donup kalmış yaprak gibiyim dalında
sırf içimde büyümesin diye küskünlük
masumiyet biraz daha uykuda kalsın diye
cadı kazanından boca edilen temmuz sağanağı aç
ölümünü tutuyorum akşam sefasının
nasıl bir devire düştük
Allah'ım
elleri tir tir titrerken duaların diğer tarafta
kalplerini yitirmiş modern zaman müritleri
her yarım hikâye bir bütün etmiyor
şehadete koşan çocuğun gözlerinden sekiyor
aynalara diğer yarımlar
kir pas içinde yasaktan kaçan sigara dumanları
şehrin üzerinde
ne beyoğlu'nun ara sokaklarında
ne de salacak'ta çalıyor aynı şarkılar
yaslandığım duvarlar bir nefeslikmiş
birer birer çöküşüne şahitlik etti sırtım
reçete aramak faydasız yalancı ağrılara ancak
sabahın lokma toplayıcıları ağartır
karanlığın yüzünü
kalbin pusulası kıbleye döndüğü vakit
soyunur
zamanın kiri alnımın çatında
kırmızı çıtalının kaçıp gitmesini umursamadan
ve rüzgârın azizliğini
aymazlığın çirkin sesini salâlar kesiyor
çağın iniltilerine kulak kabartıyor tasavvur ettiklerim
ne zaman yağdı bunca yağmur.
