çörekotu kalır mı hiç boğazında martının
peki suç
tek tek bıyıklarını kopartıp
gün sayanın mı yahut
hiç gelmeyenin midir rüyalara bile
eskiden ölümler azdı diyen babamın mı yoksa
çünkü öyle ya
kitap aralarına bırakmasaydı sevdâsını
gizleseydi al yanaklı utancını yakasına
iliştirdiği gözlerinde anam
olmasaydı doksanların dargın mücahitleri
kitaplar ezgiler islâmî marşlar
‘örümcek kafalılar yobazlar radikal islâmcılar
kemalistler laikler din düşmanları’
trafik levhaları gibi ‘feeynetezhebûn’lar
gözlerinizle kalbiniz arasındaki
safir sarkaç tutuşmasaydı ikinizin
azgın küheylanların nallarından
fırlayan paslı çiviler batar mıydı
kanıma ağustosta
güneşin çıbanlı prelüdlerini veya
mırıldanır mıydım hâlâ
kırılmış dişlerimi tutarken ağzımda
/matematiğin boynu bükük suskunluğunu
bir ben bilirim bir de ölüler
yediyüzyirmiüçün ne olduğunu/
gayrı sevmek ölümü yatağına almaktır mayıslarda
cehennemle gözlerinin ayırt edilmediği bir ölüm
ve üç tarafı saçlarınla çevrili yâryüzünde
buz tutmasıdır nabzın
Çünkü
kavuşmalarımız yoktur bizim.
