şiirini yazardım üşüyen kelimelerin
bulanık gölü taşlayan çocukların
nakarat olurdum dalgaların geri dönerken bıraktığı izlere
fokurtusu duyulan kalabalıklar içinde
ıslık çalardım şeytanlar dolaşırdı her yerde
yürürdüm ırmak seslerinin gölgesinde
çırpınan kuşların kanatlarında
ağaçların uzak düşen yapraklarıyla
yakın dururdum sabrın kuyusuna
öncesi ve sonrası bilinmeyen yolculuklar
ulanırdı körpe ruhuma heyecanla
çırpınırdı yüreğimde binlerce mısra
işlenirdi zaman anılarımın kuytusuna
koşarak geldiğim frezlerin üstünde
canhıraş yalnızlığın ortasında içime doğan yıldız
ve bozaran gökkuşağı seyrederdi garibliğimi
kuzey yıldızına ilmeklenen yüreğim
küt küt çarpardı ürkekliğe
kendimi buldum kaygılı gözlerimle
tevekkülle karşılayan kederli sokaklarda
kuşanır taze duygularımı delikanlı kumaşıyla
bükülmeyen kelimeler vardı çatlayan dudaklarımda
ağabeyimin yanında köylü bakışlarımla
zor zamanın künhünde gezinirdim Boğaziçi’nin kıyılarını
zamanın kırılan sayfasında
uyandığımda gençliğin ışıklarıyla dirilişin sabahıydı
hızlı adımlarımızla selamlaşıp geçtik sokakları
sözlerini heceliyordum koşar adım ardı sıra
denizi görmeden anlatmıştı sır bekçilerini
bir dipnottu yarım kalan hatıralarımın içinde
geçtik düşüncelerin sıvandığı duvara sürünerek
fısıltılara karışan bakışların önünde
halka halka oturan yeni yetme genç adamlar
koyu sohbetli büyüklü küçüklü çay içenler
kısık sesli söylenen kabuğu kalkan kelimelerin fırtınası
dudaklardan fırlayıp dokunuyordu yüreklere
gözlerini üzerimizde ayırmadan konuşan ak saçlının
yanında yavaşladık bakışlarındaki sorgulara aldırmadan
elinde mecmua duran kızıl sakallı
uzattığı bakışlarıyla merhaba diyordu konuklarına
omuzunu teğet geçtik göz kaymasıyla
korkuyordum kalbimin çarpıntısı duyulacak diye
Sahil’e dönen sokağın başında
elini kaldırdı tedirgin duran birkaç gence
dudaklarına biriken çekimserliği bakışlarımda gizlemek için
fısıltıyla konuşuyordu sağına soluna bakarak
ilmi duyguların eşiği
irfan mektebidir burası unutma kardeşim
eylül öncesi karanlıktı sokaklar
hayallerimde kaldı mektepli olmak
derin bir iç çekmesiyle bir nefes duman
ufuklarda yıldız ufalayan gözleri
yüreğinden fışkıran sözleri değiyordu yüzüme
anlatıyordu işaret parmağıyla
zamanın evvelinde yaşanan serüveni
kovalıyordu sır bekçileri maziye biriken suları
kökleri ezelden dalları ebede uzayan bir dostluğun
öyküsü dökülüyordu Boğaziçi’ne
büyüdüm işte o gün
sözü elime tutuşturan bu tılsımla
ey sessizlik renklerin en koyusu
yazılan hayatların ters çevrilen kum saati
işte burası parçalanan aynanın kaderi
anlatır soylu çilekeşliğin ortasında
şehrin büyüsünü saklayan ocak Boğaziçi
medeniyetin küllerini devşirir bilgeler
burası kitap evi şurası mescit
yokuşun başında terzi, yanı başı çay ocağı
kabaran dalgalarıyla efsunlar yakamozları
