Günümüzün edebiyat eleştirmenleri, metni bir dizi estetik ölçüt ve algılama yöntemiyle yeniden tanımlayarak klasik edebiyat kuramlarını zorluyorlar. Kuşku götürmeyen bir diğer olgu ise, yaşadığımız çağa her yönüyle damgasını vuran dijital teknolojilerin sadece edebiyatı değil, en temelde metinselliği de zayıflatması, tartışmalı hale getirmesidir. Dijital çağı, ayartıcı ve aynı zamanda kötürümleştirici bir kısıtlılık hali olarak görenlerin, karşı konulması zor bir kapana benzetenlerin sayısı da bu yüzden az değil. Bu görüş sahipleri, eski edebiyatın eridiğini ve bütüncül bakıldığında olumsuz bir dönüşüm yaşandığını dile getirmekteler.
Kontrolsüz her dönüştürücünün, yeni sanat “üretimi” ve “tüketimi” üzerinde pek çok etkisinin olduğu muhahkak. Fakat büsbütün umutsuz, karamsar da olmamak gerekiyor. Diijital teknolojiler, üretim ve tüketim ilişkilerini esaslı şekilde yeniden belirlese de hem klasik, yerleşik edebiyat hem de edebiyat eleştirisi, bu dünyada da bir şekilde var olacak, zamanla kendi yerini bulacaktır.
Bu süreçte öne çıkan internetle birlikte siteler, blog ve forumlar; yazar ve eleştirmen arasındaki bilindik ilişkiyi yıkarak yazarın okuyucusunu doğrudan arayıp bulduğu bir dönemin perdesini araladı. Okuyucular ise eleştirmenleri by-pass ederek yorum ve eleştiri sürecine bizzat kendileri mebzul miktarda katkıda bulunuyorlar artık.
İnternetin edebiyatı, edebiyata dönük ilgiyi azaltıp öldürmediği,-Batı ülkelerinde yapılan çeşitli çalışmaların da gösterdiği gibi- özellikle gençler arasında bu ilgi ve eğilimin şaşırtıcı bir şekilde yükselişe geçtiği kaydedilmekte. Benim tezim, Türkiye için bu gözlemin geçerliliği konusunda güvenilir çalışmalar tamamlanmadıkça, bu tür tartışma ve çıkarımların genel bir çerçeveye oturmayacağı yönündedir. Yine de bu alandaki tespit ve bulgular, online okuma ve yazma eylemlerinin arttığını ve nitelikten bağımsız olarak, tedrici bir şekilde yeni talep ve beklentilerin yine bu dijital alan ile karşılıklı ilişkiler içinde biçimleneceğini gösteriyor. Edebiyat dergilerinin dağıtım mecralarını sosyal medya hareketleriyle çizmesi ve sonuçta iyi satış sayılarına ulaşması da dergiciliğin ve dolayısıyla yerleşik edebiyat üretiminin internetin yaygınlaşmasıyla noktalandığı görüşünü geçersiz kılmaktadır.
Nitelik bağlamında ise sofistike eserler ve iyi edebiyat, genel okuyucu beklentileriyle belli oran ve düzlemlerde ister istemez kesişecektir. Ben bu kesişimin ille de popüler olana talebi artımayacağını düşünüyorum, seçkin yahut nitelikli edebi eserlerin de kendine her geçen gün biraz daha yer bulacağına inanıyorum. Sırf bu perspektif bile klasik edebiyatın gerilediğine ilişkin karamsar tablonun yanıltıcı olduğunu gösterecektir. Daha da önemlisi, edebiyatı taşıyan materyallerin dağıtım süreci insanlık tarihinde hiç görülmedik boyutlarda kolaylaşmış, evrenselleşmiş ve mesafeye bağlı engelleri ortadan kaldırmıştır. Artık, edebi sürece doğrudan katılma olgusu birçok noktada güçlü bir belirleyicidir.
Yeni edebiyatın seçkinci yahut seçici, eleyici bir rol oynayacağına işaret edenler, akademik nitelikli ve akademik olmayan üretim ilişkileri arasındaki rekabete dikkat çekiyorlar. Bu bağlamda edebiyat eleştirisinin kaybolmadığını iddia eden hatta daha da akademik bir özellik kazandığını söyleyen yazarlardan biri Irmak Zileli. Zileli Artsfullliving.com.tr sitesinde, edebiyat dünyasında genel düzey düşüklüğüne ilişkin bir tespiti paylaştıktan sonra, ‘Bu arada belki anmamız gereken önemli nokta, tüm bu silinişe rağmen, akademik ortamdan gelen önemli eleştirmenler kitaplarıyla ortaya çıktı. Yani aslında eleştiri topyekün silinmedi; bence akademik ortama daha çok çekildi, belki hapsoldu. Yine de özenli çalışmaları izleyebiliyoruz.’ sözleriyle, yeni edebiyatın kalite ve standartlarına iyimser bir açıdan bakabilmektedir.
Murat Yalçın ise akademik çevrelerde yer yer nitelikli bir edebiyat eleştirisinin yeşerdiğini kabul etmekle beraber, akademik çevrelerin kendi seçkinci ve kapalı kalıplarının, onları edebiyatı dışı okuyucu kesimlerine yeterince taşımadığını söylemektedir.
Edebiyat dünyamızda öteden beri yazar-yayınevi-eleştiri/tanıtım üçgeninde tekelleşmeler var kuşkusuz. Bu üçgenin uçları birbirine biraz da ticari çıkarlar ekseninde bağlı, bağımlı. Bu ortak çıkarların getirdiği bir aşiret kültürüyle hareket ediliyor bazen. Estetik açıdan güzel ve yetkin olan değil de “bizim için iyi olan” öne çıkarılıyor ya da “bizden olan yazdıysa iyidir” kriteri belirleyici oluyor daha çok. Fakat yeni araçların, sosyal medyanın, dijital olanakların bu tekelleşmeyi kırma, esnetme, merkezleri çoğaltma açısından da bir getirisi, bir yararı olacaktır muhakkak. Yenilik ve değişim, iktidar odaklarını da sarsıyor çünkü. Aracıların kaybolması yahut azalması, eserin dolaşıma girmesinin kolaylaşması, kitleye ulaşma konusunda konvansiyonel yöntem ve kanalların aşılması pozitif sürprizleri de beraberinde getiriyor kimi zaman.
James Dale Davidson’ın “Egemen Birey” kitabını kaleme aldığı 1998 yılından bu yana, dijital dünyanın, bireyleri muktedir mi kıldığı, yoksa, ‘dijitalliğin taş devrini yaşıyoruz’ yakıştırmasıyla okyanusta bir ceviz kabuğu misali yolunu kaybetmeye teşne nesnelere mi dönüştürdüğü, başlı başına bir tartışma konusu.
Artan ‘internet bazlı’ üretim ve tüketim arasında bir altın denge tutturmak adına Anna Holmes, New Yorker Online’daki bir yazısında, edebiyat eleştirisinin, tıpkı edebiyat gibi bir enformasyon olmadığını, metin aracılığıyla bir başka insanın zihin dünyasına giren bir deneyim olduğunu söylüyor. Jennifer Weiner ise sosyal medyanın enforme edici (bilgilendirici) bir araç olarak önemine değinirken, 20 yıl sonra tweetersiz bir edebiyattan söz açılamayacağı öngörüsünü paylaşıyor. Weiner, The New York Review of Books ve The New Yorker’ın yeni dijital dünya ile istikrarsızlaştığını, ancak bunun iyi veya kötü denebilecek bir değer yargısıyla yaftalanmaması gerektiğini dile getiriyor.
Sonuç olarak, yeni edebiyatta akademinin rolü artacak gibi gözüküyor. Bu sadece edebiyat öğrencilerinin ve mezunlarının istihdamıyla, iştiyakıyla, işin içine çekilmesiyle orantılı niceliksel bir üretkenliğe işaret etmemektedir. Bunun yanında, nitelik ve yüksek standart beklentilerinin, edebiyat eleştirilerini bizzat metne çağırması ve kadim rolüne yeniden döndürmesi de muhtemeldir. Bu aynı zamanda saikleri farklı bir tepki zinciri de doğurabilir. Bu tepki çok uçlu, çok boyutlu, karmaşık bir yapıya sahip olacaktır. Sadece, ‘kitche malzeme ana akım üretim alanını doldurursa, bir tepki olarak okuyucu da incelikli ve sanatsal metinler talep eder’ yaklaşımına kapılanmak, fazla iyimserlik arz etmektedir. Benzer şekilde, ‘edebiyatın iyisi de kötüsü de daha iyiye talebi artırır’ demek de ölçüsüz bir beklentidir, hayalperestliktir. Fakat diğer taraftan edebiyatın, bayağı ve niteliksiz olana karşı bir öz savunma gücüne, refleksine, geleneğine sahip olduğu da inkâr edilemez. Edebi üretimin, arabesklik ile bayağı popülerin kemendinden kurtulup nitelikli, etkili, yüksek sanata doğru evrilme şansı ve olanağı da her zaman mevcuttur. Didişmelerine, çekişmelerine rağmen yan yana yürüyen, kendi taraftarlarını çoğaltan, toplumda belli bir karşılık bulan farklı eğilim ve anlayışlara şahit olunacaktır yani bundan sonra. Eğer gerçekten öyleyse, okuyucu-yazar ilişkisindeki konvansiyonel kalıpların, zincirlerin kırıldığı bir dönemde, kazananın edebiyat metni olması da bir yönüyle makul bir beklentidir. Dijital dünya; yönlendirilmeye ve etkilenmeye açık, iradesi ve seçme gücü zayıflamış kişilerin yanı sıra, tercih ve taleplerinin farkında olan, kültürel ve edebi alanda her teklif ve tehdide boyun eğmeyen, bilinçli ve muktedir bir özne sıfatıyla seyretmeyi değil müdahil olmayı önemseyen dişli bireylerin, nitelikli okurların söz almasına da kapı aralayacaktır.
