Militan Kahvesi
TEMMUZ Sayı: 30 - Mart 2019

Biz, o iyi günleri insanlar arasında evirip çeviririz.
(Âl-i İmrân 140)

Yunus Develi ismini, Hece, Heceöykü, Mahalle Mektebi, Karabatak ve İtibar dergilerini takip edenler, öykülerinden hatırlayacaklardır. Gece Dansları, Kumercin, Frenk Havaları, Perde ve Son Perde isimli öykü kitapları okuyucusuyla buluşmuştu. Militan Kahvesi isimli ilk romanı ise kısa süre önce Pruva Yayınlarından çıktı.

Militan Kahvesi, otobiyografik bir roman olduğu kadar aynı zamanda bir dönem romanı. Türkiye’nin belki de en çalkantılı yıllarını, 1970’lerin ortasından 1980’e kadar yaşananları, “militan” olmak isteyen idealist bir üniversite öğrencisinin gözünden anlatıyor.

Kitap altı bölümden oluşmasına rağmen üç ana bölüm gibi okumak mümkün. Birinci bölüm, anlatıcımız olan üniversite öğrencisinin, tahsil hayatı için 1976 yılında, Adana’dan İstanbul’a geliş macerasına dair. Kahramanımız Aydın, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü kazanır. Okumak için geldiği şehirde tek hayali vardır o da “militan” olmak. Militan olmayı çok önceden kafaya koymuştur. Bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır. Konuyla ilgili kitaplar okuyarak fikren hazırlanmıştır. Hatta hiç bilmediği TrahDınh Van’ın “O Bir Militandı” kitabını ismi ve kapağından dolayı alıp okumuştur. Militanlık için geriye terk şart kalmıştır: O da sahaya inmektir. İstanbul hayatının başlamasıyla birlikte artık kahramanımız sahaya da inmiştir. İlk bölüm diye nitelendirdiğimiz kısma, İstanbul’a geliş, üniversiteye başlama ve hayatı tanıma safhası diyebiliriz.

Bu bölümde Türkiye’nin birçok meselesine dair ipuçları bulmak mümkün! Dönemin öğrenci olayları, tarafları (MTTB, Ülkücüler, Selametçiler, Nurcular…), tartışmalar, siyasi gündem, siyasi figürler, gazeteler, kitaplar ilk ağızdan anlatılıyor. Bir talebenin gözünden, okula ait bilgiler, hocalar, dersler, okunan kitaplar anlatıldığı gibi genel siyasi ve kültürel ortam da anlatılmış. Üniversite hayatında hocaların öğrenciler üzerindeki etkisi, sınıf ortamları, öğrencilerin düşünceleri ve nasıl şekillendikleri, isimlerle birlikte anlatılmış. Bir süre sonra öğrenci-hoca tartışmalarına ve hocalar hakkındaki kanaatlerine de şahit oluyoruz.

İstanbul’da kitapçılarla tanışma, zengin işadamlarının yardımları, kılık kıyafet, yurt hayatı, sokak kavgaları, siyasi mücadele objektif olarak anlatılmış. O yıllarda öğrencilerin okuduklarına ve tartışma konularına baktığımızda İstanbul ile taşranın pek farklı olmadığını görüyoruz: Seyyid Kutup, Hasan el-Benna, Cemil Meriç, Necip Fazıl okumaların merkezinde yer tutuyor.

İkinci bölüm diyebileceğimiz kısımda, Aydın’ın düşünceleri, hayata bakışı, şekillenmesi anlatılıyor. Bu kısım genellikle iç konuşmalar şeklinde. Militan olma düşüncesinde bir gencin, yaşadıklarıyla birlikte nasıl şekillendiğine şahitlik ediyoruz. Silahlı kavgaya inanan ve kendine böyle bir yol çizmek hayaliyle gelen genç Aydın’ın, dönemi canlı tanıklığıyla sorgulama safhasına geçişine tanıklık ediyoruz. Her duyduğunu veya okuduğunu kendi değer süzgecinden geçiren kahramanımızı bu sorgulamaya getiren en önemli faktör dikkati olsa gerek. Şayet o yıllarda okuduklarınıza, dinlediklerinize doğru, dikkatli ve vicdanlı bir gözle bakamazsanız, bu iç çatışmaları, sorguları yaşamanız mümkün olmayacaktır. Her dinlediğine inanan ve sorgulamayan gençlerin sebep olduklarına acı tecrübelerle şahit olduk. Kahraman bu döneme ait sorgulamalarını iç âleminde yaparken, bir taraftan da bulduğu, inandığı çözüm önerilerine de değiniyor.

Üçüncü bölümde ise artık okulun son dönemlerine gelmiş Aydın’ın İslami hayat, devlet, memlekete hizmet noktasında geldiği yeri görüyoruz. Aydın artık olgunlaşmış, kendi yolunu çizmiş, ayaklarının bastığı zemini sağlamlaştırmıştır. Kendi referans kaynaklarını -ki bu Kur’an ve İslam çizgisidir- seçmiş ve bu konuda kendini yetiştirme gayretine çoktan girmiştir. Bu bölümde özellikle devlet hakkındaki düşünceleri günümüze de ışık tutacak yeterliliktedir.

Aydın “militan” olma hayallerine rağmen, derdi eylemden ziyade çözümdür. O dönem ve yaş için kendince en iyi çözümü bulmuştur. Ancak özünde olan iyilik ve yetişme tarzı, dikkati ve vicdanı önünde yeni ufuklar açar. Düşünce ve gönül dünyası adım adım gelişir ve geldiğimiz noktada, Aydın iyi ki militan olmamış deriz. Son bölümün başında yer alan tez çalışmasının önsöz ve giriş kısmı, Aydın’ın dört yıl içerisinde geldiği noktayı görmek için yeterli olacaktır. Devlet ve özgürlük üzerine olan bölüm ise kısa olmasına rağmen, zamanının ötesinde bir manifestodur.

Develi’nin, öykülerine aşina olanlar duru bir Türkçe ile kaleme alınmış, okuyucuyu sıkmayan metinlerini bilirler. Özellikle Perde’yi okuyanlar hatırlayacaktır, öyküleri çok katmanlıdır. Dikkatli ve donanımlı bir okuyucu, metinlerin derinliğine ve arka planına vakıf oldukça daha çok keyif alacaktır. Metinlerin arka planını çözen okuyucu, yazarın beslendiği kaynakları rahatlıkla görecektir. Öykülerinde anlattığı insanın büyük hikâyesidir. Romanda konu aldığı bir gencin hikâyesi olsa da, kendi hayatıyla birlikte anlattığı Aydın’ın hikâyesi, sürekli peşinde olduğu büyük hikâyenin bir parçasıdır.

Romanda ikinci bölüm diye nitelendirdiğimiz kısımlardaki iç konuşmalar ve düşünce akışı, diyalogların olmamasına rağmen okuyucuyu sıkmıyor. Bunu da yazarın girişteki güçlü anlatımı ve merak duygusunu diri tutması sağlıyor. Kitapta anlatılan dönem Haziran 1980 tarihinde sona eriyor, henüz darbe olmamış. Açıkçası bundan sonraki birkaç yılı da Yunus Develi’nin kaleminden okumak isterim.

Hüseyin Cömert Arşivi