ey ıssız şehirlere birikmiş senelerin sesi
duy zamansız kaybolan yolcuyu
sürgün dileklerin çığlıklarında pişirilen aşk
bekliyor kayıp öykülerin kıyısında
topluyor kuş dilinde dillenmiş çiçekleri
Unutma
irkilecek dilimlenen gecenin tutsaklığı
denizin dudaklarını ıslatan şarkının notasında
ey emre hazırlanan cellat
neden biçiyorsun şiirimle büyüyen çiçekleri
örseleniyor tenime değen akşamın öfkesi
değiyor çarpık yüzüme ilkin baharın sesi
sonra çatlayan bir domur ve yaz çiçekleri
yola çıkıyor isyan eden kırlangıçlar
büyüyor sevdam bir mızrak daha
arınıyor göğsüme dokunan efsun
denize baktığımda görünmeyen yakamozlar
işleniyor ısınmış cümlelere
rüzgârın ardına düşen umutsuz avcı
tutunuyor geçmiş günün şafağına
korkuyorum kırlangıcın düşleriyle
uyanıyor diriliş erleri
gölgenin susamış sözleriyle
koşuyorum her akşam
ardımdan giden karanlığa aldırmadan
görüyorum özlenen bir hayatın düşlerini
yaslanıyorum ölüme yakışan taş duvara
çekimser simyacılar bozuyor ayak izlerimi
tarıyor saçlarımı yakamozları doğuran deniz
yorgun bir günün akşam buluşmasında
ıslıklanan ruhumu öpünce nehirler
asıyorum geceyi donuklaşan sözlerime
ey suspus olmuş
gelincikler topladığım şehir
gözlerine işlenmiş hayat
ne bekliyorsun kaşlarını çatan ay ışığı
ergenleşen parmaklarıma tarih biriktiren begonyalar
şafağın gözlerine düşen savaşın mızrakları
resmediyor papatyaya düşen tomurcukları
sallanıyor kollarımda görünmez kelepçeler
suçum bilinmez uzamış sakallarımda başka
bir buse göveriyor hırpalanmış tenimde
okşuyor nakaratların yankısı dişlenmiş şehri
göz ardı ediyorum anıtların kırılgan duruşunu
yazların terleyen gövdelere tutunduğu yerde
seyrediyor talazlanan ufkumu kenevir tohumu
dilimde zamanın iğnelenmiş sözleriyle
bakmıyorum korkutulmuş gecenin gözlerine
akıyor mısralarım gün batımına
Şehir ufalar kırıntılarımı
akşamın tülleriyle duygulanan nehirler
ıslatıyor büyülenen düşlerimi
dokunuyor ebruli sesler sözlerimin kıvrımına
tenime yapışan sessizliğe tünemiş
sırlarıma üşüşen serçe kanatları
çırpınıyor güneşin gölgesinde
üşüyor menekşeler bir güz akşamı
ufalarken şehir kırıntılarımı
öykülerin unutulmayan acıları
terk edilmiş ülkemin sancılarıyla dökülüyor avuçlarına
bekleniyor bilinen yağmurlar
söylenirken kısık bir sesle
devrik cümlelerin tortusu
nota veriyor sır vermeyen eskimiş umutlarım
saklanıyor taşranın koynuna
sırılsıklam ağzıma doluşuyor günün ışıkları
ölen insanlığın cesetleriyle kokuşan sokakların ıssızlığında
Filistinli bir annenin feryadı
teselli ediyor yetimlerin gözyaşlarını
kınalanan şiirim rüzgarın eline biriken sadaka
doyurmuyor bir tutsağı
caddelerin süslenmiş ücrasında
kımıldamıyor ruhumun nakışları
sürülüyor dilime acımtırak bir hazla
saçlarımda ırmaklar peydahlayan aşk
seçilen yağmurun damlaları
akıyor buhur kokan sırlarıyla bulvarlara
düşüyor bir çift kurşun üstüme
mavi kurşuni yaralar açıyor bağrımda
aklımı alan gecenin nefesi
eskimeyen zamanın sahibiyle
kalbimde kalan diğeri
ufalanan kırıntılarımla dağılıyor
kısılan gözlerim buğulanıyor yeryüzü mavi
sesimi topluyor gecenin soluğu

