Yeryüzü Ayetleri
TEMMUZ Sayı: 24 - Temmuz 2018

O gün

Soğudu güneş

Ve toprağın bereketi kayboldu.

Ovadaki yeşillikler,

Denizdeki balıklar kurudu

Ve toprak, ölüleri

O günden sonra kabul etmedi.

Uçuk renkli tüm pencerelerde, gece

Kuşkulu bir portre gibi

Sürekli baş kaldırıyordu

Ve yollar

Karanlıkta son buldu.

Hiç kimse aşkı düşünmedi artık

Hiç kimse ülke fethetmeyi düşünmedi

Ve hiç kimse

Hiçbir şeyi düşünmedi artık

Yalnızlık mağaralarında

Saç saçmalıklar dünyaya geldi

Esrar ve afyon kokuyordu kan

Gebe kadınlar

Başsız bebekler doğurduğu

Ve beşikler, utançlarından

Mezarlara sığındı

Ne kadar acı ve kara bir çağ

Peygamberlik risalesine

Galip gelmişti ekmek kavgası

Ve peygamberler...

Vaat edildikleri yerlerden kaçtılar

Ve kaybolan kuzular, çölde

Çobanın "hey hey" sesini

Duymadılar artık.

Aynaların gözündeki sanki

Hareket, renk ve görüntüler

Ters yansıyordu,

Alçak soytarıların başlarında

Ve utanmaz fahişelerin yüzlerinde

Kutsal nurdan bir ayla

Yanan meşale gibi parlıyordu.

Alkol havuzları

Zehirli gaz buharlarıyla

Hareketsiz duran aydınlar topluluğunu

Kendi derinliklerine doğru çekti

Ve zararcı fareler

Eski hazinelerde

Kitapların yaldızlı sayfalarını kemik.

Güneş ölü idi

Güneş ölü idi ve yarın

Çocukların zihninde

Kaybolmuş belirsiz bir kavram taşıyordu.

Ve onlar bu pörsümüş kavramının tuhaflığı

Ödevlerinde

Kaba kara bir leke ile

Betimliyorlardı.

İnsanlar,

İnsanların alt tabakası

Duygusuz ve şaşkın

Cesetlerinin uğursuz yükü altında

Gurbetten gurbete koşuyordu

Ve acı dolu cinayet arzusu

Ellerinde kabarıyordu

Bazen bir kıvılcım, naçiz bir kıvılcım

Bu ruhsuz suskun topluluğu

Bir anda çökertiyordu

İnsanlar birbirine saldırıyor

Ve bıçaklarla kesiyordu

Birbirlerinin boğazını

Ve orta yerde kandan bir yatakta

Ergin olmayan kızlarla

Beraber oluyorlardı

Kendi vahşetlerine batmıştı onlar

Ve ürkütücü suçluluk duygusu

Kör ve aptal ruhlarını

Felç etmişti.

İdam törenlerinde her zaman

Nar ağacının ipi

Bir mahkumun korku dolu gözlerini

Yuvalarından çıkardığında

Onlar kendi kendilerine dalıp gidiyor

Ve şehvetli bir düşünce ile

Yaşlı ve yorgun kasları iğnelenmiş gibi kasılıyordu.

Ama park köşelerinde her zaman

O küçük canileri görürdün

Ayakta

Ve fıskiyelerden fışkıran suya

Şaşkın şaşkın bakmakta.

Belki yine de

Donmanın derinliklerinde, yılgın gözlerin ardında

Yarı canlı bir baygın

Ayakta kalmıştı

Ve son nefesinin telaşında

Suların temiz sesine inanmak istiyordu.

Belki, ama ne kadar sonsuz bir boşluk!

Güneş ölü idi

Ve hiç kimse bilmiyordu

Yüreklerden kaçan o hüzünlü güvercinin

Adının inanç olduğunu.

Ah! Ey tutsaklığın sesi

Senin ümitsizlik iniltin

Bu iğrenç gecenin karanlığında

Aydınlığa doğru hiçbir tünel açmayacak mı?

Ah! Ey tutsaklığın sesi

Eee seslerin son sesi...

Farsça’dan Çeviren: Prof. Dr. Ali Güleryüz

Füruğ Ferruhzad Arşivi