Kapanmayan Parantez: Mehmet Gemci’nin Aziz Hatırasına
TEMMUZ Sayı: 36 - Ekim 2019

“Suyu çekilmiş bir ırmağın

İçli bir türküsüdür bizimki”

Mehmet Gemci

Eylül ayının on ikinci gününde bir şair daha kaydı göğümüzden. Maraşlı şair Mehmet Gemci, hicret etti bu diyardan. Birisiyle, ortak yaşantı ve paylaşımlarınız ne kadar yoğunsa önden gidenin ardından bir şeyler söylemek de o denli zor. Kalbiniz çiziliyor, sallanıyor sanki. Yok daha fazlası. Buna rağmen, vefanın bir cüzüne karşılık gelir ümidiyle, Mehmet Hoca’nın arkasından bunları yazıyorum.

Maraş’ta bulunduğum vakitlerde başlamıştı tanışıklığımız, sonrasında da devam etti. Sanırım birbirimizi ilk kez Maraş’ın en kıymetli mekânlarından Yeryüzü Sahaf’ta görmüştük. Daha sonra imam hatiplik yaptığı Saraçhane Çarşısı’ndan ismini alan Saraçhane Camii’nin kendisi için ayrılan görevli odasında devam etti ahbaplığımız. Camiiye bitişik olan bu odacık bir yönüyle modern bir tekke izleri taşıyordu. Orada çaylar demlenir, şiirler okunur, meseleler konuşulurdu. Bazen Mehmet Hoca, Edebiyat Yaprağı Dergisi’nde yayınlanan son şiirini okur ve ne düşündüğümü sorardı. Edebiyat Yaprağı, yine geçen sene bu vakitlerde kaybettiğimiz Ali Haydar Tuğ mihmandarlığında çıkmaktaydı ve başta Maraşlı edebiyatçılar olmak üzere pek çok ismi şemsiyesi altında toplamaktaydı. Bu vesileyle Ali Haydar Ağabeyi de rahmetle anıyorum. Dergilerden bahis açmışken, Gemci’nin edebiyat dünyamıza yaptığı en önemli katkılardan belki de ilk sırada yer alanı; 1995-2000 yılları arasında 21 sayı olarak çıkarttığı ‘Yalnızardıç’ dergisidir. Bugün adını sıkça duyduğumuz pek çok ismin ilk çalışmalarına Yalnızardıç’ta rastlıyoruz.

Yalnızardıç tesadüfen seçilmiş bir ad değildir. Şairin, ‘Karlara Bulanmış Maraş’ isimli şiirinden devam edelim:

‘Ahır Dağı eteklerinden

Binlerce yıldır

Yalnızlığın sırrını döküyor

Orada Yalnızardıç

Hala mütevekkil

Şehirdeki tuhaf insanlara

Uzun beton yapılara bakıyor

Orada Yalnızardıç

Hala mütevekkil’

Öte yandan sıkı bir Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil okuyucusuydu, Gemci. Bilhassa Pakdil ile uzun yıllardır süregelen bir tanışıklıkları vardır. Benim de Nuri Pakdil ile tanışmama merhum Gemci vesile olmuştu. Hece Yayınları, Pakdil’in mektuplarını neşredince, hemen kitabevine gidip heyecanla incelemiş ve üçüncü ciltte Gemci’nin Pakdil’e yazdığı mektuplara ve karşılığında aldığı yanıta ilişmişti gözüm. Henüz haberdar olmayan Mehmet Hoca, benden duyar duymaz; o cildi temin etmişti sevinçle.

Kendisinin bu ‘usta’larla kurmuş olduğu ünsiyet elbette yazdıklarına da yansır. Şairin tek şiir kitabı olan ‘Yanlış Parantezi’ okuyunca hem bu ustaların hem de kadim tarihimizle yaşadığımız coğrafyanın izini rahatlıkla sürebiliriz. Yedi Güzel Adam’ı elbette bir Maraşlı olarak es geçmez; hatta şiir yatağına ne kadar tesir ettiğini itiraf eder:

‘Çünkü biz

Yedi güzel adamdan öğrendik

Dağlardan şehre koşmasını’

Bir başka şiiri ‘Kırık Harfler’de kendi kuşağını muhasebeye çağırır:

‘Çağın gözde çocukları olamadık

Dağların eteğinden tutunamadık

Mavi gözlerine bakıp şaşırdık tekfur kızlarının

Çılgınlıklar siren sesleri

Boğulduk kirli bir ırmağın ortasında’

Aynı şiirde olan bitene karşı tepkisini de esirgemeyerek, menfaat ağlarıyla örülen ilişkilere isyan bayrağını açar:

‘Hiçbir şey kandırmıyor beni

Biliyorum dünya öylesine anlamsız ve kalabalık

Öylesine münafık’

Ya yaşam? O da ‘metal bir daire’ye benzetilir Mehmet Gemci şiirinde;

‘Yaşam

Metal bir daire

Kır çiçeklerinin kıyamı

Kan ve gözyaşı

Kim koyar yerine

Şu darmadağın taşı’

Şiir kitabının adı ustaca seçilmiştir: Yanlış Parantez. Her şeyi açıklamak için, durumu toparlamak için bir parantez açıyorsunuz ancak; bu parantezden sonra işler daha da karışıyor. Başka bir taraftan bakarsanız, ortasında kaldığımız her ikilemin ucu fasit bir daire oluveriyor da kendinizi oracıkta kaybediyorsunuz. Biz yine Gemci’ye müracaat edelim ve parantezin neresinde yanlışlık olduğu bilgisini arayalım:

‘Bütün sapaklarından

Kösnül kokular gelen

Garip bir devrandır dönüyor işte

Dönüyor değirmenler dönüyor eflak

Çocuklar ki

Anlaşılmaz bir şaşkınlık içinde

Uzanıyorlar evrene

Hep korku hep endişe

Soruyorlar nerede harita ve pusula

Çocuklar zamansız açılmış parantez içinde

Ne desem

Toprağın katmanlarından büngürdüyor kirli ark

Ne desem

Çatlamış bir kere kadim fanus’

***

Üç Frenk Havası’nda İsmet Özel, şöyle der:

‘Bize ne başkasının ölümünden demeyiz

çünkü başka insanların ölümü

en gizli mesleğidir hepimizin

başka ölümler çeker bizi

ve bazen başkaları

ölümü çeker bizim için.’

Her ölüm haberi bir anlık da olsa bozar, itiraf etmekten sakındığımız çoğu kurguyu. Rahme düştüğümüz anda ölümün kuyruğunda sıraya da girmiş oluruz.

Şimdi saatimi yokluyorum, birazdan Maraş Ulu Camii’nde kılınacak namaza müteakip, ebedi yolculuğuna uğurlanacak Mehmet Hoca. Şüphesiz ucu açık olan bir parantezin yolcularıyız. Mehmet Hoca da buradaki parantezini kapayıp ucu açık olan yolculuğuna çıktı. İnşallah mağfurdur. Son sözü ona bırakalım mı?

‘Ne mümkün uçurtmalara takılıp kalmak

Mümkün mü Hızır gibi ebediyen yaşamak

Ve bir gün ağlamak diye bir şey olmayacak

Büyülü efsaneler, Dede Korkut, Kesikbaşlar

Bir gün toprağın duruşması başlayacak’

Evet, evet doğru buyurdunuz. Son sözü hep ölüm söyler.

Salih Erayabakan Arşivi