
Fotoğraf: Olivier Jobard
“Ne kadar hayat taşır bunlar?” diye sormadı.
Gidebildiği yere kadar gidecekti.
Ayakkabıları onu yolda bırakmıştı.
Kızgın kumlara ve yorgunluğa, ayakları dayanmıştı belki ama yırtık ayakkabıları dayanamamıştı.
Duramazdı.
Vakit yoktu.
Çöl sıcağında açlığa nasıl dayanıyorsa bedeni, öyle dayanmalıydı ayakları da kızgın kumlara.
Olmadı.
Yapamadı.
En azından ayaklarını yerden kaldıracak bir şey bulmalıydı.
Ayakkabı olması gerekmiyordu.
Hem yaşamak dedikleri şeye de kendince bir anlam yüklememiş miydi?
Onun, yaşamak için yürümesi gerekiyordu.
Hayata tutunsun da ayaklarına geçirdiklerine ayakkabı denmesin, zararı yoktu.
Dünyada böyle mülteci olarak yaşayan insandan sadece biriydi.
Yaşamak için yurdunu terk eden bir mülteci.
Avrupa’da yeniden doğmaktı niyeti.
Birilerine göre ölmek, onun için yaşamak demekti...
