1: tekvinin arka kapağı
kulak ver oğul
çünkü varlık ihtar eder hakikat ihbar
hatırası hafızasıdır, hafızası kabzası
böyle tutar çünkü nabzını yaşadığının
böyle korur alametini, tersine akışını suyun (arka kapak)
böyle bakar aynaya tutarak bir ayağını halep'te (aka kapak)
böyle seyreder ancak aklığını yüzünün
hatırası tarihidir çünkü varlığın
nasıl ki yük değilse kuşa kanadı
bil ki bize de acı çekmek bağışlanmıştır
kulak ver oğul gözlerine...
2: eksilen azık
kulak ver oğul
cinayettir bazı unutuşlar, keser rahmetle bağını
hatırlattığındadır hatıralığı, hatırladığı, dirençtir yok oluşa
ihtarının kesilişi, kaldırılmasıdır cenazesinin
ölmeden gömülmesidir gayyasına mor bir nisyanın
ve patlamasıdır içerden kendi zehriyle damarlarının
ufkuysa, imkanıysa eğer öncüleri bir milletin
gözündeki muradı, mahalliyse gönlündeki ukdenin
hayıf ki, ilkin dostları ve akrabaları tarafından (50)
daha hayattayken terk edilir unutuşun koynuna (50)
bir cami avlusuna ihtimamla bırakılmış gibi hem
bir akşam ezanı kadar kısa olur hakkında konuşulanlar (59)
böyle böyle öldürürler sevdiklerini iddia etiklerini
çekip üstüne o simsiyah unutkanlık ve nankörlük örtüsünü (57)
tazim ederek kurutur, boğarlar sürüp uzaklaştırarak
basarak yüzüne, keserek nefesini hürmet örtüsüyle (59)
kutsal haleler dolarlar böylece suretine cihadın
tüm hamulesini de bir avuç maaşlı askere yıkarlar (56)
oysa hatır tutmaktan başka nasıl eylenir ki cihad
hatıralar örmek, hatırına yaşamak, hatırına ölmek
değil miydi hatır sahibinin... fakat tam bir hatırlayış ki (30)
kaderin güçlü bir desteği olmaksızın mümkün olmayan... (30)
kulak ver oğul hatırlatıcına...
3: söz içre görülmüş rüyalar
kulak ver oğul
hüzün; çavlan ki her büklümünde sarıverir günlerimizi
ve ölüm; bir tarladan diğerine koşan devasa bir tırpan gibi (61)
ve zulüm; bir anda güzelim şehirlerin üstüne çöküveren, (61)
geciktiği için acelesi varmış gibi (61)
ahh adalet; hayatın kaybolan sırrı, merhametin binası,
hattab'ın oğlu ömer'in (61)
bir ekmek parçasını yerden alır gibi (61)
söz sadağındaki bütün sözleri seferber edip (102)
özenle bir kenarda durup seyrettiği... (61)
yüzündeki tozlarla vefa; bir rüyanın kudüs'e dair ahdupeymanı
selahaddin veren toprağı zengi medreselerinin
avuçlarında terletip ısıttığı ikinci anahtarı yaralı şehrin
kurtlanmış sargısından sızan cerahati alnacının...
kulak ver oğul haysiyetine...
4: kadın hoca dedikleri
kulak ver oğul
sesi yüzyıllar kadar kadim ve derinlerden çınlayan bu anlatıcı,
lafı lafa çatarak tarih kuran mistik bir gezgin hikaye anlatıcısı
söz yığıcı bir gizemli kocakarı ya da panteonlardan esrik
vadilerde yolunu şaşırmış gölgelere konuşan bir prolog değil
parlak ve ihtişamlı mermer sütunlara hiç bulaşmamış
evimizden, içimizden, hayatımızdan bir kadın hoca, alime...
hem sayrı... diyordu ki öksürük boğanaklarından birinde:
uzak durduğumuzda kitaplara vuran kandilin ışığından (28)
gırtlağımızı sıkıp durur cehaletin murdar elleri (28)
kulak ver oğul asaletine...
5: istihare ve sefer ezanı
kulak ver oğul
bak çarşılarında bezirganlar,
sokaklarında münadiler ses verip sesine
çağırır nidasını sinesine çalarak, çağırır urfa avazıyla
uğrunur kızlarla meyve toplarken yeğnikleşen (98)
sökün edip buluşur ağrıları toplaşıp yörelerden
yolunu yatağını bulmuş sesinde civan mahmud'un. (63)
çalasıya kara kalbine ehlisalibin
çalasıya mahmur ve uyuşuk kafasına ümmetin
kulak ver oğul meskenetine
6-haydi
kulak ver oğul
sarsarak ve korkutarak
elindeki üvendireyle dinin ışığı
sıyrılıp yerleşik teknesinin sıkletinden
silkeler gibi ölü toprağını üstünden
gayrete getirerek o içe işleyen sedasıyla:
bugün uyumak haramdır (145)
bugün evinden çıkmayan kişi (145)
düşmanına mühimmat taşıyan kişidir. haindir! (145)
ortaktır kötülüğün fıkhını düzen kimseyle (389)
ortaktır aksa'nın göğsüne çökmüş, boğazını sıkan ellerle
düşman kapıdadır (145)
ve erken başlamıştır bugün ahiret sorgusu bize (145)
yekinin ve ümit edin. itimat edin.
yeğnik olan ancak yekinik olandır. davranın
bugün gayret günüdür hay deyin ve kalkın miskin yataklarınızdan.
bu halimiz ahireti yalanlamaktan başka bir şey midir (56)
yırtın meyus mintanınızı eğninizden.
parçalayın harçsız duvarlarını korkak zilletin
hay verin çağrısına, kişnemelerine besili atların...
hay deyin ki haylansın sofralarımız
çün hay diyerek rüzgârın gövdesine saracağız atlarımızı (113)
kulak ver oğul intibahına...
7: ince ince sekteler
kulak ver oğul
dikmiş gözlerini kardeşlerimiz,
ardındakini arayıp durur derinlerinde gözlerimizin
sükut kesilip yapışmış şam'ın kulağı da ağzımıza (228)
eli böğründe bağlamaktadır birbirine kağşamış vakitleri
eski zaman yabancı, şimdi çok fazla kağıt üzerindeki hayat
pudralı suretlerimizden kalmadı çamur topuklarımızda
her iki yakamızı kaptırdığımız ellerinde şehrin, hıncının
madem kırağılar vurmuş bağını gizil çocukluğumuzun
ne yapsak bu tevarüs olmayan güçsüzlüğün lanetini yüzecek
yasını tutmayacak kimse bu köhne ve hastalıklı sahipsizliğin,
kurdeşen dökmüş gibi pörsümüş suratlarımızsa savrulan
neden dışrak kalır şimdi babadan kalma harmanlarımız
kim derkenar düşer mensuh sayfalarına kitabuleytamın
kazınmış handiyse çimrenen bileklerine yenilmişliğin izleri
oysa öyle bir tutamak ki beslendiği kırbası içre göğeren
göğe eren sırlar barınır her bir yetimin başında
her bir yetimin her bir saç telinde,
nice saklı çarpıntılar bekleşir siyanet bohçalarında
elbet sırlarımız vardır bizim de
kapalı muskalar gibi durur öylece (230)
neftî ve serin odalarda (230)
yalnızlığın ve tevekkülün kınında (230)
ve elbet kavruk yerlerimizin eczasıdır
ilk gözesindeki gibi kaynamasa da
talaelbedrualeyna gün altında kalmışlığımızın
kulak ver oğul hicretine...
8: firar
kulak ver oğul
her alttan alınca altından kalkılmıyor
kurtulmuyor her dilini tutan
çünkü kişi ile kalbi arasına allah girer
girer arasına insanların yoldaki diken
ışığın renklerine karanlık girer
günü batmamış gösteren sarı lambaya
tavuk yeniden yumurtaya
'ey oğul' dönüşürken 'ayol'a
yensiz bükülürken kola
asfalt döşenirken yola
metal yağmura
rotaya katedral
sılaya santimental
kana ağır metal
gönüle ağız kuruluğu
söze eğrilik
dile acılık
rüzgâra semender girer
kulak ver oğul gurbetine
9: ne yana döner allah'ın günleri
kulak ver oğul
bir tarihi emzirerek kocaltan bir başka şehrin
munis ve müennes ağzından damıyıp duran
büyük frenk evinin çatısı urfa'dan (120)
ağdı toprağından, ağdı sesindeki tını ve ardındaki tazarru
çatlağına, yarık havsalasına gençlerin
anlattı talebelerine nureddin'i,
anlattı nakşeder gibi siretini,
yerin göğsünde birikenleri (255)
toprağın bağrında büyüyenleri (255)
günlerin sadağında birikenleri (255)
deriştirdi ateşiyle tutuşuk, yarı gizlek
kâh yüksek perdeden
yankısını dağlardan, surlardan karşılayıp
kâh alçak bir sesle dudaklarından dökülen kelimeleri (167)
incitmemeye çalışıyormuş gibi müşfik ve rakik (167)
kâh müsekkin kelimeler sürerek muhatabın göğsüne
kâh cam kırıkları püskürterek ağzından nefesinden
yalımlar çarparak bakışlarından
kâh mahzun ve mahcup
sarkıt ve dikitlerden çatıp söz sütunlarını
bir atölyeden taşınır gibi saçılmış her bir yana
günü bu kırık dökük sözlerin sadağına sinerek akşamı eden (455)
balık ve karıncaların ibresiyle medcezirlerinde nehrin
kulak ver oğul günlerine allah'ın...
10: toktaması gurbetin
kulak ver oğul
tuzdan inciler dizerek gerdanına
dikerek yanına yamacına meyvelik fidanları
yeryüzünü ayaklandıran bahar bahçelerini (461)
çapalayan bir ırgat gibiydi elleri kadın
gençlere talim ederken usarelerini
bir ayçiçeği gibi boynu hep meryem'e dönük
kapanmaz yarasını yarasına ulayıp
narin ve uğrun iç çekişlerle örterek, öksürerek
ne elleri ne gözleri uğradı bir başka baharına ölkenin
ne de gözlerinde kaldı gayrı bellediğinin tavuk karası
bir tek serinliğine açtı sızısını gecenin ve çöl berraklığının
derin bir soluk aldı, çekti evlat kokusu gibi kapatıp gözlerini
çekti, suyun altından, derinlerden geliyormuş gibi
çekti ve yutkundu boğazındaki tikeyi yutar gibi
bir veda gibi yumuşak ve gönül alıcı, gailesiz
tekrar buluşacağını bilen ve hissettiren bir edayla
çekti perdelerini hayatın yorgun pencerelerinin
çünkü kadın hoca artık öksürmeyecekti (474)
kulak ver oğul vaadine rahman'ın…
* Ali Emre’nin, Nureddin Zengi / Şark’ın Kandili romanı kastedilmektedir. Esinlenmenin belirgin olduğu yerler, kitaptaki sayfa numaralarıyla belirtilmiştir.
