Sakalını parmaklarının sinir uçlarıyla sıkıştırdığında tedirginliğini belli ediyordu. Parmak çıtlatmasına gerek kalmadan zihinde gerilimli hücreler parıldıyordu. Burnunun iki kanadındaki deri parçasına benzeyen tabakayı bulunduğu konumdan ayırdı. Aslında tüm tedirginliği tasarladığı planın işleyişinde oluşabilecek aksaklıkları görmemek, görmemek için de düşünceden ihtimali kaldırmaktı. Gerçekleşmesinden daha çok gerçekleştiğini bilmek yoruyordu Ali'yi. Dehlizlerin gölgesi, dehlizin kendisinden daha korkutucu değil miydi?
Not defterindeki karalanmamış boş sayfayı buldu. Planını yazmaya başladı. Film izlemekti planı. Ölmeden önce izlenilmesi gereken tüm filmler listesi. Listedeki sıra alfabetik olarak ilerleyen, yönetmene göre seçilen veya filmin konusu ile ilgili değildi. Ali için önemli olan filmin çekildiği tarihti. Çünkü bir film zamana göre izlenilirdi.
Her izleyeceği film şimdiye bir adım yaklaştıracaktı. Şimdiye dair atılan bir adım, ölüme yaklaştığını hissettirecekti. Adımlarında zamanın parçaları önceki istasyonda kalacak, parçalardan takip edenler labirentlerin içinde kaybolacaklardı.
Ali listedeki filmi uzattıkça uzatıyordu. Ölümden korkusu her film ekleyişinde daha da belirginleşiyordu.Masadan kalktığında kaderi belirlenecekti. Barış veya ateşkes değildi antlaşma, mağlup olmuş yaşamın çırpınışlarında ne tutarsa kâr eylemiydi. Bu esnada bir talihsizlik oldu. Talihsizlik beklenmeyen durumda olandı, beklenildiğinde talihsizlik denilmiyordu. Beklemek düşüncenin alternatifleri ise alternatif düşünülmediğinde duruma talihsizlik demek vicdana makyaj yapmaya benziyordu. Talihsizlik kalemin bitmesi, yedek kalemi yanında bulundurmama temkinsizliği ile de talihsizliği dile getiriyordu. Talihsizliğine uydurduğu kalıpla hayatını ölüme daha çok yaklaştırmıştı.
Listede hazırlanmış 7345 film vardı. Ali öğretmendi ve iki günün öğle arasında toplam bir film ve her akşam iki film olmak üzere on günde yirmi beş film izlemiş olacaktı. 2938 günde filmlerin tamamı bitecekti. Bu sayı da sekiz küsur yıl yapıyordu. Küsurla ifade ediyordu çünkü daha yaşanılacak çok yıl vardı. Gün yakınlaştıkça küsuratları da dikkate almaya başlayacaktı.
Zil çaldı. Öğretmenler zili çalmasını beklemeden sınıfa geçti. Diğer sınıfa anlattığı konunun aynısını anlatmaya başladı sınıfa. Aynı yerde espri yaptı, aynı problemden sonra ensesine kaşıdı. Aynı cümlenin aynı kelimesini yazmayı unuttu. Konu bittikten sonraki çalan zilin vakti de aynıydı. Sınıftan çıktı. Boynunun yere meyilliliğiyle öğretmenler odasına geçti. Filmlerden öğrendiği yapmacık gülüşü gönderdi diğer öğretmenlere ve eve geçti.
Aynı tavaya aynı sayıda yumurta kırdı. Aynı boyutta peynir kalıbı attı üstüne. Masadakileri yedi ve filmi izlemeye başladı.
Geçen her günün sonunda izlenilen filmin ardından yaşadıklarına çentik atıyordu. Yaşadığına attığı her çentik yaşamadıklarından bir eksiliyordu.
Belirlenmiş sona yaklaşmak insanın öleceğini bile bile yaşamaya çalışmasına benziyordu. Çıldırmaya az kalmalıydı. Fakat düşünceler o kadar saygılıydılar ki korkunun, belirsizliğin kapısına vurmuyor, yalnızlığı ve yalınlığı seviyordu.
Beklemeyi sevmemeye başladı. Oturduğu koltuğa kafasını yasladı. Tavandaki ampule bakmaya başladı. Öylece durdu. Düşündü ve öylece durdu. Viranelerde elmas bulmayan çocuk geldi aklına, olağan olan bulmamasıydı. Çocukta bu olağanlıkla bulmamıştı elması. Bekleme arasında doldurduğu kahveyi dakikalar sonra soğumuş vaziyette ağzına doldurdu ve tek sayı olmasına riayet ederek yedi yudumda yuttu. Ayağa kalktı. Balkona gitti. Balkondaki mermerin üzerine çıplak ayaklarla çıktı. Kollarını havaya kaldırarak rüzgârın yüzüne çarpmasının tadını çıkardı. Dünyanın yüzüne sertçe baktı ve gülümsedi. İlk andaki titreme bacaklarında kayboldu. En uzaktaki sesi duymaya çalıştı, anlamadığı sesler duydu. Duyduklarını bir kalıba sokarak isimlendirdi. Sonra mermerden balkona indi. Her gün filmden sonra yaptığı eyleme dönüştü bu durum. Her gün içine çeken yapısıyla hayran kaldı boşluğa. Boşluk zihnine sımsıkı sarılıyordu. Dolgun bakışlarıyla içine çekiyordu.
Filmin bitmesine on yedi gün kala boşluğun cazibesine dayanamadı ve bedenini bıraktı boşluğa. Yanan yüreğine karşı vuran serin rüzgârlar Ali’yi rahatlatıyordu. Hayatı şimdi daha iyi algılayabiliyordu. Ciğerlerine çektiği nefes anlamlanıyordu. İzlediği filmlerdeki kahramanlar geçiyordu yanından.
Mürekkepler Ali’yi yazıyordu. Gölgeler ortaya çıkmak için Ali’nin bedenini bekliyorlardı. Temizlikçiler kanları temizlemek için hazırdılar. Muhabirler etraftaki insanlara olay anında gerçekleşen belirtileri sormaya başlamıştı. Nüfus memuru tek tuşla silmişti listeden Ali’nin ismini. Denizler kıyıya vurmayı bırakmamıştı. Simitçiler üçgen peynir satmayı, şairler yalnız yaşamayı, borsacılar kravat takmayı, insanlar önyargıyı.
Dik durduğunda hızlanıyor, sırtüstü konumuna gelince yavaşlıyordu. Ölümü yaklaşmanın heyecanı ve saniyeler içinde gözünde perdesiz bir ömrü izlemeyi çok beğenmişti. Birbirine giren renkler gözlerine hücum ediyordu.
Bedeni betona dokunmaya başladı. Kırılan kemiklerden gözüne fırlayan sular ve iflas eden kalple bitirmişti yaşamını. Daha önce yaşamamıştı bu hissi ve bir daha da yaşayamayacaktı. Gazetelerin haberi önceden belirlenmişti: “Kayıp Bulundu”.




