Suriyeli mücahidlerin Beşşar Esed rejimiyle hesaplaşmaları devam ediyor. “Adam (Esed) kazandı!” diyenler açık bir fetih ile burun buruna geldi. Halep başta olmak üzere bu yazının kaleme alındığı dakikalarda güç ve kontrol savaşları birçok cephede devam ediyor. Rüzgârın ne yöne eseceğinden yüzde yüz emin olamayız. Gaybı ancak Allah bilir ve biz sadece mevcut göstergelerle düşünebilir, yakın geleceğe ilişkin öngörülerde bulunabiliriz. Suriye’den gelen haberler içimizi ferahlatmakta, uzun süreli ve ilkeli mücadelenin er ya da geç galebe çalacağına inancımızı artırmaktadır.
Esed rejiminin ekonomisinin batak halde olduğu malum; askerî anlamda da bütün perdelemelere rağmen İran ve Rusya’nın suni teneffüsüyle yaşatılıyor. Suriye rejimi, şu sıralar güç zaafını telafi edip kendi savaşçılarını savaşmaya ikna edemezse ki -artık bu da zor- kitlesinde domino etkisiyle bir çatırdama yaşanacaktır. Mücahidlerin Rusya’dan sonra, Alevi-Nusayri ve Kürt topluluklara da el uzatan mutedil yaklaşımı, halkları ve gönüllerini kazanma yolunda stratejik olduğu kadar adil adımlardır. Müslümanlara da bu yakışırdı elbette.
İran’ın, Hizbullah ile İsrail’in ateşkesinden sonra ABD ve İsrail’in oklarını üzerine çekme konusunda denklem dışında kalmaktan ziyadesiyle memnuniyet duyacakken, Suriyeli mücahidlerin pek çok çevreyi şaşırtan taarruzu karşısında şok olduğu muhakkak.
Adı ‘Şii Ekseni’ olarak lanse edilse de Suriyeli mazlumlara 2015 yılından bu yana gerçekleştirilen saldırıların dümeninde tayin edici güç olarak Rusya vardı. İran ve Hizbullah ise yandaş güçler olarak sahadaydı.
Rusya’dan esaslı yardım gelmemesi halinde Suriye rejiminin beklenenden de çabuk çökeceği aşikâr. Esed’in tıpkı Yemen diktatörü Abdullah Salih, Bangladeş diktatörü Hasina gibi kaçması durumunun artan olasılıklar arasında sayılması boşuna değil. Devam eden operasyonlarla birlikte elbette bütün Suriye coğrafyasında istikrar bir anda sağlanmayacak. Türlü sorun ve tuzaklar ile pekâlâ karşılaşılabilir. Her noktada Suriye muhalif hareketinin kucaklayıcı, affedici ve kapsayıcı olması bu süreci kalıcı şekilde Müslümanların lehinde tutacaktır.
Rusya’nın Suriye’de mevcut güç potansiyelini incelemeye geçmeden önce, Esed’in çarçabuk elimine olması temennimizin yanında belli bir temkinliliği de elden bırakmamamız gerekiyor. Zira Esed rejiminin ittifak hattının kirliliğini ve PKK’nın her türlü ilkeden uzak tedhişçi karakteri bu hususu önemli hale getiriyor.
Rusya’nın Eli Neden Sınırlı?
Rusya’nın Tartus ve Himeymin hava üssüne acil mühimmat takviyesinin, Esed’in imdadına yetişmek kadar kendi üslerinin güvenliğini sağlamaya yönelik tahkimat olabileceği kaydediliyor. Diğer yandan, mücahidlerin şu aşamada direkt Rusya’yı hedef tahtasına oturtmayacağını dillendirenler de yok değil.
Rejim ve destekçilerinin Halep’i tekrar ele geçirebilmek için kara saldırısına ihtiyaçları var. Rusya Wagner ile Afrika’dan devşirdiği askerleri kolayca sahaya sürecek durumda değil çünkü bu hamle Ukrayna’daki hamlelerini olumsuz etkileyecek. Yine Rusya’nın Ukrayna ile girdiği savaş nedeniyle hava sahasındaki gücü azaldığı için İdlip başta olmak üzere eskiye göre daha az etkili olduğu anlaşılan bölgelere saldırılarda bulunuyor. Bununla birlikte Suriye’nin görece istihbarat yetersizliğinin de Rusya’nın elini zayıflattığı gelen haberler arasında.
Her şeye rağmen Rusya kısa vadede sonuç alacağını öngörseydi yıkıcı ve orantısız saldırılarına başta Halep olmak üzere muhaliflerin bulunduğu tüm bölgelere var gücüyle bombalar yağdırırdı. Savaşı kazanmada Suriye halklarının gönlünü almak bilhassa şu kritik aşamada anahtar. Şöyle ki kitleler, olaylar karşısında kaybeden tarafta yer almak istemez. Bu nedenle Halep halkı mücahidlerin dönüşüne genel anlamda destek veriyor. Hiçbir hava bombardımanı Halep halkının bu tercihini söküp atamayacaktır diye düşünüyorum.
Yeni Trump dönemi Rus Devlet Başkanı Putin’in elini güçlendirecektir. Putin bu desteği öncelikle Ukrayna’daki savaşı kazanmak için kullanacaktır. Bununla birlikte Rusya Suriye’de Türkiye ile taban tabana çıkar ve hedef çatışması yaşasa da Türkiye’yi kategorik olarak karşısına alacak hamlelerden stratejik olarak kaçınmaktadır. Rusya ile Türkiye’nin başta ekonomik alanda olmak üzere iyi ve kazançlı ilişkiler geliştirdiği muhakkak. Türkiye, Rusya için uluslararası toplum ile köprü kuran, daha da ötesi nefes alma imkânı bulacağı alanlarda en önemli dayanışma adresi. Türkiye ile işbirliği köprülerinin atılması, Türkiye’ye belli bir ekonomik bedel ödetecek olsa da Rusya’nın Türkiye’nin yerine bahsedilen işlevde yeni bir aktör ikame etmesi yakın vadede mümkün görünmüyor. Bu yüzden Türkiye ve Rusya arasında yaşanması imkânsız olmayan çatışma, ekonomik önceliklerin dayatmasıyla eskiye göre kesinlikle zayıflamıştır.
Rusya’nın Suriye’deki Varlığı
Rusya'nın Suriye'den ayrılma planı olmamakla beraber Suriye’nin iç meselelerine, ister askerî ister mali yönden müdahale etme isteği de giderek azalmaktaydı.
Ukrayna'yı işgali Rusya'nın diğer askerî operasyon alanı olarak çöreklendiği Suriye'yi gölgede bıraktı. Rusya’da sadece televizyonlar yayınlarını Orta Doğu'dan Ukrayna'ya kaydırmakla kalmadı, Rus askerleri ve kaynakları da bu olgudan nasibini aldı.
Rusya son aylarda Suriye'deki asker sayısını azaltırken, kontrolü altına almaya çalıştığı bölgelerdeki nüfuzunu azalttı. Geçtiğimiz ilkbaharda sevk etme sözü verdiği 5500 tonluk yardımı Suriye’ye sokamadı. Sözünü verdiği ‘insani yardımları’ askıya almakla Esed rejiminin nasıl da umurunda olmadığını bir kere daha gösteriyordu. Aynı Rusya, insani yardımları sadece ortağı Suriye devletine vermemekle kalmadı, İdlip bölgesine giden -Esed’in eliyle yönlendirilmediği gerekçesiyle- BM yardımlarını da veto edip insanları açlığa itti ve savaştan ne anladığını bir kez daha ifşa etti. İran ise Suriye’nin acil ihtiyaç duyduğu petrolü ucuza satmayacağını ilan ederken, sadık bir müttefike sırt çevirmekten ziyade, kevgire dönen hazinesini yamayacak finansal yollar aramakla meşguldü.
Rusya’nın rotayı Ukrayna’ya çevirmesine rağmen, bütünüyle Suriye'yi terk etme kararı verdiği söylenemez. Mücahidler kasım ayı sonundaki taarruzlarıyla Halep’in büyük bölümünü geri alırken, Rusya da İdlip ve çevresinde hava saldırıları düzenledi. Bu satırlar kaleme alınırken dahi Suriye kuzeyindeki mülteci kamplarının havadan bombalandığı haberleri gelmekteydi. Rusya’nın mücahidlerinkine benzer bir kara operasyonunu Wagner paralı ordusu ile yapması hiç kolay değil ancak benzeri bir karşılık, devşirdiği Afrikalı askerler ile yeni kıtalar oluşturmasıyla mümkün olabilir. Zira, ikmal ve askerî güçlerinin hatırı sayılır bölümünü Ukrayna’ya kaydırmış olduğuna yukarıda değinmiştik.
Rusya, askerî hesaplarının yanı sıra Suriye’yi Batı karşısında değerli bir koz olarak görmekte. Suriye’deki varlığı yara aldığı takdirde, Ukrayna’ya ilişkin pazarlık gücünün azalacağı belirtiliyor. Ancak Trump sayesinde Ukrayna işgalinden istediğini alması durumunda, Batı ile müzakerelerin eski önemi kalmayacaktır.
Kaldı ki Ukrayna'daki savaş, Rusya'nın kaynaklarını epey hızla tüketerek ek rezervler arayışına itmekte. Suriye, gerçek çatışma deneyimine sahip askerî personel açısından en hazır ve eğitilmiş mecra. Ukrayna işgalinin başlamasından kısa bir süre sonra, bir SU-25 savaş uçağı filosu Rusya'ya yeniden konuşlandırıldı. Yine geçtiğimiz ağustos ayında, bir S-300 uzun menzilli füze sisteminin Suriye'nin Tartus limanından Kırım'a gönderildiği haberi sızdı.
Rusya bir kısım askerini Lazkiye’den çekti ve boşalan alan derhal İran yanlısı Hizbullah savaşçıları tarafından yeniden işgal edildi. Deneyimli Rus askerleri, Ukrayna'ya transfer edildi. Suriye'de boşalan diğer mevzilere acemi diye tabir edilen askerler gönderildi. Lübnan yorgunu Hizbullah’ın Esed’i korumak için seferber olduğu ancak sınır geçişlerinde İsrail uçaklarının saldırısına uğradığı haberleri geldi. Hizbullah ve İran’ı, mücahidlerin devam eden operasyonlarına karşı tutuklaştıran hususun yaşadığı güç zafiyeti ile birlikte, Hamas dayanışması çerçevesinde Müslüman dünyada kazandıkları sempati ve krediyi yeniden hovardaca tüketme korkusu olduğu anlaşılıyor.
Temkinli yaklaşılması gerekse de bazı uzmanlar; Moskova’nın, bölgedeki stratejik yeteneklerini çok fazla azaltmış olmadığını, Rus birliklerinin şu anda Suriye'de daha az askerî operasyona katılmasının onlar açısından bir zayıflık değil sadece Suriye’de aktif çatışma evresinin bitmiş olmasından kaynaklandığını, Rusya’nın Suriye topraklarında hava saldırılarını ve Suriye ordusuyla ortak askerî tatbikatlarını sürdürmekte olduğunu ifade ediyor. Nitekim mücahidlerin operasyonunun başladığı ilk üç günde dahi Rus ve Suriye Hava Kuvvetlerinin ortak uçuşlar gerçekleştirmesinin buna işaret ettiği aktarılıyor. Bu açıdan, Suriye'den Ukrayna cephesine yeniden konuşlandırılan birliklerin potansiyelini abartmak da gerçekçi görünmüyor. Yine aynı uzmanlar, Rusya'nın Suriye'de çok da kayda değer bir kontenjanı olmadığına dikkat çekerek silahlı kuvvetlerini Ukrayna’ya kaydırmak yerine, takviyelerde bulunmakla yetindiğini öne sürüyor. Son tahlilde, Suriye'de görev yapan yaklaşık 5 bin Rus asker, Ukrayna savaşı ölçeğinde önemsiz bir sayı olarak görülebilir. Daha da önemlisi, Rusya’nın hâlihazırda düşük düzeyde seyreden bu askerî varlığı ile büyük çaplı bir karşı operasyona girecek durumda olmadığı anlaşılıyor.
Moskova, Ukrayna çatışmasına saplanmışken, Suriye'deki ideal sonucu savaşan tarafların uzlaşısında görebilirdi. Rusya’nın, Erdoğan’ın görüşme çağrıları karşısında Esed’i bir miktar ikna etmeye çalıştığı ancak sonuç alamadığı görülüyor. Mücahidler tarafından gerçekleştirilen operasyonlardan sonra Esed’in temsilcileri 1 Aralık itibariyle, Antalya’da Türkiye ile temaslar kurmaya çalışsa da Esed’in Erdoğan’ın aylar öncesindeki davetine icabet etmede gecikerek kendisi açısından bir fırsat teptiği ve Erdoğan’ın teklifini çok arayacağı muhakkak. Suriye’nin dünden bugüne fırsatları nasıl da cömertçe teptiğinin bir başka göstergesi de mücahidlerin operasyonundan haberdar olmakla beraber sonuçlarını ne kadar az kestirdiğidir.
Rusya’nın bu saatten sonra Esed savunmasına var gücüyle devam etmeyeceği eldeki verilerle söylenebilir. İran ve Rusya ilişkileri de Rusya’nın, İsrail’in Şam ve İran’a yönelik saldırılarını belli bir sükûnetle karşılaması nedeniyle limoni seyrediyor. Suriye’de Rusya-İran ile düet döneminin bittiği tartışıladursun, Ukrayna bağlamında Rusya’nın İran’ın kamikaze dronlarına bağımlılığı her zamankinden fazla.
Son tahlilde, Suriye rejiminin yıkılışı Rusya’ya vurulan sert bir darbe olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal sürecini kendi hanesine yazacağı bir zaferle taçlandırmaya çalışması emperyal iştahının devamıdır. Rusya’nın Suriye’de eni konu batağa saplanması ya da usulce geri çekilmesi adaletsizliğin er ya da geç zail olmasıyla mukadderdir. Tıpkı Baas rejimi, Esed ve işbirlikçileri gibi.


