İrfan Mektebinin Kapısında Bir Adam
TEMMUZ Sayı: 6 - Ocak 2017

şiirini yazardım üşüyen kelimelerin

bulanık gölü taşlayan çocukların

nakarat olurdum dalgaların geri dönerken bıraktığı izlere

fokurtusu duyulan kalabalıklar içinde

ıslık çalardım şeytanlar dolaşırdı her yerde

yürürdüm ırmak seslerinin gölgesinde

çırpınan kuşların kanatlarında

ağaçların uzak düşen yapraklarıyla

yakın dururdum sabrın kuyusuna

öncesi ve sonrası bilinmeyen yolculuklar

ulanırdı körpe ruhuma heyecanla

çırpınırdı yüreğimde binlerce mısra

işlenirdi zaman anılarımın kuytusuna

koşarak geldiğim frezlerin üstünde

canhıraş yalnızlığın ortasında içime doğan yıldız

ve bozaran gökkuşağı seyrederdi garibliğimi

kuzey yıldızına ilmeklenen yüreğim

küt küt çarpardı ürkekliğe

kendimi buldum kaygılı gözlerimle

tevekkülle karşılayan kederli sokaklarda

kuşanır taze duygularımı delikanlı kumaşıyla

bükülmeyen kelimeler vardı çatlayan dudaklarımda

ağabeyimin yanında köylü bakışlarımla

zor zamanın künhünde gezinirdim Boğaziçi’nin kıyılarını

zamanın kırılan sayfasında

uyandığımda gençliğin ışıklarıyla dirilişin sabahıydı

hızlı adımlarımızla selamlaşıp geçtik sokakları

sözlerini heceliyordum koşar adım ardı sıra

denizi görmeden anlatmıştı sır bekçilerini

bir dipnottu yarım kalan hatıralarımın içinde

geçtik düşüncelerin sıvandığı duvara sürünerek

fısıltılara karışan bakışların önünde

halka halka oturan yeni yetme genç adamlar

koyu sohbetli büyüklü küçüklü çay içenler

kısık sesli söylenen kabuğu kalkan kelimelerin fırtınası

dudaklardan fırlayıp dokunuyordu yüreklere

gözlerini üzerimizde ayırmadan konuşan ak saçlının

yanında yavaşladık bakışlarındaki sorgulara aldırmadan

elinde mecmua duran kızıl sakallı

uzattığı bakışlarıyla merhaba diyordu konuklarına

omuzunu teğet geçtik göz kaymasıyla

korkuyordum kalbimin çarpıntısı duyulacak diye

Sahil’e dönen sokağın başında

elini kaldırdı tedirgin duran birkaç gence

dudaklarına biriken çekimserliği bakışlarımda gizlemek için

fısıltıyla konuşuyordu sağına soluna bakarak

ilmi duyguların eşiği

irfan mektebidir burası unutma kardeşim

eylül öncesi karanlıktı sokaklar

hayallerimde kaldı mektepli olmak

derin bir iç çekmesiyle bir nefes duman

ufuklarda yıldız ufalayan gözleri

yüreğinden fışkıran sözleri değiyordu yüzüme

anlatıyordu işaret parmağıyla

zamanın evvelinde yaşanan serüveni

kovalıyordu sır bekçileri maziye biriken suları

kökleri ezelden dalları ebede uzayan bir dostluğun

öyküsü dökülüyordu Boğaziçi’ne

büyüdüm işte o gün

sözü elime tutuşturan bu tılsımla

ey sessizlik renklerin en koyusu

yazılan hayatların ters çevrilen kum saati

işte burası parçalanan aynanın kaderi

anlatır soylu çilekeşliğin ortasında

şehrin büyüsünü saklayan ocak Boğaziçi

medeniyetin küllerini devşirir bilgeler

burası kitap evi şurası mescit

yokuşun başında terzi, yanı başı çay ocağı

kabaran dalgalarıyla efsunlar yakamozları

M. Akif Şahin Arşivi