Hızırla Kırk Saat, 1933 doğumlu Sezai Karakoç’un 40 bölümlük bir ırmak şiiridir.
Kitaplaşmadan önce bazı bölümleri Büyük Doğu dergisinde yayımlanan bu hacimli şiir; birçok yönden Karakoç’un edebî çabasının, inşa etmek istediği poetik hisarın mihenk taşıdır. Belirleme yerindeyse, bu kitap onu İkinci Yeni vadisinden bütünüyle ve açık bir şekilde koparmış; yeni ve farklı bir yol bilgisiyle donatmış, dönemin tematik eğilim ve verimleriyle uzlaşmayı reddeden nevi şahsına münhasır bir tercihle buluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde doğan “İslamcı” ilk edebiyatçı olmasını sağlayan bu yöneliş, hem geleneğe hem de Avrupa ve Afrika’dan gelen etkilere açıktır elbette. Fakat sonuç itibariyle bağımsız kalma noktasında titizlendiğini, kendi kişisel çabasını büyütüp zenginleştirerek yürümek istediğini söylemek de mümkündür. Şiirdeki bu yeni hattın, zamanla düzyazı türündeki çeşitli kitaplarla edebî avlusu genişleyecek, ihtiyaç duyduğu mühimmatı da tedarik ve tahkim edilecektir.
Karakoç, kendisiyle yapılan bir söyleşide, bu şiiri, Yenikapı’ya inerek deniz kenarındaki kahvelerde yazdığını belirtmektedir. Şiirin yazımının iki ay sürdüğünü, bütününün adeta kırk saatlik bir randevu sonucunda ortaya çıktığını dile getirmektedir.
Klasik İslam kültür ve edebiyatının çeşitli unsurlarını taze bir şiir anlayışı çerçevesinde yeniden yorumlamak, onları yeni bir dil ve bakışla çağdaş edebiyata taşımak, böylece fikrî ve siyasî yönelişini edebî alanda da perçinlemek isteyen Sezai Karakoç’un, bazı yönleriyle destan özelliği taşıyan fakat tek bir tema etrafında örülmeyen bu uzun şiirini romana benzetenler de olmuştur. Peygamber kıssalarına telmihler, İslam tarihinden mülhem motifler, şehrengiz parçası sayılabilecek bölümler, kudemânın haddesinden geçmiş imajlar ve mecazlar vardır şiirde. Bu şiirlerin yazıldığı günlerde, gasıp ve katil İsrail’in Arap ülkeleriyle girdiği Altı Gün Savaşlarının yaşandığı da hatırda tutulmalıdır.
Arapça ve Farsçaya da çevrilen kitaptaki ilk 19 şiirde, bizzat Hızır’ın kendi diliyle kendini anlattığını söylemek mümkündür. Ashab-ı Kehf’in hikâyesi ile başlayan 20. şiirden itibaren, anlatımın daha çok İslam tarihi eşliğinde kurgulandığı, yer yer şairin çocukluk ve ilk gençlik anılarına da yer verdiği görülmektedir. Devingen, esnek, sıçramalı bir zaman ve mekân algısının öne çıktığı şiirlerde, adına rağmen geniş bir şahıslar kadrosu da söz almaktadır. Geçmişin kahramanlarını, kıssalarını, değerler dizgesini bugünkü toplumun huzuruna çıkaran parçalarda, lirizme epik bir eda ve söyleyiş de eşlik etmektedir.
Hem ilahiyat hem de edebiyat alanında çokça işlenmiş, tartışılmış, hakkında ciddi bir külliyat oluşmuş bir isimdir “Hızır”. Halkın gündelik hayatında, deyimlerinde, bazı anma ve kutlamalarında, isimlendirmelerinde de ağırlıklı bir yer tutar nitekim. Kul bunaldığında, büyük bir sıkıntıya düştüğünde ortaya çıktığına, “yetiştiğine”, Allah’ın izniyle darda kalanlara yardım ettiğine inanılan Hızır’la ilgili tercihin; şiirin yazıldığı dönemde hem Müslüman dünyanın hem de şairin bunalması, çırpınması, bir çıkış / kurtuluş yolu aramasıyla ilgili manevi, psikolojik bir art alana işaret ettiği de söylenebilir. Hızır, yer yer kolektif bir kişilik, vahyin inşa ettiği hayatı ve tarihi topluca temsil eden çok yönlü bir aktör olarak da çıkar karşımıza. Söz gelimi şiirin 7. bölümünde bir çocuk tasvir eder Hızır’ı. Fakat bir tür geçişkenlik ve sıçramalar içinde anlatılan o değil de Hz. Muhammed’dir sanki:
Yaşı hep altmış üç
Yüzü yeni gelmiş bir vahiy gibi
Gözlerinin önünde hep rahman suresi canlanır
Kalbi hep yasin okur
Kulağında ilk ayetlerin depremi
Ben Hızır’ı gördüm kardeşim
Ermişler için topluyordu zeytinleri
Konuşması hint ilâhisi
Ürküntüsü çocuk çilesi
Genellikle dağ havasını taşıyan biri
Yemesi bir gülün dirilişi
40 bölüm boyunca, bir ayağını hep tarihte tutmasına rağmen yeni ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açan şiirin iki ayrı anlatıcısı vardır: Hızır ve şair. Kimi zaman Hızır konuşur, şair susar; kimi zaman da şair konuşur, Hızır susar. Kopuştan ziyade aynileşmeyi, bütünleşmeyi getiren bir tutumdur bu. Anlatım yönünden farklı sekmelerin, sayfaların açılmasına da imkân sağlar.
“Hızır” gibi “kırk” kelimesinin seçilmesi de önemlidir. “Kırk”, geleneksel kültürde özel bir yeri, anlamı olan bir sayıdır. Halkın hâlâ yaşattığı birçok inanış, efsane, mesel ve eylemler bütününde bu sayıyı görmek mümkündür. Şiirde Hızır ile birlikte çokça gönderme yapılan Hz. Musa’ya da kırk gün oruç ve riyazet emredilmesini, ardından Rabbi ile konuşma şerefine nail olmasını, İsrailoğullarının çölde kırk yıl dolaştırılmasını da yeri gelmişken hatırlatmış olalım.
Kitaptaki 2. şiir özellikle önemlidir, meşhurdur, içerik ve anlatım özellikleri yönünden dikkat çekicidir. Karşılaşmanın ötesinde bir çarpmanın, çarpışmanın, şaşırıp kalmanın, eli böğründe kalmanın anlatımıdır bu bölüm. Konuşan Hızır’dır. Onca yeti ve yeteneğine, sıra dışı ve harikulade özelliklerine rağmen bir çaresizlik, şaşkınlık yaşamakta ve sitem etmektedir, Hızır. Hızır’a eksiklik, yetersizlik izafe edilmesine rağmen okuyucuda yadırgama ve kızgınlık hissine yol açmaz bu aktarım. Tam tersi bir etki oluşturur hatta. Anlatılmak isteneni güçlü bir şekilde verir, karşılığını bulur, farklı çağrışımlar eşliğinde dalga dalga yankılanır. Sağlam ve sahici bir modernizm eleştirisine, kötü ve sıkıntılı zamanlar tasvirine dönüşür. Burada çeşitli izlenim ve elemler bağlamında şaşıran Hızır olsa da ses veren, konuşan şairdir aslında:
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar, bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz
Şiirin bu bölümünde yinelenen “öğretmediniz” yüklemi, fiili de ilginçtir, anlamlıdır. Yaşadığımız çağın, insanoğlunun ulaştığı son demlerin hayret ve ibret yüklü sahneleriyle birlikte verilir bu fiilin taşıdığı olgular, betimlemeler, şaşkınlığa yol açan enstantaneler. Hızır, gerçekte, bilgisi fazla ve sezgisi çok yüksek bir bilgedir; “öğreten” kişidir. Hz. Musa’ya çeşitli olayların, davranışların gerçek yüzünü, mahiyetini o aktarır, o öğretir. Fakat onun da “bilmediği, öğrenmediği” yahut gördüğünde şaşkınlık ve çaresizlik içinde kaldığı zamanlara gelinmiştir adeta. Bu vurgu, modern dayatmanın, dünyadaki yaman değişmenin ne kadar hızlı, öğütücü, ürkütücü olduğuna da bir ima olarak düşünülebilir. Feminizm, sahte / göstermelik demokrasi, teknoloji kutsayıcılığı, tabiattan kopuş, çarpık kentleşme ve hepsini kuşatacak genel bir modernizm eleştirisi söz konusudur bu dizelerde.
Devingen, esnek, sıçramalı bir zaman ve mekân algısının öne çıktığı kitapta, tek kişilik adlandırmaya rağmen, aslında çok geniş bir şahıslar kadrosu söz almakta, çok sayıda insandan söz edilmektedir. Sahip olduğu özellikler, imkânlar, güçler düşünüldüğünde Hızır, bu tür sıçrayışlar, geçişler, aktarımlar için biçilmiş kaftandır zaten. Hızır eşliğinde, zamana ve mekâna yayılan bir tarih panoraması, bir “medeniyet sergisi” sunulur okuyucuya. Hem kadim dünyayı hem de güncel olanı içeren, tarih ve coğrafya çizelgelerini, önemli insanlık yükseltilerini topluca işaret eden bir “atlas” açılır gözümüzün önünde.
Ortadoğu coğrafyasına mührünü vuran onlarca beldede, yörede, şehirde eğleşir Karakoç’un şiiri Hızırla Kırk Saat’te. Coğrafyaya; izleri, etkileri günümüze de ulaşan dinamik bir tarih bilinci, tarihsel bir diskur eşlik eder. Bu noktada değinilmesi gereken nokta, bu coğrafyanın kalbine bir hançer gibi saplanan İsrail’e, İsrail’in kıyımlarına ve halkın bu cürüm ve zulümler karşısındaki direnişine, müşterek ve sancılı hafızasına ilk kez yer verilmesidir:
Kan ve savaş öpüştürüyor
Filistin’de İsrail
Ve ekmek adına toprağa atılan öç tohumu
Doğudan başlayarak
Büyütüyor karamuğunu
Buğday susuyor
Konuşuyor karamuk kuşağı
Gök yarılmadan
Su çekilmeden
Anne unutmadan yavrusunu
Dağlar atılmadan
Bunlar mıdır kıyametin işareti
Doğan gün diyor yakın
Batan gün diyor yakın
Akşam tanığım diyor
Gelecek olana
Bu dizelerde de açıkça görüldüğü gibi, bütün kötülük ve olumsuzluklara rağmen umudu diri tutmayı da boşlamaz Sezai Karakoç. Müslümanları; coğrafyası, tarihi, farklı unsurları, dalgalı inançlarıyla birlikte topluca kucaklamayı ihmal etmez. Mensubu olduğu inancın mazisine daima olumlu ve iyimser bir bakışla yönelir. Ayıklama ve sorgulamaya düşkün değildir. Özeleştiriyi geriye doğru işletmez. Kendini, kendi dünyasını, bilinç ve inanç evrenini anlatır, önerir fakat kimseyle didişmez, uluorta kavga etmez. O, edebî ve fikrî çabası için adeta bir üs hâline getirdiği “hakikat medeniyeti” kavramıyla; aşkın, değişmeyen ve büyük bir güven aşılayan bir merkeze yürür ve orada bir mevzi, bir mektep kurarak konuşur. Karakoç’un bu tarihî ve kültürel birikim / miras ile kurduğu ilişki, daima olumlu imajlar üzerinden dolaşıma girer. Yürünecek daha uzun bir yol vardır ve bu yolda yürürken kendini güçsüz kılacağına inandığı tartışmalara, tercihlere, ayıklamalara girişmez. Halihazırda asıl hedef de bellidir, asıl dost ve düşman da ona göre.
Kitaptaki bütün şiirlerin, parçaların aynı güçte, aynı dirilik ve etkileyicilikte olmadığı da söylenebilir yeri gelmişken. Bazı yerlerde ses, ahenk de ihmal edilir. Biçim kusurları da vardır yer yer. Çok uzun dizeler, şiire güç katmayan bazı tekrarlar, sentaks oyunları, kronik aktarımlardaki yoğunluk şiiri zaman zaman zayıflatır. Fakat öyle güzel, öyle canlı ve akıcı bölümler de vardır ki onları da kendisinden başkasının yazması mümkün değildir o yıllarda.
Başka özellikler, ayrıntılar da içermekle birlikte Müslümanların tarihinin, kültürünün ve medeniyetinin bizdeki ilk atlasıdır Hızırla Kırk Saat. Zorlu bir dönemde, boğazı düğümlenen ve göğsü daralan Müslümanlar için bir umut ve direnç levhasıdır. Geçmişe, geriye doğru gidilerek ileriye, yarına, geleceğe mancınıkla ve yüksek bir irtifadan fırlatılan bir muştu tomarıdır. Türkçenin şiirine ciddi bir müdahaledir.
2017 itibariyle kitap, 50 yılı geride bırakmaktadır.
