“kendime, kendimi, kendim...”
I.
taşların da ortadan ikiye bölünen
ağrılarını gördüm
ey beni rüyalarımdan asan!
rüzgârın ve eylül’ün
aynı rahimden düştüğünü
geceye zar atanların
bakışlarını kırbaçlayan kadınların
gidişlerinden öğrendim
içimdeki fayların
kırıldığını bir bir
kırgınlığım kendimedir
kızgınlığım da
böyle geçsin kayıtlara
vakanüvisler
dikenin kendine battığını
azığımı yitirdiğimden beri
klorlu bir et parçası tükürüyorum
parçalanmışlığımın küskün kaderine
hâlbuki sevmeye başladığım gün
bir martının eteklerine diktim
ayrılığın yaylım ateşini
ve korkularımı ve vazgeçişlerimi
kelebekleri ve gelincik çiçeklerini.
II.
bir güz yetmedi anlatmama
sızısı rahmine vuran arşın
kandan ve irinden
tokalar taktığını
saçlarıma
yine de inanmıyorum
gelincik çiçeği bir ressamın
katilim olduğuna.
III.
yılan derisi bir eldi
beni kendime vurduran

