Necip Tosun Edebiyat Atlası Kitabı İncelemesi
TEMMUZ Sayı: 36 - Ekim 2019

Necip Tosun, öykücü ve eleştirmen. Edebiyatımızın yaşayan en mümbit kalemlerinden biri. Daha evvel öykü kitaplarının yanı sıra “Modern Öykü Kuramı”, “Öykümüzün Kırk Kapısı”, “Öykümüzün Sınır Taşları” gibi kuram/inceleme kitaplarını da yazmış bir yazar. Biz bu yazımızda Necip Tosun’un yazdığı son kitap olan “Edebiyat Atlası” isimli kitabını tanıtmaya, incelemeye çalışacağız.

Belirtmemiz gerekir ki bu kitap, otuz yıllık okuma ve yazmanın semeresi olan bir kitap. Bu bakımdan kitapta yılların verdiği bilginin yanı sıra, ciddi bir tecrübe birikimi de var. Kitap edebiyatla bir şekilde hemhâl olan gençlere kılavuzluk yapacak hüviyete sahip olmakla beraber, yetişkin her okuryazar için de farklı ve nitelikli bir bakış açısı sunabilecek bir perspektifi bünyesinde barındırıyor.

Necip Tosun, kitabı yazma hedefini “Gözden düşen edebiyatın hayatımızdaki karşılığını yeniden sorgulamak, gündeme getirmek, önemini, vazgeçilmezliğini ortaya koymaktır.” diye belirterek edebiyatsız bir dünyanın barbar, hoşgörüsüz ve ötekini anlamaktan uzak kaba bir dünya olduğunu dile getiriyor. Süheyl Ünver, kültürü okuduğumuz kitaplardan zihnimizde kalanlar olarak yorumlar. Bunu ömrün kısa, kitapların ise insan ömrünün bütün kitapları okuyamayacağına bağlar. İşte Necip Tosun da kitabında bütün kitapları inceleyecek kadar imkânın olamayacağını, mecburen eserleri seçme yoluna gideceğini; bu kitapta bahsedilmeyen eserlerin asla değersiz kabul edilmemesi gerektiğini peşinen okuyucularla paylaşıyor. Her dönemde insanda kalıcı izler bırakan kitapları öne çıkarmaya çalıştığını söylüyor Necip Tosun.

Kitapta “Edebiyat ve Hayat”, “Okuma ve Hayat”, “Edebiyat ve Adanmışlık”, “Edebiyat ve Dil”, “Eleştiri ve Ahlâk”, “Edebiyat ve Propaganda”, “Edebiyat ve Yalnızlık”, “Edebiyat Mahfilleri, Yazar Okulları”, “Dergiler: Edebiyatın Bahar Bahçesi”, “Popüler Edebiyat Nitelikli Edebiyat”, “Edebî Eserlerde Etki ve İntihal”, “Devlet ve Kültür Politikaları”, “Edebiyatçı ve Sosyal Medya”, “Günümüz Edebiyat Ortamının Görünümü”, “Edebiyat ve Hukuk”, “Edebiyat ve Sinema”, “Edebiyat ve Bürokrasi”, “İmkânsız İlişki: Ödül ve Adalet”, “Doğu-İslâm Kültürünün Başyapıtları”, “Dünya Romanının Serüveni”, “Türk Romanının Serüveni”, “Dünya Öykücülüğünün Serüveni”, “Türk Öykücülüğünün Serüveni” gibi dikkat çekici ve son derece önemli başlıklar yer alıyor.

Kitabın temel mottolarından biri edebiyatın kişisel olarak üretildiği, toplumsal olarak tüketildiği ifadesidir. Edebiyatın nesiller boyu süren bir birikim aktarma sürecine dayandığını kitaptan anlayabiliyoruz. Bu bakımdan edebiyatın insanları değiştirme, dönüştürme işlevinden bahsedebiliriz. İnsanların bireysel ve toplumsal eksende yaşadığı acılar, çektiği çileler, sevinçler, yıkımlar, hayal kırıklıkları edebiyatın narin süzgecinden geçerek insanlık birikimine dâhil olurlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur kitabı okunmadan ülkemizdeki mazi-gelecek, Doğu-Batı çatışmasını bütünüyle kavrayamayacağımızı, Sezai Karakoç’un şiirlerini okumadan Ortadoğu’da olup bitenleri hakkıyla anlamayacağımızı; bütün bu mes’eleleri edebiyatın bize sunduğu edebî iklimle elde edebileceğimizi sunuyor kitap bizlere. Tabiatta birçok şeyde olduğu gibi sözün de dilin de katmanları vardır. Edebiyatçı dili en iyi kullanan, onun yeni anlamlarını bulan kişidir. Bu özelliği sayesinde eser edebî bir değer kazanır, estetik bir yapıya kavuşur.

İnsanoğlu fıtraten yarınlara adının kalmasını ister. Eser, insanoğlunun yarınlara adının kalmasını sağlayabilecek biricik anıtlardan biridir. Flaubert, Rilke, Mansfield ve Sait Faik gibi isimler âdeta yazmak için dünyaya geldiklerini hissederler. Tıpkı Aziz Nesin’in “kalem benim altıncı parmağımdır” deyişinde olduğu gibi.

Okumaya gelince… Kitapta okumanın faydaları şöyle sıralanıyor: Okumak bize sözcük kazandırır, kompozisyon kazandırır, anlama yeteneği kazandırır, kendimizle yüzleşme zemini hazırlar, yeni ufuklar gösterir, düşüncelerimizi geliştirir. Çünkü okumak hatırlamaktır, düş görmektir.

Kitapta şöyle bir ayrıma da ulaşıyoruz: Ruskin kitapları ikiye ayırır: Günlük kitaplar ve her zaman geçerli olacak kitaplar. Memduh Şevket Esendal üç tip yazardan bahseder: Toplumun gerisinden giden, toplumla beraber giden, toplumun önünden giden. Schopenhauer ise yazarları ikiye ayırır: Sırf ele aldığı konu için yazanlar ve sadece yazmak için yazanlar. Buradan hareketle herkes niçin yazdığını bu ayrımlara bakarak kendini sigaya çekebilir.

Kitabın önemli bir başka mottosu ise edebiyatın flört kabul etmeyeceği, edebiyatla evlenilmesi gerektiği gerçeğidir. Bu bakımdan edebiyat emek ister, vaktinizin çoğunu ona ayırmanızı bekler. Bu yüzden edebiyat da kıskançtır. Bu özellikle edebiyat dünyasının merdivenlerini çalışma ile değil de “star”laşma veya “pop”laşma aracı olarak görüp edebiyata magazinsel bir hava katmaya çalışan insanların kulağına küpe olması gereken bir sözdür. Kitapta geçtiği üzere edebiyat sayıyla değil, değerle ölçülür.

Necip Tosun, Yusuf Has Hacip’ten enfes bir alıntıyla dilin önemini şöyle vurguluyor: “Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür. Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür.” Gerçekten de kendisinden sonraki dönemlerde okunan yazarlara baktığımızda, bu yazarların eserlerinde dili çok iyi kullandıklarını görüyoruz. Edebiyatta eleştirmenin de görevinden ve yapısından bahseder Necip Tosun. Eleştirmenin ciddi bir kültürel birikime, geçmişi yorumlayabilme, geleceği sezebilme öngörüsüne, sanatkârane bir sezgiye ve sabra ihtiyacı olduğunu söyler. Yapı olarak nefsanî ve kişisel zaaflarından arınmış sağlam bir karaktere sahip olması gerektiğini vurgular.

Türkiye’deki edebiyat ortamının en temel mes’elelerinden birinin de yazar olmayı düşleyen bir insanın nasıl bir yöntem izleyeceğini bilememesi olarak yorumlar. Bu sebeple yazar olmak isteyen bir insanın önce bir kitaplığının olması, sonra iyi bir okur olması gerektiğini belirtir. Sanat ve edebiyat alanında önemli olan var olanı yeni bir bakış açısıyla özgün bir formda ele almaktır. Bu bağlamda sanat eserinin insan ruhundaki gerilimlerden, acılardan ve sancılardan neşet ettiği söylenebilir. Cemil Meriç, dergiler için ‘hür tefekkürün kalesi’ tespitini yapmıştı. Necip Tosun da dergilere edebiyatın bahar bahçeleri diyor. Derginin editörünü ise bahçenin bahçıvanı olarak nitelendirerek yetişecek ağaçların/yazarların bu sayede taze kalacağını ifade ediyor.

Yazarın ilk kitabının bir bayrak dikme mes’elesi olduğunu, yazarların ekseriyetle ilk kitaplarıyla hatırlanacağı gerçeğini de hatırlatır bize Necip Tosun.

Yazarları bekleyen tehlikelerden biri de sosyal medya. Sosyal medyada ehil olan, olmayan herkes bir şeyler söyleyebilme hakkına sahip hissediyor kendini. Yıllarını edebiyata vermiş bir yazara, hayatında belki hiç kitap okumamış bir insan uygunsuz sözler söyleyebiliyor. Elbette sosyal medyanın yazarın eserini tanıtması imkânı da var. Okuyucusuyla aracısız görüşme imkânı ile okuyucularının genel profili hakkında bilgi sahibi olabiliyor yazar. Ama bütün bunlar yazar için sosyal medya imtihanı olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Bununla beraber internet ortamındaki bilgilerin de okuyucu ve yazar açısından sıkıntıları olabiliyor. Necip Tosun, bunu bir hatırasıyla açıklıyor. Sözgelimi Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında geçen bir cümle, internette Tolstoy’un sözüymüş gibi karşımıza çıkabiliyor. Bütün bunları birleştirdiğimizde, okuma ve yazma eyleminin ciddi bir disiplin gerektirdiği kanısına varabiliriz.

Necip Tosun gerek dünyadaki gerekse ülkemizdeki roman ve öykü serencamını da etkili bir şekilde irdeleyip okuyucuya sunuyor. Bununla beraber kitabından dünyadaki ve ülkemizdeki roman ve öykülerden oluşan yüz kitaplık seçki de paylaşmış. Özelikle genç edebiyatçıların otuz yıllık bir birikimle hazırlanmış bu listeyi dikkatli incelemesi gerektiğini düşünüyoruz. Zira bir romancı, bir öykücü için en öğretici yöntem, bu alanda yazılan iyi eserlerin okunmasıdır. Bazı genç yazarların zaman zaman usta yazarları etkilenme korkusuyla okumadığına şahit olabiliyoruz. Aslında gök kubbe altında insanların duyguları hep benzerlik gösterir. Sanatçı tam bu noktada devreye girerek insanın duygu ve düşüncelerini edebî, estetik ve incelikli bir düzeyde aktararak eserine mücessem bir boyut katmış olur. Bu hususta Mehmet Kaplan’ın tespiti yerindedir. “Aslan beslendiği hayvanlardan mürekkeptir” der, ama kimse aslana ceylanla beslendiği için ceylan demez. Genç yazarlar da usta yazarların eserlerini okuya okuya kendi özgün yollarını bulmaya çalışmalıdır.

Elbette edebiyat hakkında yapılan bu kapsamlı çalışmayı, takdir edersiniz ki üç beş sayfayla özetlemenin imkânı kısıtlı oluyor. Biz daha çok eseri ana hatlarıyla okuyucuya tanıtmaya ve içeriği hakkında bilgi vermeye çalıştık. Okuyucu kitapla buluştuğunda kitapla ilgili bir ön bilgisi olmasını amaçlayarak bu yazıyı kaleme aldık. Bu kitabın genç edebiyatçıların başucu kitabı olacağını temenni ediyor, edebiyat ile alâkası olan her insanın şahsî kütüphanesinde mutlaka olması gereken kitaplardan biri olduğuna inanıyoruz.

Yusuf Bilal Aydeniz Arşivi