Şarkın Kandili'nden Hatırda Kalan*
TEMMUZ Sayı: 34 - Ağustos 2019

1: tekvinin arka kapağı

kulak ver oğul

çünkü varlık ihtar eder hakikat ihbar

hatırası hafızasıdır, hafızası kabzası

böyle tutar çünkü nabzını yaşadığının

böyle korur alametini, tersine akışını suyun (arka kapak)

böyle bakar aynaya tutarak bir ayağını halep'te (aka kapak)

böyle seyreder ancak aklığını yüzünün

hatırası tarihidir çünkü varlığın

nasıl ki yük değilse kuşa kanadı

bil ki bize de acı çekmek bağışlanmıştır

kulak ver oğul gözlerine...

2: eksilen azık

kulak ver oğul

cinayettir bazı unutuşlar, keser rahmetle bağını

hatırlattığındadır hatıralığı, hatırladığı, dirençtir yok oluşa

ihtarının kesilişi, kaldırılmasıdır cenazesinin

ölmeden gömülmesidir gayyasına mor bir nisyanın

ve patlamasıdır içerden kendi zehriyle damarlarının

ufkuysa, imkanıysa eğer öncüleri bir milletin

gözündeki muradı, mahalliyse gönlündeki ukdenin

hayıf ki, ilkin dostları ve akrabaları tarafından (50)

daha hayattayken terk edilir unutuşun koynuna (50)

bir cami avlusuna ihtimamla bırakılmış gibi hem

bir akşam ezanı kadar kısa olur hakkında konuşulanlar (59)

böyle böyle öldürürler sevdiklerini iddia etiklerini

çekip üstüne o simsiyah unutkanlık ve nankörlük örtüsünü (57)

tazim ederek kurutur, boğarlar sürüp uzaklaştırarak

basarak yüzüne, keserek nefesini hürmet örtüsüyle (59)

kutsal haleler dolarlar böylece suretine cihadın

tüm hamulesini de bir avuç maaşlı askere yıkarlar (56)

oysa hatır tutmaktan başka nasıl eylenir ki cihad

hatıralar örmek, hatırına yaşamak, hatırına ölmek

değil miydi hatır sahibinin... fakat tam bir hatırlayış ki (30)

kaderin güçlü bir desteği olmaksızın mümkün olmayan... (30)

kulak ver oğul hatırlatıcına...

3: söz içre görülmüş rüyalar

kulak ver oğul

hüzün; çavlan ki her büklümünde sarıverir günlerimizi

ve ölüm; bir tarladan diğerine koşan devasa bir tırpan gibi (61)

ve zulüm; bir anda güzelim şehirlerin üstüne çöküveren, (61)

geciktiği için acelesi varmış gibi (61)

ahh adalet; hayatın kaybolan sırrı, merhametin binası,

hattab'ın oğlu ömer'in (61)

bir ekmek parçasını yerden alır gibi (61)

söz sadağındaki bütün sözleri seferber edip (102)

özenle bir kenarda durup seyrettiği... (61)

yüzündeki tozlarla vefa; bir rüyanın kudüs'e dair ahdupeymanı

selahaddin veren toprağı zengi medreselerinin

avuçlarında terletip ısıttığı ikinci anahtarı yaralı şehrin

kurtlanmış sargısından sızan cerahati alnacının...

kulak ver oğul haysiyetine...

4: kadın hoca dedikleri

kulak ver oğul

sesi yüzyıllar kadar kadim ve derinlerden çınlayan bu anlatıcı,

lafı lafa çatarak tarih kuran mistik bir gezgin hikaye anlatıcısı

söz yığıcı bir gizemli kocakarı ya da panteonlardan esrik

vadilerde yolunu şaşırmış gölgelere konuşan bir prolog değil

parlak ve ihtişamlı mermer sütunlara hiç bulaşmamış

evimizden, içimizden, hayatımızdan bir kadın hoca, alime...

hem sayrı... diyordu ki öksürük boğanaklarından birinde:

uzak durduğumuzda kitaplara vuran kandilin ışığından (28)

gırtlağımızı sıkıp durur cehaletin murdar elleri (28)

kulak ver oğul asaletine...

5: istihare ve sefer ezanı

kulak ver oğul

bak çarşılarında bezirganlar,

sokaklarında münadiler ses verip sesine

çağırır nidasını sinesine çalarak, çağırır urfa avazıyla

uğrunur kızlarla meyve toplarken yeğnikleşen (98)

sökün edip buluşur ağrıları toplaşıp yörelerden

yolunu yatağını bulmuş sesinde civan mahmud'un. (63)

çalasıya kara kalbine ehlisalibin

çalasıya mahmur ve uyuşuk kafasına ümmetin

kulak ver oğul meskenetine

6-haydi

kulak ver oğul

sarsarak ve korkutarak

elindeki üvendireyle dinin ışığı

sıyrılıp yerleşik teknesinin sıkletinden

silkeler gibi ölü toprağını üstünden

gayrete getirerek o içe işleyen sedasıyla:

bugün uyumak haramdır (145)

bugün evinden çıkmayan kişi (145)

düşmanına mühimmat taşıyan kişidir. haindir! (145)

ortaktır kötülüğün fıkhını düzen kimseyle (389)

ortaktır aksa'nın göğsüne çökmüş, boğazını sıkan ellerle

düşman kapıdadır (145)

ve erken başlamıştır bugün ahiret sorgusu bize (145)

yekinin ve ümit edin. itimat edin.

yeğnik olan ancak yekinik olandır. davranın

bugün gayret günüdür hay deyin ve kalkın miskin yataklarınızdan.

bu halimiz ahireti yalanlamaktan başka bir şey midir (56)

yırtın meyus mintanınızı eğninizden.

parçalayın harçsız duvarlarını korkak zilletin

hay verin çağrısına, kişnemelerine besili atların...

hay deyin ki haylansın sofralarımız

çün hay diyerek rüzgârın gövdesine saracağız atlarımızı (113)

kulak ver oğul intibahına...

7: ince ince sekteler

kulak ver oğul

dikmiş gözlerini kardeşlerimiz,

ardındakini arayıp durur derinlerinde gözlerimizin

sükut kesilip yapışmış şam'ın kulağı da ağzımıza (228)

eli böğründe bağlamaktadır birbirine kağşamış vakitleri

eski zaman yabancı, şimdi çok fazla kağıt üzerindeki hayat

pudralı suretlerimizden kalmadı çamur topuklarımızda

her iki yakamızı kaptırdığımız ellerinde şehrin, hıncının

madem kırağılar vurmuş bağını gizil çocukluğumuzun

ne yapsak bu tevarüs olmayan güçsüzlüğün lanetini yüzecek

yasını tutmayacak kimse bu köhne ve hastalıklı sahipsizliğin,

kurdeşen dökmüş gibi pörsümüş suratlarımızsa savrulan

neden dışrak kalır şimdi babadan kalma harmanlarımız

kim derkenar düşer mensuh sayfalarına kitabuleytamın

kazınmış handiyse çimrenen bileklerine yenilmişliğin izleri

oysa öyle bir tutamak ki beslendiği kırbası içre göğeren

göğe eren sırlar barınır her bir yetimin başında

her bir yetimin her bir saç telinde,

nice saklı çarpıntılar bekleşir siyanet bohçalarında

elbet sırlarımız vardır bizim de

kapalı muskalar gibi durur öylece (230)

neftî ve serin odalarda (230)

yalnızlığın ve tevekkülün kınında (230)

ve elbet kavruk yerlerimizin eczasıdır

ilk gözesindeki gibi kaynamasa da

talaelbedrualeyna gün altında kalmışlığımızın

kulak ver oğul hicretine...

8: firar

kulak ver oğul

her alttan alınca altından kalkılmıyor

kurtulmuyor her dilini tutan

çünkü kişi ile kalbi arasına allah girer

girer arasına insanların yoldaki diken

ışığın renklerine karanlık girer

günü batmamış gösteren sarı lambaya

tavuk yeniden yumurtaya

'ey oğul' dönüşürken 'ayol'a

yensiz bükülürken kola

asfalt döşenirken yola

metal yağmura

rotaya katedral

sılaya santimental

kana ağır metal

gönüle ağız kuruluğu

söze eğrilik

dile acılık

rüzgâra semender girer

kulak ver oğul gurbetine

9: ne yana döner allah'ın günleri

kulak ver oğul

bir tarihi emzirerek kocaltan bir başka şehrin

munis ve müennes ağzından damıyıp duran

büyük frenk evinin çatısı urfa'dan (120)

ağdı toprağından, ağdı sesindeki tını ve ardındaki tazarru

çatlağına, yarık havsalasına gençlerin

anlattı talebelerine nureddin'i,

anlattı nakşeder gibi siretini,

yerin göğsünde birikenleri (255)

toprağın bağrında büyüyenleri (255)

günlerin sadağında birikenleri (255)

deriştirdi ateşiyle tutuşuk, yarı gizlek

kâh yüksek perdeden

yankısını dağlardan, surlardan karşılayıp

kâh alçak bir sesle dudaklarından dökülen kelimeleri (167)

incitmemeye çalışıyormuş gibi müşfik ve rakik (167)

kâh müsekkin kelimeler sürerek muhatabın göğsüne

kâh cam kırıkları püskürterek ağzından nefesinden

yalımlar çarparak bakışlarından

kâh mahzun ve mahcup

sarkıt ve dikitlerden çatıp söz sütunlarını

bir atölyeden taşınır gibi saçılmış her bir yana

günü bu kırık dökük sözlerin sadağına sinerek akşamı eden (455)

balık ve karıncaların ibresiyle medcezirlerinde nehrin

kulak ver oğul günlerine allah'ın...

10: toktaması gurbetin

kulak ver oğul

tuzdan inciler dizerek gerdanına

dikerek yanına yamacına meyvelik fidanları

yeryüzünü ayaklandıran bahar bahçelerini (461)

çapalayan bir ırgat gibiydi elleri kadın

gençlere talim ederken usarelerini

bir ayçiçeği gibi boynu hep meryem'e dönük

kapanmaz yarasını yarasına ulayıp

narin ve uğrun iç çekişlerle örterek, öksürerek

ne elleri ne gözleri uğradı bir başka baharına ölkenin

ne de gözlerinde kaldı gayrı bellediğinin tavuk karası

bir tek serinliğine açtı sızısını gecenin ve çöl berraklığının

derin bir soluk aldı, çekti evlat kokusu gibi kapatıp gözlerini

çekti, suyun altından, derinlerden geliyormuş gibi

çekti ve yutkundu boğazındaki tikeyi yutar gibi

bir veda gibi yumuşak ve gönül alıcı, gailesiz

tekrar buluşacağını bilen ve hissettiren bir edayla

çekti perdelerini hayatın yorgun pencerelerinin

çünkü kadın hoca artık öksürmeyecekti (474)

kulak ver oğul vaadine rahman'ın…


* Ali Emre’nin, Nureddin Zengi / Şark’ın Kandili romanı kastedilmektedir. Esinlenmenin belirgin olduğu yerler, kitaptaki sayfa numaralarıyla belirtilmiştir.

Bahadır Tok Arşivi