneybatı yönüne doğru koşmaya başladı. Bir şehre daha geldi. Askerlere baktı. Burası bir Bizans şehriydi. Askerlere Gülendam’ı sordu. Askerlerin hiç biri Gülendam’ı tanımıyordu. Askerler dilini bilmedikleri bu yabancı için; bir meczup galiba diye serzenişte bulundular. Kerem yeniden güneybatıya doğru koşmaya başladı. Kendini yeniden bir şehir içinde buldu. Burası da bir Selçuklu şehriydi. Çarşıyı dolaştı. Bütün kadınlara baktı. Hiçbiri Gülendam’a benzemiyordu. Bir çeşmeden kana kana su içti. Kaderleri gözledi. Doğudan bir ışık belirdi. Kerem kendini bir Osmanlı şehrinde buldu. Gülendam burada da yoktu. Yaşadığı şehrin bütün bir tarihsel serencamını yaşamıştı. Acaba dedi Kerem bir rüya mı gördüm, yoksa delirdim mi?
Sonra kendini Gülendam’ın mezarı başında ağlarken buldu. Gülendam Kerem’in gözyaşlarını sildi. İki sevgili o anda gerçek vuslata erişmişlerdi. Gülendam Kerem’e beyaz bir mendil hediye etti. Mendilin ortasına kırmızı bir gül işlenmişti. Gül ve endam, bulutlar ve yağmurlar, dağlar ve nehirler, doğu ve batı, kuzey ve güney, anneler ve çocuklar, acılar ve sevinçler bir bağış gibi önlerine serilmişti. Karanlık çökünce Gülendam’ın hayali kayboldu. Haziran Temmuz’a, Temmuz Ağustos’a hazırlanıyordu. Yaz, şehrin dışına doğru genişliyordu. Bahçeler, tarlalar, bağlar, kırlar büyük bir sevinçle iki sevgiliyi selamladılar.
Kerem büyük bir sevinçle eve döndü. Lambayı yaktı. Evdeki fotoğraflara baktı. Dedesine, babaannesine, babasına, annesine, okul fotoğraflarına uzun uzun baktı. Perdeleri çekti. Masanın üstündeki kitapları ve 5 miligramlık Diazem kutusunu süzdü.
Kerem iki adet 5 miligramlık Diazem aldı ve derin bir uykuya daldı.
