Mektepliler
TEMMUZ Sayı: 13 - Ağustos 2017

o gün

tılsımlı bir havanın sergüzeştine adanmıştı zaman

balçığa biriken ben, sen ve o

ansızın yok oldu

ateşin küllerinde doğan bu simya

dağıldı gökyüzüne

çölün kumlarında biriken su

kurbanlık bir çocuğun topuklarında fışkırdı

tarih sayfaları eskidi

aktı zaman

ruh üflendi balçıklaşan toprağa

sonra biz olduk.

biz bizdik başkaları başka

ne sağcıydık ne solcu

hiçbir hesabımız yoktu

hep bekliyorduk

bir duvar dibinde bir köşe başında

yasak kitapları okuyorduk geceleri

kamaşıyor gündüze dokunan bakışlarımız

yekinip çıkıyorduk her defasında yokuşu

dünyayı bulutların altına sıkıştıran süvari

yanında tespihleri sessizdi dervişlerin

düşüyordu sokaklara şubatın muhtırası

bulvarları süsleyen çığlıklar

sığınıyordu günün tedirgin ıssızlığına

uçurtmalarımız takılıyordu tank seslerine

bekliyordu el ele tutuşan insanlığı

susamış delikanlıların kuruyan dudakları

dinliyordu şarklı bir efsaneyi anlatan masalı

taşıyordu gökyüzü gerinmiş gecenin soluğunu

sonbaharın gazellenen günlerine

bağışlıyorduk sırlı kelimeleri

sürülüyor tanınmış cümleleri tanınmamış ruhumuza

esiyordu geçmişi geleceğe savuran asi rüzgar

yalnız kalan gençliğimiz kırılmış cümlelerin ortasında

altı çizilmiş sözlerimiz fotoğraflanmış eylemlerimiz

tutukluyordu kayda geçmiş suçlarımızı

birikiyordu kalabalıklar bulvarlara

kanatınca nümayişler dilimizi

miladı olmayan bir hayatın dizlerinde

duruyordu bir adam elleri böğründe

kaldırımlara dokunan ayakuçlarında sessizlik

şehri diriltecek fırtına esiyordu beyninde

saklıyordu sokaklara karışmayan bir tutkuyu

yakamıza iliklenip pençe vurulan suskunluğumuz

yürüyordu sabah gerinmiş bir tutkuyla üzerimize


vakit geçiyordu düşünüyorduk, başlarımız ellerimizin arasında

durulmuyordu yağmura karışan çığlıklarımız

hazır bekliyorduk bütün ihtimalleri yaşamaya

bekliyordu sonbahar yeminsiz sözlerimizi

elleri nasır tutan bir işçinin emeğiyle

suskunluğumuzu bozuyordu herkesi ıslatan yağmur

şapkasına duman değmiş köylü sözleri

ürpertiyordu içimize düşen uğultuyu

güneş geceyi sürgün ediyor çatlayan göğün altına

benziyorduk zamansız filizlenen yapraklara

mekteplerin nümayişleriyle

okul sıralarından savrulan poyrazla devinip

sallanıyorduk yakın fayların depremiyle

dadanıyordu gözlerimiz şehrin varoşlarında bir gürültüye

sözlerini alıyorduk memur emeklisi bir babanın

bir nefer edasıyla tutunuyorduk kutsal kavramlara

dalgalanıyorduk halkalaşan damlalar gibi

yaralıyordu yüzümüzü bumerang sözlerimiz

yeryüzünün okyanusa benzeyen şeffaflığında

kimi zaman kavruk yüzümüz

savruluyordu kış günlerine

zemheriye komşu meclislerin kıyısında

ekliyorduk cümlelerimizi ocağın başında üst üste

içimize biriken korla

tutuşuyordu çağları yakan kıvılcımlar

delikanlı özlemlerimiz vardı pazılarımıza biriken

çiseleyen yağmura bağlanan umutlarımız

bir sağanak gibi esrik duygularımızı esir alan

yıldırımlar çakıyordu bir bulutun gölgesine

kavgalarımız oluyordu aramızda

çağdaşlarımıza inat sebepsiz

tatsız tuzsuz politik sloganlar

kabartıyordu öfkemizi

çocuksu küskünlüklerimiz yüreğimize muska

bilinmiyordu sloganlarımıza bulaşan sevdamız

sevgimizde kardeşçe nefretimizde kardeşçeydi

başımızı döndürüp sarılmadık tabiata

bakıp duruyorduk bilime hep tereddütle

sanat bizim için anlaşılmaz bir kaftandı

şairleri çöle sürgün edip, özetliyorduk romanları

tutunuyorduk suskun kelebek kanatlarına

aşikar aşık olamıyorduk hiçbir gün hiçbirimiz

kafiyesiz şiirdik tüllenen bir buluta yazılan

birikiyordu selamlaşmadan geçtiğimiz sokaklara gençliğimiz

yedi bölge dört iklim bizim için

çizilen harita kalmıyordu

serilen bir düzlüktü dünya önümüze

yoktu kimimiz kimsemiz

doğuyla batının arasına tünemiş kaderimiz:

yazılıyordu kuzeyin güneye akan soluğuyla

eylül dilimize şarkı

iliklerimize biriken çekimserlik oluyordu şubat

bize tılsım katıyor Filistin

Kardeşlerin Müslümanlığı asi bir simya

devrilen şahların kıvılcımlı ateşi

yakıyordu kumsuz çölleri.

körpeydik, dedim ya ey kardeşim

sayılıyordu sözlerimiz kursağımıza biriken lokmalarla

kitabın kutsal bir yerinde aradığımız cennet

okunan ayetin tefsirinde

yapışıyordu peltekleşen dilimize

dünyanın en yüksek tepelerine biriken fırtına

dokunuyordu çölün sıcak soluğuna

kuruluyordu zalimler için bir cehennem bir mizan

mahşer günlerine bırakılan hesaplarımız

doğunun dağından batının denizine savrulan sloganlarımız

kahrolsun izmleri, yaşasın umutlarımız,

kurulan cendereydi dimağımıza

ey dostum

asılıyordu muti olan dileklerimiz kutsal levhalara

bükülen boynumuza cesaret veren

bir nehrin asi kıvranışıyla

sıkışıyordu sloganlar mektepli resimlere

örselenen delikanlılığı dizginleyen ruhumuzdaki kelepçe

birleşiyordu resmi çekilmemiş gök kuşağıyla

o gün neredeydiniz?

Şimdi neredesiniz?

M. Akif Şahin Arşivi