Şimdi İnsandan Söz Açma Zamanı
TEMMUZ Sayı: 17 - Aralık 2017

Var olan her şey, belli bir yasalılık çerçevesinde kıvama ve kıyama sahiptir. İnsan, onun temel varlık düzlemi olan beşerlikten, varlık gayesinin giriş kapısı olan insan olmaklığa doğru yol alırken de bu yasalılık mevcudiyetini devam ettirir. Beşerin, ahlak kişisi haline gelme mücadelesinde onun en büyük yardımcıları kuşkusuz faziletlerdir. İnsanın yasalılığı da faziletler ekseninde anlaşılır. Faziletlerdir ki beşeri insan, reziletlerdir ki beşeri canavar kılar. İlki, kendi varlığını kıvama kavuşturup, bir şahsiyet varlığı olarak tüm haksızlıklara, kötülüklere ve çirkinliklere karşı kıyama kalkarken, diğeri varlığındaki ilahi sırları israf edip, yeryüzünde fitne, fesat ve zulmün baş müsebbibi haline gelir. O halde hak ve adalet karşısında açılan yollar batıl ve zulümdür, ne ilginçtir ki beşere her iki yol da aynı uzaklıktadır.

İnsan, doğası itibarıyla muhtaç bir varlıktır. Onun bu özelliği o kadar belirgindir ki, bir diğeri olmadan hikmet yolculuğuna çıkamaz. Öteki, onun varlık imkânıdır. İhtiyaç sahibi olması insanı yekdiğeriyle bir arada yaşamaya mecbur ederken, beşer, bir aradalıktan dostluklar kadar düşmanlıklar da çıkarır. Toplumda var olan ahenk, bireydeki ahenk ve kıvamı artırırken, toplumda var olan bozulma ve çözülüş kişinin önce başkasına sonra ise kaçınılmaz olarak kendisine duyduğu saygıyı yok eder. Kendisine yabancılaşan ve saygısını yitiren kişiden bir toplum için daha tehlikeli ne olabilir? Yeryüzünde meydana gelen sorunların ve aynı anda bu sorunların çözüm kaynağı beşerin bizzat kendisidir. Ancak sorunların kaynağı olan kişi, batıla ve zulme bel bağlamış, reziletlerle kişiliğini inşa etmiş canavarlaşmış beşerken, toplumda ortaya çıkan çözümlerin kaynağı ise hak ve adalete dost olmuş, kendisini faziletlerle bezemiş olan insandır.

Canavarlaşmış beşerlerin en büyük ortak özellikleri bencil, hırslı ve haz düşkünü olmalarıdır. Bencillikleri, kendilerini tüm varlığın merkezine koymalarından okunur; ihtirasları ve hazza olan düşkünlükleri, aynı dönemde yaşadıkları diğerlerinin haklarını da kendi hakları görmelerinden öte, sonraki nesillerin haklarından yaptıkları gaspı sanki kendi haklarıymış gibi utanmaksızın benimsemelerinden kolaylıkla anlaşılır. Kendi menfaatleri için yapmayacakları haksızlık ve zulüm yoktur. Yeri gelir onları var kılan her türlü değere ihanet de edebilirler. Haz ve hırs gözlerini kör, kulaklarını sağır, kalplerini de kilitli kılar. Meziyetli olabilirler ancak sahip oldukları meziyeti ihanetin en usta halini sergileyerek gösterirler, kapasiteleri olabilir ancak onlar, kapasitelerini hayvanları utandıracak tıynetlerini ortaya koyarak geliştirirler.

Bunun haricinde bir de birbirine dost, ufuk ve umut olan insanlar vardır. Ünsiyet etme, kökenlerinin olduğu kadar kalplerinin de mayasını oluşturur. En büyük hasletleri birbirlerini karşılıksız sevmeleri, tahammülkar ve itidalli olmalarıdır. Dostluklarının temeline birbirlerinin karakaşlarını, kara gözlerini değil, onları bir arada var kılan ve var tutan hak ve hakkaniyeti koydukları için bir arada olmalarını tehdit değil, zenginleşme ve yetkinleşme imkânı olarak görürler. Onlar bir bedenin organları gibidir, birinin eksikliği herkesin tam olmasının önündeki en büyük engeldir. Mutlu olmanın koşulunu, mutlu kılmak olarak gördükleri içindir ki, mutluluklarını hiçbir zaman diğerlerinin mutsuzluğu üzerine, varsıllıklarını diğerlerinin yoksullukları üzerine inşa etmezler. Yeryüzünün halifeleri olma bilinciyle hareket ettikleri için her var olanın bir yasalılık içerisinde varlığa sahip olduğunu bilirler. Canlı olsun cansız olsun her bir zerreye tahakkümle değil hikmetle yaklaşmayı düstur edinirler. İstişare, adalet ve liyakat, yaptıkları her işin mihverinde yer alır. İstişare ile her kişi eksikliğini diğerinin tamlığı nispetinde kapatarak, yapacakları işleri en mütekamil hale sokup hiçbir şeye zulmetmeme gayesini güderler. Adaleti sadece içinde yaşadıkları toplumun varoluş omurgası olarak değil, her bir kişinin o toplumda var olabilme imkânı olarak yaşar ve yaşatırlar. İşleri liyakat ekseninde taksim eder, liyakate göre iş verir ve işleri üstlenirler.

Liyakat, onlar için o kadar önemlidir ki, huzur ve sükunet toplumunun belki de giriş kapısıdır. Liyakati onlar meziyet ile faziletin birlikteliği olarak anlarlar. Liyakate sahip olan kişinin hem yapılan işe hem de tüm işlerin bağlı olduğu ulvi değerlere layık olmak olduğunu düşünürler. Ayrıca o kadar nezaket sahibidirler ki yapacakları işe ve dolayısıyla aynı ortamda bulundukları diğerlerine zulmetme korkusu sürekli onları teyakkuzda tutar. İşlerini o kadar iyi yaparlar ki, işlerini yaparken gösterdikleri rikkat ve dikkatin kendi varlıklarını güçlendirdiğini içten hissederler. Kendilerine ve dolayısıyla diğerlerine saygıları o kadar gelişmiştir ki, zamana ve mekâna ihanet ederiz kaygısıyla boşa geçirecekleri tek bir saniyeleri, israf edecekleri tek bir santimetrakareleri bulunmaz. İşi bilmek ve hakkıyla yapmayı faziletlerle bezemediklerinde bencillik canavarının ruhlarını istila edip, onları batılın ve zulmün bataklığına çekebileceği korkusunu akıllarından çıkarmazlar. Dolayısıyla liyakati bayağı meziyet olarak değil, faziletlerle bezenmiş bir meziyet olarak kabul edeler.

Adaletin, istişarenin ve liyakatin, insanı muhtaç oldukları diğerleriyle bir arada huzur ve mutluluk içinde var kılan ilahi yasanın temel unsurları olarak kabul etmek oldukça önemli görünür. Üç değer, beşeri insan kılarken, insana ulvi yolcuğunda gerçekleştireceği kul olabilme yetisini ikram eder. O halde insan olmak zannedildiği kadar kolay olmasa gerektir. Derdi, mücadeleyi, feragati ve tahammülkarlığı kişiden talep eder. Zora talip olmak ise önce yüce bir gönül ister, yüce gönle sahip olanlar içinse her şey kolaylaşır; tabi insan olmak da… Bu vesileyle duamızı yenileyelim: İnsan olabilmek ve çevremizde insan olanları bulabilmek duasıyla…

Muhammed Enes Kala Arşivi
17 Sayı: 17 - Aralık 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler