Adını Dilimde Islatıyor Şehir
TEMMUZ Sayı: 11 - Haziran 2017

ey ıssız şehirlere birikmiş senelerin sesi

duy zamansız kaybolan yolcuyu

sürgün dileklerin çığlıklarında pişirilen aşk

bekliyor kayıp öykülerin kıyısında

topluyor kuş dilinde dillenmiş çiçekleri

Unutma

irkilecek dilimlenen gecenin tutsaklığı

denizin dudaklarını ıslatan şarkının notasında

ey emre hazırlanan cellat

neden biçiyorsun şiirimle büyüyen çiçekleri

örseleniyor tenime değen akşamın öfkesi

değiyor çarpık yüzüme ilkin baharın sesi

sonra çatlayan bir domur ve yaz çiçekleri

yola çıkıyor isyan eden kırlangıçlar

büyüyor sevdam bir mızrak daha

arınıyor göğsüme dokunan efsun

denize baktığımda görünmeyen yakamozlar

işleniyor ısınmış cümlelere

rüzgârın ardına düşen umutsuz avcı

tutunuyor geçmiş günün şafağına

korkuyorum kırlangıcın düşleriyle

uyanıyor diriliş erleri

gölgenin susamış sözleriyle

koşuyorum her akşam

ardımdan giden karanlığa aldırmadan

görüyorum özlenen bir hayatın düşlerini

yaslanıyorum ölüme yakışan taş duvara

çekimser simyacılar bozuyor ayak izlerimi

tarıyor saçlarımı yakamozları doğuran deniz

yorgun bir günün akşam buluşmasında

ıslıklanan ruhumu öpünce nehirler

asıyorum geceyi donuklaşan sözlerime

ey suspus olmuş

gelincikler topladığım şehir

gözlerine işlenmiş hayat

ne bekliyorsun kaşlarını çatan ay ışığı

ergenleşen parmaklarıma tarih biriktiren begonyalar

şafağın gözlerine düşen savaşın mızrakları

resmediyor papatyaya düşen tomurcukları

sallanıyor kollarımda görünmez kelepçeler

suçum bilinmez uzamış sakallarımda başka

bir buse göveriyor hırpalanmış tenimde

okşuyor nakaratların yankısı dişlenmiş şehri

göz ardı ediyorum anıtların kırılgan duruşunu

yazların terleyen gövdelere tutunduğu yerde

seyrediyor talazlanan ufkumu kenevir tohumu

dilimde zamanın iğnelenmiş sözleriyle

bakmıyorum korkutulmuş gecenin gözlerine

akıyor mısralarım gün batımına

Şehir ufalar kırıntılarımı

akşamın tülleriyle duygulanan nehirler

ıslatıyor büyülenen düşlerimi

dokunuyor ebruli sesler sözlerimin kıvrımına

tenime yapışan sessizliğe tünemiş

sırlarıma üşüşen serçe kanatları

çırpınıyor güneşin gölgesinde

üşüyor menekşeler bir güz akşamı

ufalarken şehir kırıntılarımı

öykülerin unutulmayan acıları

terk edilmiş ülkemin sancılarıyla dökülüyor avuçlarına

bekleniyor bilinen yağmurlar

söylenirken kısık bir sesle

devrik cümlelerin tortusu

nota veriyor sır vermeyen eskimiş umutlarım

saklanıyor taşranın koynuna

sırılsıklam ağzıma doluşuyor günün ışıkları

ölen insanlığın cesetleriyle kokuşan sokakların ıssızlığında

Filistinli bir annenin feryadı

teselli ediyor yetimlerin gözyaşlarını

kınalanan şiirim rüzgarın eline biriken sadaka

doyurmuyor bir tutsağı

caddelerin süslenmiş ücrasında

kımıldamıyor ruhumun nakışları

sürülüyor dilime acımtırak bir hazla

saçlarımda ırmaklar peydahlayan aşk

seçilen yağmurun damlaları

akıyor buhur kokan sırlarıyla bulvarlara

düşüyor bir çift kurşun üstüme

mavi kurşuni yaralar açıyor bağrımda

aklımı alan gecenin nefesi

eskimeyen zamanın sahibiyle

kalbimde kalan diğeri

ufalanan kırıntılarımla dağılıyor

kısılan gözlerim buğulanıyor yeryüzü mavi

sesimi topluyor gecenin soluğu

M. Akif Şahin Arşivi