Ürperen bir yerdeyim berfo
Say ki yayık başı türkülerin dizildiği koçer mahalledeyim.
Say ki kül çehreli rençberlere alışkın boz öküzlerin
Gün ağarandan gün batımına
Harman dövüp gem sürdüğü
Beritan yaylalarındayım.
Kınalı saçların örük örük kirmen eğirdiği
Ve kara bileyi taşına hasret kör tırpanın
Hafif kenevir kokusundan delirdiği,
Kıl çadırın gölgesindeyim say.
Bak! Demlenmiş çayının buharında şiir yazan bir şair,
Dizi dizi harf kervanıyla yolculuyor mısralarını.
Say ki bir lagar katır sırtında bu kervanla uğurlanmışım
Geride bir gümüş tas ve dökülen berrak su ile ıslanmışım.
Berfo, damlaların fevc fevc deldiği bu topraklara
Yağmur, on ayda bir yağarmış
Erguvan dallarının sarıp sarmaladığı minarelere çıkmışım
Önümde kızıl toprak,
Ve baş gösteren kenger sarısı
Elimde, güneş parçası tütünümü yakmışım.
Namus bekçisi koymuş adımı
Bu kuru mahkemelerin baş yargıcı
Ve ben berfo, sırtıma münevver aşiretlerin kuduruk tüfeğini
İstemesem de öyle zoraki takmışım.
Bilmezler
Silahım bir tek şiirlerime tutukluk yapmaz
Bir tek dizelerime işler bu namus davası bilmezler.
Bedenim kamçılara bir isyan hükmündedir
Çarmıhı yerinden sökecek bir gücüm kaldıysa eğer
Titrek ellerimi kaldırır da bunu bilmezler.
Ve avucuma dağlanmış bir çoban bıçağı
Ceylan boynuzundan yuvası ve keskindir bayağı.
Vurmuşum töre aşkıyla boy gösteren sayfalara
Üzüm şarabıyla yıkanan ağalara vurmuşum
Göğsüme nişanlı üç kurşuna da bakıp
Müebbet mahpusluk seherleri saran uçkunlara
Bir savrumluk takat ile vurmuşum..
Bu mezarlık berfo,
Sıra sıra dizilmiş harflerle doludur
De ki, insanlar artık insanca sevsinler
Bana gelince, başkaldırmış bir maraba desinler
Bitlenmiş saçlarına dağ gibi çöken direngen ruhunu da alıp
Elinde bir okkalık kalem ile
Alnı alaçakır bir at üstünde
Öyle rahvan kelimelerle
Yakılmaktan usanmayan bir türkü gibi gitti desinler.
