Bir Tavır Adamı Olarak İbrahim Tenekeci
TEMMUZ Sayı: 34 - Ağustos 2019

Bir Müslüman, kâinata hayâtı anlamlandırabilme nokta-i nazarından bakabilmeyi göze almalıdır. Çünkü hayâtı anlamlandırabildiğimiz ölçüde kâinatı tanımış oluruz. Şüphesiz hayâtı anlamlandırabilme dediğimiz mes’ele de insanın aklı, kalbi ve istidâdı ile mevzisini belirlemeye çalışmasıyla vuku bulan bir vetiredir. İbrahim Tenekeci, görebildiğim kadarıyla akıl, kalp ve istidâd mefhumlarını birleştirerek yazılarını kaleme alıyor. Bu sebeple insanı yormayan ama düşündüren yazıların sahibi olarak kendisinden söz edebiliriz. Yazılarının herhangi bir bölümünde, kalbe tesir eden bir cümle yâhut bir paragraf bulabilirsiniz. Bu ifadelerin mecmûu olarak diyebilirim ki, yazıları birleştirici bir hüviyet taşımakla beraber, önemli gördüğü konularda konuyla ilgili can alıcı sözleri de içerisinde barındırıyor. Kanâatimce özellikle gençler tarafından yazılarının çok okunmasının sebeplerinden biri de budur.

İbrahim Tenekeci’nin şair kimliği ona tabiatla baş başa kalma ödevini de veriyor gibi. Çünkü zaman zaman gezdiği gördüğü (özellikle Anadolu’daki şehirler, kasabalar, köyler…) yerleri şairâne bir üslûp ile yazılarına taşıyor. Bu husus da ister istemez okuyucunun zihninde bir fotoğraf karesinin oluşmasını sağlıyor. Bunun dışında kişilik olarak kendini ön plâna atmayan, yazıları ve şiirleriyle ‘Ben buradayım’ diyen insanlardan biri. Hüsrev Hatemi, kendisi için benliğinden sıyrılan, kendi iç âleminde seferler yapan biri olarak bahseder. Ben kişilik olarak İbrahim Tenekeci’yi biraz Sezai Karakoç ile Âkif Emre’ye benzetiyorum. Bunu söylememin ilk sebebi, popülarite kaygısından uzak bir şekilde yaşaması. İkinci sebebi ise iktidar ile olan ilişkisi. Bu konuda bildiğiniz üzere Âkif Emre’nin şöyle bir sözü vardı: “Bir insanın doğruluğunu güç(iktidar) ile ilişkisi belirler.” Bu bakımdan İbrahim Tenekeci’nin yazılarında politik anlamda herhangi bir tarafgirlik göze çarpmaz. Daha çok Türkiye’ye kuşatıcı bir gözle bakan (olması gereken de bu) bir perspektif ile birlik mesajları veren ifadeleri kullanır yazılarında. Gençlerin sevdiği bir şairin-yazarın bu davranışı, gayet yerinde bir harekettir. Bizlere sorumluluğumuzu hatırlatarak kendimizi yetiştirmemiz noktasında durur. Gençlerin sevdiği bir şair ve yazarın popülariteden uzak durmaya çalışması, açıkçası takdire şâyândır.

İbrahim Tenekeci’nin kişiliğinin Sezai Karakoç’un kişiliğine benzediğini söyledim. Bunu bir misalle açıklamaya çalışayım. Sezai Karakoç, bir şiirinde “Bu kentin bütün kahvelerini dolaştım, aradığım küçük bir sessizlikti.” der. İbrahim Tenekeci ise her baharda birkaç kez Hasdal mezarlığına gidip orada saatlerce oturduğunu söyler. Modern hayatın bizlere ölümü, sessizliği ve yalnızlığı (tefekkür etme anlamında) unutturduğu bir çağda, bunları yapmak her insanın harcı değildir. Bu insanlar genellikle dış âlemlerinde sessiz görünürler, ama iç âlemlerinde fırtınalar kopan insanlardır. Hem geçmiş ömrün muhasebesini ederler, hem olaylara/olgulara farklı bir perspektiften bakmaya çalışırlar, hem de ruhlarıyla ve tabiatla baş başa kalmaya çalışırlar. İşte Sezai Karakoç ve İbrahim Tenekeci’nin kişiliği yukarıda bahsettiğim hasletlerde buluşuyor. Zaten yazıya bu başlığı vermemin sebebi de buradan geliyor. Mes’ele arkamızda şiirler ve yazılar bırakmak değil sadece. İbrahim Tenekeci’nin deyimiyle, arkamızda azîz hâtıralar bırakmaktır.

İbrahim Tenekeci’nin ayrıksı özelliklerinden biri de eli kalem tutan gençlerle rutin olarak görüşmesi, onlara bu anlamda yardımcı olmasıdır. Şair ve yazarlarımızın belki de en çok eksik bıraktığı alanlardan biri budur. Elbette bunu söylerken, yazarlık atölyelerinden bahsetmiyorum. Onları hariç tutarak söylüyorum. Bu anlamda İbrahim Tenekeci, herhangi bir yazarlık atölyesine bağlı olmadan gençler için mesai harcıyor; birikiminden, tecrübesinden gençlerin istifade etmesi için elinden geldiğince himmet ediyor. Üniversitede iken bir arkadaşım vardı. İbrahim Tenekeci’nin yazılarını gazeteden özene bezene makasla kesip yazının bulunduğu gazete kupürünü dosyasının içinde biriktirirdi. Gerekçesini ise şu cümleyle açıklıyordu: “İbrahim Tenekeci’nin yazılarını samimi buluyorum.” Peki İbrahim Tenekeci samimiyet için ne diyor: “Samimiyet, dilimiz ile kalbimizin bir olmasıdır.” Yazının başında da söylediğim gibi İbrahim Tenekeci; yazılarını akıl, kalp ve istidâd ile birleştirmeye çalışıyor. Yazılarının insanda hoş bir sedâ bırakmasının sebebi bana göre budur.

Son olarak söylemek gerekirse, bu yazı övme yâhut yerme amacıyla yazılan bir yazı tipinden uzak bir yazıdır. İbrahim Tenekeci’nin yazılarını, kendi perspektifimden kalemimin de el verdiği ölçüde yorumlamaya çalışma amacıyla yazılan bir yazıdır. Kanâatime göre, bir şairin veya yazarın kişiliği ile yazdıkları birbiriyle bütünleşmelidir. Hayâtı anlamlandırma, mes’uliyet duygusu içinde olmanın sırrı da burada gizlidir. Bu sebeple İbrahim Tenekeci’nin yazılarını ve kişiliğini beraber ele almaya çalıştım. O hâlde yazının son cümlesini İbrahim Tenekeci’ye bırakalım isterseniz: “Bu dünyadan bize kalacak olan, gözümüzün gördükleri değil, gönlümüzün duyduklarıdır.”

Yusuf Bilal Aydeniz Arşivi
34 Sayı: 34 - Ağustos 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler