İçli bir türküsüdür bizimki”
Mehmet Gemci
Eylül ayının on ikinci gününde bir şair daha kaydı göğümüzden. Maraşlı şair Mehmet Gemci, hicret etti bu diyardan. Birisiyle, ortak yaşantı ve paylaşımlarınız ne kadar yoğunsa önden gidenin ardından bir şeyler söylemek de o denli zor. Kalbiniz çiziliyor, sallanıyor sanki. Yok daha fazlası. Buna rağmen, vefanın bir cüzüne karşılık gelir ümidiyle, Mehmet Hoca’nın arkasından bunları yazıyorum.
Maraş’ta bulunduğum vakitlerde başlamıştı tanışıklığımız, sonrasında da devam etti. Sanırım birbirimizi ilk kez Maraş’ın en kıymetli mekânlarından Yeryüzü Sahaf’ta görmüştük. Daha sonra imam hatiplik yaptığı Saraçhane Çarşısı’ndan ismini alan Saraçhane Camii’nin kendisi için ayrılan görevli odasında devam etti ahbaplığımız. Camiiye bitişik olan bu odacık bir yönüyle modern bir tekke izleri taşıyordu. Orada çaylar demlenir, şiirler okunur, meseleler konuşulurdu. Bazen Mehmet Hoca, Edebiyat Yaprağı Dergisi’nde yayınlanan son şiirini okur ve ne düşündüğümü sorardı. Edebiyat Yaprağı, yine geçen sene bu vakitlerde kaybettiğimiz Ali Haydar Tuğ mihmandarlığında çıkmaktaydı ve başta Maraşlı edebiyatçılar olmak üzere pek çok ismi şemsiyesi altında toplamaktaydı. Bu vesileyle Ali Haydar Ağabeyi de rahmetle anıyorum. Dergilerden bahis açmışken, Gemci’nin edebiyat dünyamıza yaptığı en önemli katkılardan belki de ilk sırada yer alanı; 1995-2000 yılları arasında 21 sayı olarak çıkarttığı ‘Yalnızardıç’ dergisidir. Bugün adını sıkça duyduğumuz pek çok ismin ilk çalışmalarına Yalnızardıç’ta rastlıyoruz.
Yalnızardıç tesadüfen seçilmiş bir ad değildir. Şairin, ‘Karlara Bulanmış Maraş’ isimli şiirinden devam edelim:
‘Ahır Dağı eteklerinden
Binlerce yıldır
Yalnızlığın sırrını döküyor
Orada Yalnızardıç
Hala mütevekkil
Şehirdeki tuhaf insanlara
Uzun beton yapılara bakıyor
Orada Yalnızardıç
Hala mütevekkil’
Öte yandan sıkı bir Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil okuyucusuydu, Gemci. Bilhassa Pakdil ile uzun yıllardır süregelen bir tanışıklıkları vardır. Benim de Nuri Pakdil ile tanışmama merhum Gemci vesile olmuştu. Hece Yayınları, Pakdil’in mektuplarını neşredince, hemen kitabevine gidip heyecanla incelemiş ve üçüncü ciltte Gemci’nin Pakdil’e yazdığı mektuplara ve karşılığında aldığı yanıta ilişmişti gözüm. Henüz haberdar olmayan Mehmet Hoca, benden duyar duymaz; o cildi temin etmişti sevinçle.
Kendisinin bu ‘usta’larla kurmuş olduğu ünsiyet elbette yazdıklarına da yansır. Şairin tek şiir kitabı olan ‘Yanlış Parantezi’ okuyunca hem bu ustaların hem de kadim tarihimizle yaşadığımız coğrafyanın izini rahatlıkla sürebiliriz. Yedi Güzel Adam’ı elbette bir Maraşlı olarak es geçmez; hatta şiir yatağına ne kadar tesir ettiğini itiraf eder:
‘Çünkü biz
Yedi güzel adamdan öğrendik
Dağlardan şehre koşmasını’
Bir başka şiiri ‘Kırık Harfler’de kendi kuşağını muhasebeye çağırır:
‘Çağın gözde çocukları olamadık
Dağların eteğinden tutunamadık
Mavi gözlerine bakıp şaşırdık tekfur kızlarının
Çılgınlıklar siren sesleri
Boğulduk kirli bir ırmağın ortasında’
Aynı şiirde olan bitene karşı tepkisini de esirgemeyerek, menfaat ağlarıyla örülen ilişkilere isyan bayrağını açar:
‘Hiçbir şey kandırmıyor beni
Biliyorum dünya öylesine anlamsız ve kalabalık
Öylesine münafık’
Ya yaşam? O da ‘metal bir daire’ye benzetilir Mehmet Gemci şiirinde;
‘Yaşam
Metal bir daire
Kır çiçeklerinin kıyamı
Kan ve gözyaşı
Kim koyar yerine
Şu darmadağın taşı’
Şiir kitabının adı ustaca seçilmiştir: Yanlış Parantez. Her şeyi açıklamak için, durumu toparlamak için bir parantez açıyorsunuz ancak; bu parantezden sonra işler daha da karışıyor. Başka bir taraftan bakarsanız, ortasında kaldığımız her ikilemin ucu fasit bir daire oluveriyor da kendinizi oracıkta kaybediyorsunuz. Biz yine Gemci’ye müracaat edelim ve parantezin neresinde yanlışlık olduğu bilgisini arayalım:
‘Bütün sapaklarından
Kösnül kokular gelen
Garip bir devrandır dönüyor işte
Dönüyor değirmenler dönüyor eflak
Çocuklar ki
Anlaşılmaz bir şaşkınlık içinde
Uzanıyorlar evrene
Hep korku hep endişe
Soruyorlar nerede harita ve pusula
Çocuklar zamansız açılmış parantez içinde
Ne desem
Toprağın katmanlarından büngürdüyor kirli ark
Ne desem
Çatlamış bir kere kadim fanus’
***
Üç Frenk Havası’nda İsmet Özel, şöyle der:
‘Bize ne başkasının ölümünden demeyiz
çünkü başka insanların ölümü
en gizli mesleğidir hepimizin
başka ölümler çeker bizi
ve bazen başkaları
ölümü çeker bizim için.’
Her ölüm haberi bir anlık da olsa bozar, itiraf etmekten sakındığımız çoğu kurguyu. Rahme düştüğümüz anda ölümün kuyruğunda sıraya da girmiş oluruz.
Şimdi saatimi yokluyorum, birazdan Maraş Ulu Camii’nde kılınacak namaza müteakip, ebedi yolculuğuna uğurlanacak Mehmet Hoca. Şüphesiz ucu açık olan bir parantezin yolcularıyız. Mehmet Hoca da buradaki parantezini kapayıp ucu açık olan yolculuğuna çıktı. İnşallah mağfurdur. Son sözü ona bırakalım mı?
‘Ne mümkün uçurtmalara takılıp kalmak
Mümkün mü Hızır gibi ebediyen yaşamak
Ve bir gün ağlamak diye bir şey olmayacak
Büyülü efsaneler, Dede Korkut, Kesikbaşlar
Bir gün toprağın duruşması başlayacak’
Evet, evet doğru buyurdunuz. Son sözü hep ölüm söyler.

