Deniyorum, oluyor. Gözyaşlarıma ellerimle dokunabiliyorum. Düşündüm, bunu başkalarının gözyaşlarında da yapabilir miyim diye, denedim, oldu. Siz de deneyin, başarabildiğinizi göreceksiniz. Parmak uçlarınızı sızlayan bir ıslaklığa değdirdiğinizde, içinizde kuruyan bir yerlerin ıslandığını hatta yeşillendiğini görebilirsiniz. Endişelenmeyin, korkacak bir şey yok. Gözyaşları, ellerinizden ruhunuza doğru süzülürken, bir yerlerde kaybettiğiniz bir şeylerin yeniden kalbinizi kurcaladığını hissedeceksiniz.
Deniyorum, oluyor. Bir fincan kahve alıp balkona çıkıyorum. Bir dal sigara. Akşam şehrin üstüne yavaş yavaş uzanıyor. Gün boyu ciğerlerimi dolduran kent gürültüsünü göğe doğru bırakıyorum, içimden trafik ışıkları, mağazalar, korna sesleri, kayıp ilanları, işportacılar, broşürler, topuklu ayakkabılar, jöleli saçlar, okul çıkışları, uzayan mesailer, politik argümanlar, gazete manşetleri, siren sesleri, otobüs kuyrukları, her şey birer birer göğe doğru süzülüp karanlığa karışıyor. Siz de deneyin, ciğerlerinizin temizlendiğini göreceksiniz. Her akşam, bir sonraki güne hazırlıklı olmanın gerekliliği ağır bastıkça, bir balkon ferahlığına sığınabilmenin nasıl bir imkân olduğunu anlayacaksınız.
Deniyorum, oluyor. Kaldırımın ortasında öylece durup, kimseye aldırmadan, üstü başı toz içinde kalmış bir iğde ağacıyla konuşuyorum, dinliyor. Cevap veriyor sonra, iyice toza bulandığını, dallarının artık nefes alamaz hale geldiğini, belediyenin sırf yeşillik olsun diye onu buraya bıraktğını, hayatın iyice çekilmez bir hal aldığını, çok uzun zamandır onu buradan alıp götürecek bir tufan beklediğini söylüyor. Siz de deneyin, konuşabildiğinizi fark edeceksiniz. Kaldırımdaki iğdenin, saksıdaki kuşkonmazın ya da parktaki lalenin de karşılık verebildiğini duyacaksınız. Hazırlıklı olmanız lazım çünkü tabiatta bizim dışımızda her varlık, gerçeği en yalın haliyle söyler. Bununla yüzleşebilecek cesarete sahip değilseniz, sırf yeşillik olsun diye yaşamaya devam edebilirsiniz.
Deniyorum, oluyor. Bir şarkıya sarılıp uyuyorum. Şarkının sözleri, yerinde duramayan kedi yavrusu gibi göğsümün üstünde dönüp duruyor, uyuyorum. Notalar ince dokunuşlarla uykumu hırçın dakikalardan kurtarıp sakin bir deniz kenarına bırakıyor. Siz de deneyin, bazı şarkılar duman rengi bir kedi yavrusu gibi göğsünüzdeki kanamaların üstüne uzanıp sızıyı azaltıyor.
Deniyorum, oluyor.
.
.
.
Kendimi kandıracak kelimeler buluyorum mutlaka.
Başka türlüsü mümkün mü? Belki. Denedim, olmadı. Acıya en yakın yerde, kuyruğuna takılıp uzaklaştım bir firar cümlesinin. Uzaklaşamadım belki ama yakın da değilim artık. Kaybedilmiş savaşların hikâyeleriyle büyüdüm, lütfen gözlerime böyle bakmayın. Denedim, olmadı. Her defasında, içinde milyon kahrın konakladığı gözlerine çarptım annemin. Babamın kalın ellerine. Acıyı gördüm, tuttuğunu koparan kuvvetiyle çoğaldı bizim mahallede. Hiç zorlanmadan girdi kapılardan içeri. Hangi cana iliştiyse, saygıyla ağırlandı. Bütün hoyratlığına rağmen sevildi. Bilge bir ihtiyar gibi karşıladılar onu. Bilmediklerini ondan öğrendiler. Bildiklerinin zayıflığını, onunla giderdiler. Acı, bencileyin korkakların anlamadığı bir teslimiyete mazhar oldu bizim mahallede.
Denedim, olmadı. Acıdan kanayan bir gözü silince annemin yüzüne inen nur, yüzüme hiç bakmadı.
Denedim, olmadı. Şehir içimde biriktikçe, unuttum onu balkonlardan kusmayı, şiştikçe şiştim, kalbimi kapattı çöplükleri.
Denedim, olmadı. Ne söylecek sözüm vardı ağaçlara ne de onların bana tahammülü.
Denedim, olmadı. Hiçbir şarkı iyi gelmiyor kanamak için geceyi bekleyen yaralara.
Acı, firar edenlere değil, mahallede kalmayı göze alanlara bildiriyor sırlarını. Bu yüzden en iyi onlar biliyor, ağlayan birine mendil uzatmayı. En çok onlar duyuyor, bulvarlarda sıkılmış ağaçların kederini. Sağaltan şarkıları, en güzel onlar okuyor gece yarılarında. Bencileyin korkakların ezberlerini bozup bozup yeniden yazıyorlar, mahallenin kadim misafirini ağırlamayı bilenler…
Deniyorum, mahalle yıkılmadan önce dönmeliyim eve.

