İkinci El Zaman Kızıl İnsanın Sonu
TEMMUZ Sayı: 35 - Eylül 2019

Bize kimse özgürlüğü öğretmemişti. Sadece özgürlük adına ölmeyi öğretmişlerdi.

İkinci El Zaman, Belaruslu gazeteci Svetlena Aleksiyeviç’in 2015 Nobel Edebiyat Ödüllü kitabı. Türkçe’ye çevrilen Çinko Çocuklar, Son Tanıklar, Çernobil Duası & Geleceğin Tarihi ve Kadın Yok Savaşın Yüzünde isminde dört kitabı daha var. İkinci El Zaman, Sovyetler Birliği ve komünizmin yıkılışının, canlı tanıklarla yapılan sözlü bir anlatısı.

Sosyal ve tarihi vakalarda bir konuyu çözebilmek, sağlam bilgi ve belgelere ulaşabilmek, muhatapları konuşturabilmek zordur. Hele üzerinden kısa bir süre geçmiş olayları değerlendirmek daha zordur. Olayların gelişimi, toplum ve insan üzerindeki tesirleri devam etmektedir. Bu anlamda, İkinci El Zaman, SSCB’den Rusya’ya dönüşümü otuz yıllık bir zaman geçmesine rağmen, içeriden bir bakış açısıyla anlatmış. Yer yer tarafsızlığını kaybetse de, birinci ağızlardan hikâyelerle dönüşüme şahitlik edilmiş.

Kitap; Apokalipsisle Teselli - Kızıl İç Kısımda On Hikâye ile Boşluğun Cazibesi - İç Kısmı Olmayan On Hikâye isimli iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm 1991-2001, ikinci bölüm ise 2002-2012 yılı arasındaki olaylara odaklanmış.

İki süper gücün! olduğu ve yaklaşık kırk yıl süren Soğuk Savaş dönemince Sovyetler Birliği, dünyaya gösterdiği güçlü devlet (empire) imajının arkasında yaşananları, baskı unsurlarıyla gölgelemeyi başarmıştır. İletişim çağından uzak bir dönemde, tüm dünya bu gücü ihtişamlı askeri törenlerle gördü. 1979 Sovyet Afgan savaşı “Rus Ayısı’nın” zayıflığını tüm dünyaya ilan etmesine karşın, içeride durum çok farklıydı.

1985 yılında başlatılan, Glasnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılandırma) adı verilen demokratikleşme reformları, 1991 yılında SSCB’nin çöküşüyle neticelendi. Devlet yöneticileri, ters bir tepkinin bu kadar hızlı bir çöküşü tetikleyeceğini hesap edemezken, içeride propaganda aleti çalışmaya devam ediyordu. SSCB ve komünizmin çöküşüyle birlikte Rus halkı, komünizmden daha acımasız bir canavarla bir günde karşı karşıya kalır: Kapitalizm. İmparatorluk gecesinden Ulus Devlet sabahına uyananlar şöyle diyecektir: “Tanrı kimseyi S.S.C.B’de doğup Rusya’da yaşamaya mecbur bırakmasın.”

Kitabın ilk bölümü, farklı bir gerçeklikle karşı karşıya kalan, yeni ülkeye alışamayan insanların hikâyeleri. Gorbaçov’la birlikte zengin bir ülke hayali kuranların, birdenbire aç kaldıkları bir ülkeye dönüştüğü günler. Bugün Putin’in bile “Rus Felaketi” olarak adlandırdığı bir dönem. İlk bölümde on intihar hikâyesi okuyoruz.

Aptal İvanuşka ve Altın Balığa Dair’de iki farklı Rusya’yı kahraman şöyle tarif eder: “Kitap okurduk, çok okurduk. Konuşurduk. Fikirler ürettiğimizi sanırdık. Devrimi hayal ederdik, ama korkardık göremeyeceğiz diye. Genel olarak kapalı bir hayal sürerdik, dünyada ne olup bittiğini kimse bilmezdi. Oda bitkileriydik. Daha sonradan anlaşıldı, herkesin kendince bir şeyler uydurduğunu, fantezi kurduğu Batı, kapitalizm, Rus halkı hakkında. Serap görüyorduk. Kitaplardaki ve mutfaklarımızdaki gibi bir Rusya, asla olmadı. Sadece kafamızda vardı. Perestroyka’da her şey bitti. Kapitalizm gürlüyordu. Doksan ruble on dolar oldu. Onunla da yaşanmaz. Mutfaktan sokağa çıktık ve orada da bizde fikir mikir olmadığı anlaşıldı, tek yaptığımız bütün gün oturup konuşmakmış. Bir yelerden tamamen bambaşka insanlar geldi-kırmızı ceketli ve altın yüzüklü genç çocuklar. Ve de yeni oyun kuralları: Paran varsa insansın, yoksa kimse değilsin. Hegel’in tamamını okumandan kime ne?”

Yalnız Bir Kızıl Mareşal ve Unutulmuş Devrimin Üç Gününe Dair’de, Mareşal Sergey Fedoroviç Ahromeyev intihar notunda yaşadığı çaresizliği şöyle anlatır: “Vatan’ım yok olur ve hayatım boyunca anlamlı saydığım her şey yıkılırken yaşamaya devam etmem imkânsız. Yaşam ve yaşadığım hayat bana veda etme hakkı veriyor. Sonuna kadar mücadele ettim.”

O dönemin siyaset ve adalet mekanizmasının çalışması ise şöyledir: “Bazı komünistler diğer komünistleri yargılayacak; partiden Çarşamba günü çıkanlar, partiden Perşembe günü çıkanları yargılayacak.”

Öldüren Herkesin Tanrıya Hizmet Ettiğine İnandığı Zamana Dair, farklı etnik grupların yaşadığı dramları anlatıyor. Topyekün Ruslar yerine artık; Ruslar, Çerkezler, Tatarlar, Azeriler, Abhazlar, Tacikler vardır ve cinayetler bu kimlikle işlenecektir. Eski dostlar artık kanlı düşmanlar haline gelir.

Küçük Kızıl Bayrağa ve Baltanın Gülümsemesine Dair’de kapitalizmin acımasızlığı anlatılır: “Herkes deli gibi yalnız. Böyle gidiyor işte…böyle…Hayat tümüyle değişti. Dünya artık başka türlü bölünmüş durumda: Beyazlar ve Kızıllar değil, hapiste yatanlar ve kaçanlar değil, Soljenitsin okuyanlar ve okumayanlar değil, satın alabilenler ve alamayanlar diye.”

Kitabın ikinci bölümünde ise hızla değişen yeni bir ülke vardır. İnsana ait dramlar değişmese de içerik artık değişmiştir. 90’lı yıllarda özgürlüğe inanan insanlar geçen on yılda Stalin’li yılları özler olmuştur. Hızlı toplumsal değişim, insanları derinden yaralayacaktır. Kapitalizmin acımasızlığı, açlık, yoksulluk, rüşvet, intiharlar, organize suç çeteleri ülkenin gerçeği olacaktır. Birlikte yaşayan halkların düşmanlıkları artık ana gündem maddesi olmuştur. Farklı milletlerdeki insanlarla yıllarca yaşanan komşuluk, arkadaşlık ve evlilikler artık düşmanlığa dönmüştür.

İkinci El Zaman, bir ülkenin makro tarihi içerisinde insanların mikro tarihlerine ışık tutan bir eser. İnsanın yaşayabileceği tüm tecrübeleri gözler önüne seren, acıyla örülmüş söyleşiler. Yalnızlık, umutsuzluk, çaresizlik, ölümler, kayıplar… İnsana dair ne varsa değinilmiş.

Son söz yazarın Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasından: Beni ilgilendiren, küçük insan. ‘Küçük büyük insan’, ben böyle derdim, çünkü zulme tabi olmak insanı büyütüyor. O, kitaplarımda kendi küçük hikâyesini ve kendi tarihini anlatırken büyük tarihi de anlatıyor. Başımıza gelmiş olanları, hala da gelmekte olanları henüz anlamlandırabilmiş değiliz. O yüzden anlatmak gerekiyor, başlangıçta önce dile getirmek gerekiyor. Bu bizi korkutuyor, henüz kendi geçmişimizle yüzleşecek durumda değiliz. Dostoyevski’nin Ecinniler’inde, Şatov sohbetlerinin başında Stavrogin’e şöyle diyor: Biz, iki varlık, sonsuzlukta bir araya geldik… dünyada son kez. Şu tonunuzu elden bırakıp insan gibi konuşun! Bir kere olsun, insan sesiyle konuşun!

Benim kahramanlarımla olan konuşmalarım da aşağı yukarı işte böyle başlıyor. İnsan, tabi ki, kendi tarihini anlatır, boşluktan konuşamaz. Ancak çağımızın hurafeleriyle, ihtirasları ve aldanışlarıyla, gazeteler ve televizyonlarla kirlenmiş olan insan ruhuna ulaşmak zor.

Hüseyin Cömert Arşivi
35 Sayı: 35 - Eylül 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler