Güvercin ve Örümcek
TEMMUZ Sayı: 34 - Ağustos 2019

Güvercin örümceğe dedi ki:

Beni hatırladın mı kardeşim, yoksa unuttun mu?

Hani, bir akşam gökyüzü dar gelmişti bana,

Beni hoş karşılamış, çağırmıştın mağarana,

İki şeyh vardı mağarada,

Sen mi onları korudun, onlar mı seni, bilmiyorsun bu arada.

İki cenin gibiydiler, doğabilirlerse eğer,

Bir ümmet olacaklardı,

Dağınıklığı toplayıp, herkesi kucaklayacaklardı.

Bir grup gelmişti, ikisini arayan,

Rüzgâr bu zorbalara direniyordu,

Öfke dolu yüzler arasında göz gezdirmiştim,

Gelmiştiler, korkudan titremiştim,

Ve sen bana demiştin ki “dayan”,

Demiştin, yaşadığın sürece hayrı koru,

Ne ölümün onların elinde,

Ne de onların elinde yaşaman,

Şimdi biz bu iki garibi koruyacağız,

Güvercin tüyü ve evlerin en zayıfıyla,

Bütün kılıçlardan.

Narin bir ip ve ekmek kırıntısıyla,

Minareler inşa edeceğiz, doğusuyla batısıyla...

Gökyüzünden şikâyet etmek için sana gelen bendim,

Fakat onunla azığımı paylaşır oldum, kendim.

Kardeşim o garipleri hatırlıyor musun?

Bizden sonra ne yaptılar, sen kendini etmiştin feda,

Kardeşim, onlara ne oldu? İyiler mi acaba?

Biliyor musun kardeşim?

Mağarada bir vaat vardı,

Gökyüzü düğün yemeği misali,

Bütün âlemlere saçılacak diye,

Ve bütün dünya mağaradaydı...

Çin'den Freng ülkelerine kadar,

Pazarları, meydanları, kafileleri,

Askerleri, tellalların sesleri,

Camilerin halıları, mushafların ayetleri,

Kap kacak nakışları, salihlerin türbeleri,

Ve yasemin kokulu sabah çayı,

Kardeşim onlara ne oldu?

Acaba iyiler mi?

Hatırlıyor musun kardeşim?

O sabah sana ha gayret, ha gayret...

Aileni ve ailemi mağaraya dolduralım,

Çünkü mağara her şeyden daha geniştir,

O senden ve benden önce var olan kader dairesidir,

Demiştim...

Ve sen, garipler için farklı bir gece,

Müşfik bir gece örmek için,

İşe koyulmuştun...

Ben de işe koyulup bir yuva yapmıştım,

Davet etmiştim yuvaya kuşları,

Kardeşim ne görüyorsun, bir gözetle civarı?

O ikisine ne oldu kardeşim,

Acaba iyiler mi?

Kardeşim, ne olur göreceğimi göreyim,

Gök kubbenin altında dolandım durdum,

O ikisinden birini bulamadım,

Sanki hiç burada olmamışlar,

Ne mağaraya girmişler, ne de yola koyulmuşlar,

Kardeşim, misafirlerin ne yaptılar?

Medine'ye ulaşmadılar mı, ya da ulaştılar mı?

Kardeşim, misafirlerin ne yaptılar?

Acaba öldürüldüler mi, ya da esir mi oldular?

Acaba ayrıldılar mı, ya da dost olarak mı kaldılar?

Kardeşim, misafirlerin ne yaptılar?

Kardeşim, beni hatırladın mı, yoksa unuttun mu?

Ben şüphe gibi ülkeleri dolaştım,

Sen ise emin olarak burada kaldın,

Ne kadar bilsem de senin kadar bilemem,

Hiç bir gün senin derecene yükselmedim,

Sen binamızın direği,

Delilimizin ispatı gibisin...

Sana iki dostumuzu sormak için geldim,

Ne olur, bu suskunlukla öldürme beni,

Görüyorum ki kardeşim konuşmuyorsun,

Hangi çaresiz derde düştün ki,

Tekrarlıyor, inatçı, dönüp yok ediyor seni,

Sen yok olunca da, o ebedi kalıyor,

Biliyorum, müşrikler sana zarar vermedi,

Fakat müminler eliyle yok edildin,

Ne olur dostum ölme Allah için!

Fakat güvercin görünce,

Mağara bekçisinin ruhunun uçtuğunu

Ve onsuz mağaranın harabe olduğunu,

Dedi ki kardeşim,

Misafirlerin ne yaptılar?

Sonra dedi kendi kendine,

Biraz yasını tut ve biraz ağla,

Sonra her yeni doğan çocuğa uğra da,

Ona bu hikâyeyi anlat ve de ki:

Bir zamanlar mağaramızda

İki Arabi konaklayıp gittiler.

Temîm el-Berğûtî Arşivi
34 Sayı: 34 - Ağustos 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler