yanılmışım
göğsümde uyuttuğum kuş simurg değilmiş
yamaladığım zaman bir saat gün gelir dururmuş
taşıdığım
acılar bir iğne deliğinden geçer
demiri yumuşatan ses
Davut'un gövdesinde zırhmış
Süleyman'ın emrini taşıyan rüzgâr
kapatır belki kanayan sığlıklarımı
anladım
Musa'nın asasında gizli yılanlar
insan kaç kere konuşur taşlarla kayalarla
dağlar yıkılınca anlarsın
aşkı yalnız bir surete sığdıramazsın
çektiğim
taşlar gökyüzüne selam durur
hiç durmasa da yağmurlar
toprak kokusuna sığınır damlalar
bir tek İbrahim'in bağrında açılırmış ağustos gülleri
korktuğum
ölüm kıyamete kadar yangındır yanacak
dağlar Yahya'ya haber yollar
ömür ölümün ipinde salıncak

