Ölü Şehir
TEMMUZ Sayı: 17 - Aralık 2017

Şehirler de insanlar gibi ölür mü dersiniz acaba? Peki ya şehir ölürse insan nasıl yaşar? Her birimizin her sabaha uyanmak için, yarınlara dair başka başka umutları, hayalleri yok mu? İnsan, tüketir mekânları ve kendisini. Canlı olmak yaşamak anlamına gelmiyor azizim. Yaşamanın çok daha farklı bir anlamı olmalı henüz benim çözemediğim. Yaşadıkça şehirleri tüketiyoruz.’

Okuduğu kitap bu cümlelerle bitiyordu. İnsan kendisini anlatmak için hep başkalarının cümlelerine başvuruyor. Ne tuhaf. Hani ne demişti ismini değiştirmek isteyen birisi; ‘Kendimizi ancak başkalarının cümleleri ile anlatabiliriz.’

Kendimizi anlatmak için yaşamak… Daha da ötesi bunu yaparken bir başkasının gözüne ihtiyaç duymak ne kadar saçmaydı. Bir şeyin doğru olması saçma olmadığı anlamına gelmiyordu nihayetinde. Kendimi anlatmaktan nefret ederim, daha başka birçok şeyden de nefret ederim; ama onları burada anmanın lüzumu yok. Bütün nefretlerimi insanların bilmesi gerekmez. Hatta insanlar benim hakkımda hiçbir şey bilmesin. Ben de kendi hakkımda bir şey bilmek istemezdim. Bilmenin dünyanın en büyük acılarından biri olduğunu yaşayarak öğrendim. Mesela ‘Gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.’ Bak yine ismini değiştirmek isteyen haklı çıktı. Yine kendimi bir başkasının cümlesi ile anlatmaya çalıştım. Kendimden ziyade içinde bulunduğum durumu demeliyim sanırım. Çünkü çoğu zaman insanın kendisi değil içinde bulunduğu durum daha önemlidir.

Acaba başlarken bir hitap kullansa mıydı? Ne de olsa onu hak ediyordu. Ama vazgeçti sonra. Ben de birçok şeyi hak ettim ama hep hak etmediklerimi yaşadım. Varsın o da yaşasındı. Ölü bir şehrin bütün insanları için açılan mezarlığı olmamış mıydı kalbi? Herkes hak ettiğini yaşayamıyor azizim.

Hay aksi şeytan bitmiş. Saate bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçmiş. Bu saatte açık bakkal bulmak… Lanet olası şehirler. Kendimi bitirmeden önce bir sigara içemeyecek miyim yani? Sigaramın dumanı havaya uçup giderken, ben yapamadıklarım için hayıflanamayacak mıyım? Bu kadar kolay pes etmeyi kim öğretti bana? Kim beni dört mevsimde de mezara gömdü? Oysaki ben güz mezarına gömülmek isterdim. Korkarım ki tabutumu kimse taşımayacak. Öldüğümü kimseler bilmeyecek. Hatta şu an öldükten sonra bile yazıyor olabilirim. Ama muhakkak bir sigara içmem lazım. Dışarı çıkmaktan başka çarem yok. Çarem olmadığı için gidiyorum. Çarem olmadığı için son sigaram olacak birkaç saat içinde bulacağım. Tahir bunların hiçbirini anlamayacak. Onun tek terdi sigaraydı. Sen de hiçbir şey anlamadın. Yine anlamayacaksın. Senin de tek derdin karmaşandı. Birazdan sokağa çıkacağım. Tahir’i bulacağım. Onunla birlikte sigara arayacağız. Sonra ölü bir şehirde yaşamak sana da tuhaf gelmiyor mu diyeceğim. Don Kişot’tan, yüz yıl boyunca uyuyan birisinden bahsedeceğim. Tahir beni anlamayacak. Ben Tahir değilim dese de git gide Tahir olacak. Peki sonra?

Masamın gizli bölmelerine bakıyorum. Bazen zor zamanlar için buralara sigara saklarım. Ama yok. Ani bir kararla çıkıyorum evden bütün kapıları açık bırakarak. Gelmeyeceğimi bilsinler diye mi bütün kapıları açık? İlk önce mahallenin bakkalına gidiyorum. Kapalı. Bunun gibi üç bakkal daha geziyorum. Kapalı. Sokakta kimseler yok. Ben de yavaş yavaş o yoklukta kayboluyorum. Bakkallar bana inat kapalı ve bakkallara inat arıyorum. Saatlerce aramam gerekse bile bulacağım diyorum sanki ama sesimi duymuyorum sadece öyle dediğimi düşünüyorum ve hissediyorum. Ayrıca kimsenin de bana bir şey demeye hakkı yok. Bu saatte sokakta ne işin var diye soran polislere göz ucuyla bakıp geçiyorum. Peşime takılmıyorlar. Sanırım beni şüpheli biri olarak değerlendirmediler. Aslında bilmiyorlar ki çok tehlikeli birisiyim.

Yıldızlar yıllarca özlemini çektiğim sevgilinin gözleri gibi bana göz kırpıyor. Güneş kuzey yarım küreyi terk etmiş. Gelse bile… Ne tuhaf. Bütün renkler siyaha teslim olmuş. Ey gözleri yeşil, boyu elif, yüzü ayine olan seni de mi esir almış bu siyah? Siyaha itaatimi bildirip yoluma devam ediyorum. Geçtiğim yerlerden bir daha geçmeyecekmişim gibi bir his var içimde. Arkama dönüp bakmıyorum. Geriye bakmak taş kesilmektir diyor içimdeki baykuş.

Şehir ölmüş. Her yer mezarlık. Bütün ölülerin ne zamandan beri mezarı oldum ben? İçim bir kabristan. Yok artık yok! Sizi gömecek yerim kalmadı. Artık ölmeyin içimde. Ben ki ölen bir şehrin bütün insanlarına mezarlık olmak için çıktım yola. Ardımda bir şey bırakmadım. Ama artık yeter. İçimde sizin ölünüze yer yok azizim, yaşamaya da hakkınız yok.

Lodos canlı tutuyor hala şehri. Birazdan Tahir gelecek. Ona birçok şeyden bahsedeceğim. Don Kişot’tan, yıllarca uyuyan birisinden ve daha birçok şeyden. Anlamayacak. Yüzüme bakacak ama bir şey göremeyecek. Ben Tahir değilim dedikçe Tahirleşecek. Peki sonra?

Bu şehirde sanki kimse yaşamıyor. Daha önce de hiç yaşamamış gibi. Bütün evlerin ışıkları sönmüş. Sadece sokak lambaları yanıyor. Cılız, titrek…

Ağzımda tuhaf bir tat var. Bunun sebebini biliyorum. Sigarasızlığın verdiği bir şey bu. Sigara bulmalıyım. Hayır! Hayır! Açık bir bakkal… Ama lanet olsun bütün bakkallar kapalı. Bir sigara içsem kendime geleceğim biliyorum. Ama bakkallar kapalı ve herkes uyuyor. Yani herkes ölü. Canlı cansız ne varsa hepsi… İnsanın iliklerini donduracak bir lodos ve ağaçların çıkardığı tuhaf sesler ile göz kırpan yıldızlar gökyüzünde… Ve her yer karanlık alabildiğine… Ben sigara arıyorum ölü şehirde. Henüz Tahir yok!

Hava soğuk. Üşüyorum. Nihayet geliyor yanıma Tahir.

-‘Ağbi bir cıgara ver’ diyor.

Dönüp bakıyorum.

-‘Cıgara diyorum. Var mı, cıgaran?’

- ‘Beraber içecek insan bittiğinden beri sigaram yok Tahir.’ diyorum.

-‘Ben Tahir değilim.’ diyor.

- ‘Olacaksın.’ diyorum.

Anlamıyor. Tedirgin olduğu belli ama gidemiyor. İnsan kendisinden gidemez zaten. Tahir bekliyor, ben bekliyorum ama aramızda bir bekleyiş yok.

- ‘Sen de mi açık bakkal bulamadın Tahir?’

- ‘Açık bakkal bulsam ne olacak sanki para mı var bir şey alacak?’

Tahir’e bakıyorum. Yalan söylemediği her halinden belli. İçime bir merhamet yayılıyor. Saçmalıyorum galiba.

- ‘Benim param var Tahir.’

-‘Ben Tahir değilim.’

- ‘Kendini inkâr etme. Olacaksın.’ diyorum.

- ‘Hadi gel beraber açık bakkal arayalım. Sonra da bu mektubu götür sahibine ver.’

Yüzüme bakıyor sadece. Neden bahsettiğimi anlamıyor. Yazık çocuk! Kendi hikâyesinin içinde sadece bir mektup taşıyıcısı oluyor. Bunu o hiçbir zaman bilmeyecek. Onun mektup taşıyıcısı olduğunu ve mektubun sahibini sadece siz bileceksiniz. Tahir gibi siz de belki bu mektuba bir anlam veremeyeceksiniz. Ortada mektup yok. Sevgili yok. Tahir yok. Hikâyede kimsenin olmaması aslında hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelmez. Bütün varlıkları büyük bir yokluk saklıyor diyecektim Tahir’e. Ama bir anda karşımda kimsenin olmadığını fark ediyorum. Kendimi kaybetmiş gibi oldum zifiri karanlığın içinde. Tahir yok. Bağırıyorum.

- Tahir! Tahir! Tahir!

Yanımdaki çocuk

-‘İyi misin?’ diye soruyor.

- ‘Nereye gittin. Seni bulamadım bir anda.’

- ‘Hep yanındaydım ağbi.’ diyor.

- ‘Evet, Tahir hep yanımdaydın. Sana inanıyorum. Ve bu hikâye bitene kadar da yanımda olacaksın.’

Geçtiğimiz her yer yok oluyor. Geriye dönüp bakmıyoruz. Hep ileriye en ileriye gitmek istiyoruz. Ben bir Don Kişot, Tahir bir Sancho Panza.

-‘Tahir hazırlıklı ol ileride bir sürü düşman bizi bekliyor.

- ‘ Ne düşmanı ağbi?’

-‘Sen Don Kişot’u bilir misin Tahir?’

- ‘O kim ağbi?’

- ‘O bir kahraman Tahir.’

- ‘Adını hiç duymadım. Tanıdığın birisi mi?

-‘Senin yaşındayken ben de bilmezdim. Günlerden bir gün beraber bir orduya saldırdık. Uzaktan asker gibi görünüyorlardı. Yanlarına vardık ki yel değirmenleriymiş. Tabii benim biraz canım sıkıldı. Keyfim kaçtı. Don Kişot göbeğini hoplata hoplata güldü. Bak gördün mü düşmanlar bizden nasıl da korktu. Bizi görünce kendilerini büyü ile yel değirmenlerine dönüştürdüler. Bütün insanlar seni aldatır unutma dedi.’

-‘Ağbi göbekli kahraman mı olur hiç?’

- ‘Olur Tahir.’

- ‘Eee sonra?’

-‘Sonrası o kadar Tahir. Düşman mı yel değirmenleri yoksa yel değirmenleri mi düşman onu yüzyıllardır anlayamadık.’

- ‘Ben de anlamadım ağbi.’

- ‘Biz yaşadık da anlamadık Tahir boşver. Bir an önce açık bakkal bulalım. Sigara alalım. Daha bu mektubu sahibine götüreceksin.’

- ‘Olur. Götürürüm ağbi.’

- ‘Tahir, birisi senin hikâyeni yazsın ister miydin?’

- ‘Benim neyimi yazacaklar ki ağbi?’

- ‘Eğer ben hala odamda, masamın başında olsaydım senin hikâyeni yazardım. Ve sen o hikâyede bir mektup taşıyıcısı olurdun.’

-‘Yaz ağbi.’

-‘Yazamam Tahir. Ben bütün kapıları ardına kadar açık bırakarak çıktım ve ardımda hiçbir şey yok. Önümde ölü bir şehir var ve benim içim bir mezarlık Tahir.’

-‘Tahir’

- ‘Efendim ağbi.’

- ‘Ölü bir şehirde yaşamak sana da tuhaf gelmiyor mu? ‘

-‘Anlamadım ağbi.’

- ‘Biliyorum, Tahir.’

- ‘Ağbi kusura bakma ama sen biraz kafayı sıyırmışsın galiba.’

- ‘Aynada gerçek yüzümü gördüğümden beri kendimi bulamıyorum Tahir. Kendimi bulamadım ama bu gece seni buldum.’

- ‘Bir cıgara bulalım hepsi geçer ağbi.’

- ‘Sahi Tahir açık bakkal bulabileceğimize inanıyor musun?’ ‘Bulacağız ağbi.’

-‘Tahir’

- ‘Efendim ağbi.’

- ‘Sen yüz yıl boyunca uyuyan adamın hikâyesini bilir misin?’

- ‘Bilmiyorum ağbi.’

-‘Ben de senken bilmiyordum Tahir.’

Yola çıktığımızdan beri ne kadar yürüdüğümüzü bilmiyorum. Başımı kaldırıp etrafıma bakıyorum. Her şey çok yabancı. Neredeyiz acaba? Varlığımızı büyük bir yoklukla gizledik sanki. Yürümeye devam ediyoruz. Hala açık bakkal arıyoruz. Tahir’in eline mektubu sıkıştırıp onu kendi hikâyesinin içine yolluyorum.

Bir çay bahçesinin sigara içilebilir alanında bir grup oturmuş sohbet ediyorlardı. Bir çocuk yanlarına yaklaştı. Önce tanırmış gibi hepsinin yüzüne teker teker baktı. Sonra elindeki mektubu uzun saçlı, elif boylu, yeşil gözlü, yüzü ayine gibi olan kıza verdi. Mektubu açmasını bekledi. Kız mektubu aldı. Açtı. Bir müddet okuduktan sonra çocuğa baktı.

- ‘Tahir nerede?’ dedi.

- ‘Şehirlerin öldüğünü ve artık kendisinin de bir mezarlık olduğunu söyledi. Gitti.’ dedi. Kız gülümsedi.

-‘Sen mektup taşıyıcısı olmalısın. Demek sen Tahir’in öykü kahramanısın. Ölü şehri demek böyle bitirdi. Ancak bana ilk okuduğunda daha doğrusu tasarısından bahsederken daha farklı bitecekmiş gibi geliyordu. Demek ki okuduğu kitap o cümlelerle bitmiyor, aslında orada başlıyordu. Öyküyü bitirdim dediği yerden başlatmış.’

Yanındakilere döndü:

-‘Arkadaşlar Tahir ölümü gömdü geliyor.’ dedi.

Tanju Kildiş Arşivi
17 Sayı: 17 - Aralık 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler