mektep sıralarına uzak çocuksu ve firari
kuralsız aşkları özleyen gençtim
gök yaklaşınca sığınırdı yalnızlığım bulvarların duldasına
mermerlere düşen gözyaşı uyanırdı mısralarımda hüzünlerime
bir düş gibi izi yoktu izbeliklerimin
bir kandil yakar karanlığa, beklerdim fırtınayı
dileklerin eşiğinde büyüyen direniş
bu muştuyla kalkardı her sabah
yalnız değildim
sözlerim vardı içime birikmiş hayallerim
yüzün koyun şehirlerin alacakaranlığında
gençliğe okunan şiirlerim
yıllar geçer titreyerek beklerdim güneşin ışığını
şafağın gözyaşıyla yıkardım elimi yüzümü
ıslak kalırdı ufuklara biriken bulutlar
yürürdüm telaşsız istasyonlara yorgundu sonbahar
direnirdim tezgahlarda nakışlarıyla yürürken acıyan şehre
aşinaydı gözlerim uzaklara mırıldanan şarkılarımla
tomurcuk güller kanat çırpan kelebekler
ürperirdi karanlık günün ışıklarıyla
yeşeren baharın yaprakları dallarda
baskın yerdi uyku öncesi el ele tutuşmuş gözyaşlarım
dökülürdü bulvarların elemli günlerine
tozlu günlerde şıkırdayan parmaklarım
tomurcuklanırdı terleyen yüzümün kıvrımlarında
eskiyen gün anılarıma beliren sızı
kanırtılan dal, kanatılan yüzümün cizgisi
ve yoksulluğun gurbetinde çaresiz
bir dalgınlık katardı saçlarıma
yumruklardı bağrımı var olmak için
yürürdü delikanlı kimlik üşüyen ayaklarıma
sokulurdum şehrin kalbine bir zemheri olarak
dadanmıştı sorulara kaybolan korkularım
günün yongasını süpüren mazinin ışığı
nafile bir zamana adamıştı geceyi
nerede kaldı düşlerime direnen çığlık
bazı günler kırıp dökerdi ruhumdaki çalkantıyı
bir direniş bırakır tutsak çiçeğe
bitkin düşen sızılarım dizimin dibinde
bilmezdi kimseler dilimin fırtınasını
ekmek arası aşk uyanırdı yeni anlamlarıyla
umursamazdım kalabalıklara karışan gürültüleri
adımlarken kaldırımları, sinema önlerinde
dudak bükerdim suskun yerli karıncalara
serin bir aydınlığın hünerlerine adanmış
koşardı günlerim rüzgarın ardına
kederli geçerdi ilmek atılmış asi zaman

