taş mektebin hatırasına...
Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan / Bir bakıma unutulmuş gibidir
Bilmem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim.
Edip Cansever-Tragedyalar
Ne kuş olsam uçamamak, konacak bir yer bulamamak kadar,
Ne gül olsam hiç açamamak, sürekli soluk bir halde kalmak kadar,
Ne ok olsam hedefe varamamak, sürekli saplanacak bir yer aramak kadar,
Ne bir gün sökümü olsam zifiri gece olmak, ağarmaya çalışırken kaybolmak kadar
Ne de susmak, koşup koşup hep aynı imgeye yıkılmak kadar...
Bir zehri yutmak ağzında taşımak kadar acıtır mı insanı?
Sürekli boğulmak mı yoksa kesilsin mi nefes ansızın?
Yaksın mı tütün sürekli ciğerimi yoksa çıksın mı artık alevi?
Bu dağ, bu taş, bu ok, bu ses, bu bıçak saplansın mı bedenime?
Toprak, toprak, toprak, atılsın mı her gün, her gün üzerime?
Yıllar oldu, bu zehir ağzımda, acıyor, acıyor, sürekli acıyor ağzım.
Yıllar oldu, bir soluk veriyor gök, bir boğuyor, ölüyor sürekli zihnim.
Yıllar oldu, gözümü yakıyor görmeden tütün, kavlıyor, kavlıyor ciğerim.
Yıllar oldu, saplanıyor göğsüme dağ, taş, ok, bıçak, saplanıyor, saplanıyor göğsüm.
Yıllar oldu, ben öldüm, ben öldüm öleli yıllar oldu, yıllar!
Ey ağaran günleri geçmişin, nerede kaybolsam,
Nereyi kaybetsem, nerede kaybetsem kendimi gel bul beni.
Kuş olsam kır kanadımı, artık kondur bir yere beni.
Gül olsam kopar, sararırken öylece bırakma beni.
Ok olsam vur beni, sapla bir yere bedenimi.
Seher iken sökemiyorsam ört, karalt beni.
Dolaştım kendi kendime, gel çöz beni.
Ey ağaran günleri geçmişin,
Neresinden başlasam yarım, nereden tutsam eksik.
Varıp, varıp, uyanıp tekrar varıp uykuya beklesem de
Devam etmiyor yarım kalan rüya, tamamlanmıyor o cümle.
Ey ağaran günleri geçmişin, yarım yaşamak çok ağır
Veda desen biter, ayrılık tükenmeden sürekli yaşıyor.
Gel bitir bu cümleyi, gel bu rüyayı tamamla.
Kaldım bir dağ başında, üstüm açık, esiyor yel soğuk,
Yıllar önce öldüm, çok üşüyorum, gel artık göm beni.

