Sabaha karşı, gökyüzü o kara örtüsünü daha atmamış üzerinden. Evlerde insanlar sakin, bir o kadar da temkinli uykularında. Sokak lambaları olacaklardan haberliymiş gibi titrek, yayıyor ışığını kimsesiz kaldırımlara. Hayata gözlerini bir ay evvel açmış minik yavru, ev ahalisini tehlikelere karşı uyarmak istercesine tahta beşiğinde çığlıklar saçıyor.
Biraz sonra sokaktaki o tehlikeli sakinlik uzaklaşmaya başlıyor, kayboluyor ve yerini korkuya, gözyaşına, çocuk hıçkırıklarına bırakıyor. Belki de daha önce hiç ayrılmamış eller o gece ayrılıyor. Hayatlarında bir kere olsun huzura uyanmamış annelerin aklına ilk önce çocuğunu sırtlamak geliyor. Sanki kucağında olursa ona bir şey yapamayacaklar, nereye isabet edeceği belli olmayan o bombalar dokunamayacak yavrusunun küçük bedenine. Kocasından, diğer evlatlarından haberi bile olmayacak belki. O an düşünebildiği tek şey kucağındaki bebeğine güven vermek olacak.
Savaş arabaları umutların, hayallerin, çocuk gülüşlerinin üzerinden geçiyor acımadan. Bir çocuk annesini kaybetmiş, sinmiş duvarın dibine, başı kollarının arasında ağlıyor. Biri onu görse de annesinin korunaklı kollarına bıraksa diye korkulu gözlerle etrafa bakıyor. Sokağın karanlık duvarları arasında başına dayanan namlunun korkusuyla ona ne emredilirse yapmaya hazır genç kadın. Sığınabileceği tek umut, eli silahlı adamın insafa gelip onu bırakabilecek olması. Yolun ortasında yaşlı bir amca, kanserin kollarından alıp götüreceğini düşündüğü karısını kör bir kurşuna teslim etmenin verdiği acıyla dizlerinin üzerine çökmüş, ihtiyar gözlerinden akan yaşları siliyor.
Sabaha karşı gündoğumunun verdiği tazeliği yok eden kan ve barut kokusu. Mutfak tezgâhlarında akşamdan kalan bulgur pilavı. Tezgâhın üstünde duran cam bardaklar, tuzla buz olmuş. Bir kenarda, kapta duran toz şeker yerde yatan bedenlerin üstüne yayılmış. Çekildiği günden beri duvarda asılı aile fotoğrafı, cam kırıkları üzerinde iki damla kan.
Güneşin aydınlığının uğramadığı evler kapkaranlık. Korkusuzca yoluna devam eden o savaş arabalarıyla birlikte gitti akşamdan kalma gülüşler. Peşine annelerin umutlarını, babaların geçim telaşını, çocukların gözlerindeki yarınları da takıp uzaklaştı. Bir daha ne zaman birleşir ayrılan elleri? Babalar ailelerini koruyamamanın verdiği üzüntüyü dindirebilir mi? Ya çocuklar, onların gözlerindeki ışıklar yeniden yanar mı?
