​​​​​​​Bir Dorian Gray Portresi: Adonis
TEMMUZ Sayı: 2 - Eylül 2016

-“Kimsin, kimi seçiyorsun ey Mihyar?
Nereye yönelsen, Allah’ın ya da Şeytan’ın uçurumu
Giden bir uçurum ya da gelen bir uçurum
Ve dünya bir seçim.”

Şamlı Mihyar’ın Şarkıları - “Diyalog” isimli şiirden

Giresun’da yokuşlu bir yolun kenarında, yükseltilmiş bir bahçede, karşımda çocuk kütüphanesine çevrilmiş bir kilise olduğu halde, henüz dükkânların açılmadığı bir vakitte, kulakları tırmalayan kaz sesleri içinde, Özdemir İnce’nin Adonis’le yaptığı röportajı okuyorum. Kimi zaman karşımdaki kiliseyi inceliyorum. Etrafındaki tüm kibirli, çarpık yapılardan beyazlığı ve inceliği ile ayrılıyor. Sade bir süslemesi var. Çarmıh motifleri, duvarın ön yüzünde üçgen tavana uygun şekilde sıralanmış. Yine üç cam kümesinin üzerinde teslisi bir defa daha vurgulayan uzatılmış üç çarmıh var. Biraz sonra başlayacak hayatın içinde, mütevazı bir yapı olarak, seçimini yapmış ve sessizce, bir gelinlik gibi karşımda duruyor.

İnsanoğlu yaratılışı gereği Allah ile şeytan arasında seçim yapma gerilimini sürekli yaşar. Bu bir gerilimdir. Çünkü kimi zaman, çıkarlarımız aleyhine karar vermek zorunda kalabiliriz. İyi ve kötü arasında karar verme gerilimini çoğu zaman da bu çıkarlarımızla kirletiriz. Aksi takdirde kötüyü seçmeyi açıklayamayız. Yüce değerlere kendini feda eden kimse, bu gerilimden başarıyla çıkmış demektir. Son bir yol gibi görünen, bu gerilimden kaçmak isteyen, seçim yapmayı reddeden, labirentler içinde kaybolan, kayboldukça şaşıran, korkuya kapılan kararsız insandır. Hem ona hem buna karşı olduğunu dile getirirken seçim yapmadığını zanneden, oysaki hayatın bunu kabul etmeyeceğini bile bile şeytana tutsak olandır. Zira Allah tekildir, şeytan ise çoğul. Allah’ı seçmeyen şeytanı seçer.

Özdemir İnce, ruh eşini bulduğundan söz ediyor ve Hilton Oteli’nin denize bakan balkonunda Adonis’e sorular soruyor. Adonis’in daha küçük yaşta Kur’an’ı hatmettiğini ve İnce tarafından bir “İslam bilgini” (?) olarak görüldüğünü öğrendiğimiz ödül avcısı şairimiz, ateist olduğunu vurguladıktan sonra, İslam’ı bireysel inanç olarak makul bulduğunu fakat kurumsal olarak İslam’a karşı olduğunu defaaten tekrarlıyor. Hatta konu dönüp dolaşıp bu noktaya saplanıyor ve düğüm her seferinde laiklik ile çözümleniyor. Yaşayan en büyük Arap şairi olarak kabul gören, Arap şiirinde geleneği yıkarak yenilikler açmasıyla Arapların Tevfik Fikret’i diyebileceğimiz Adonis’in hayat hikâyesi, seçimleri oldukça ilginç.

1930 yılında Suriye’nin Lazkiye yakınlarındaki bir köyde doğan ve asıl adı Ali Ahmet Sait Eşber olan şair, köylerini ziyarete gelen devlet başkanına okuduğu övgü dolu şiiriyle okuma fırsatı bulur ve hayatı değişir. Şam’da edebiyat ve felsefe okuduktan sonra doktorasını “Hallac-ı Mansur” üzerine yapar. Şiirlerinin yayınlanması için gönderdiği dergilerden ret cevabı alınca ismini mitolojide ensest ilişkinin gayrimeşru çocuğu olarak doğan ve Afrodit ile Persephone tarafından paylaşılamayan “Adonis” ile değiştirmiştir. Bundan sonra beğenilmeyen şiirleri dahi hızla yayınlanmaya ve ünü artmaya başlamıştır. Hatta ondaki bu başarı “Dorian Gray’i hatırlatır. Oscar Wilde’ın unutulmaz eseri Dorian Gray, şeytanla yaptığı anlaşmada, kendisinin yerine portresinin yaşlanmasını istemiş ve portresi tavan arasına kaldırılırken, her günah portresine leke, iz ve yaşlılık olarak yansımıştır. Kendisi ise, genç kalıp her arzusu gerçekleşmiştir. Ali Ahmet Sait Eşber, Adonis olduktan sonra unutulmuş, Adonis ise başarıdan başarıya koşmuştur. Zira alamadığı tek büyük ödül Nobel’dir. Paris’te yaşayan ve doğulu birinin Nobel kazanması için yeterli sebeplerden biri olan köklerine karşı eleştiriyi “New York’a Mezar” isimli eserinde de kelimelere döken Adonis için Şam, Beyrut, Kahire ve Bağdat’ın özeti “saçmalık”tır!

Her şeyiyle kendinden sahte bir insan yaratmış Adonis. Gerçek ismi artık anılmadığı gibi “Şamlı Mihyar’ın Şarkıları” isimli eserindeki Mihyar , Oğuz Atay’ın Olric’i gibi gölge kendisidir. Fakat Olric’ten daha kullanışlıdır Mihyar. Kimi zaman “kraldır Mihyar”, kimi zaman “ermiş” ve nihayet Adonis’e yankı yapan öteki kendisi!

Stephan Mallarme Akademisi üyesi olan Adonis, sembolist bir şairdir. İmge dünyası o kadar geniş ki, herkese yer var. Akıl bir rüzgâr gibi bir o yana savurur bir bu yana… Kimi zaman sembolizm atına bindirir âlemler gezdirir, kimi zaman romantizm düşünde ne deryalar kurdurur. Bu konuda Adonis oldukça başarılıdır ve şiir alanında Arapların yaşayan en büyük şairi olmayı hak etmiştir. Tıpkı Tevfik Fikret’te olduğu gibi, nesre dönüştürülebilen manzumeleri ve mezmurlarıyla kendini ifade etmeye çalışır. Konuları daha çok “aşk, tabiat, din ve mitoloji” olan Adonis için Samuel Hazo, “Bir Adonis’ten önceki Arap şiiri var, bir de Adonis’ten sonraki Arap şiiri” diyerek Adonis’in Arap şiirindeki önemini vurgulamıştır. Şiirlerinde Arap tarihindeki kişiliklere ve eski şairlere yaptığı atıflarla, ağıtlarla, mitolojik karakterleri işleyişi ile engin bir entelektüel birikime sahiptir.

“Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü ”eserinin, “Çöl” adlı şiirinde, bugün eski ülkesi Suriye’de yaşananları, Lübnan İç Savaşında duyarlı dizelerle dile getirmiştir:

“Yollar dolusu kan

Bir çocuk

Arkadaşlarına fısıldıyor:

‘Yalnız yıldız denen delikler

Kaldı gökyüzünde.”

Fakat bu duyarlık dolu dizeleri Adonis’in şiirlerinde çok az görürüz. Bol imgeli, çok gizemli şiirlerinde Fransız düşünürler cirit atar, Batı’nın sembolleri Ortadoğu’nun sembolleriyle yarıştırılır.

Kırmızı atkısıyla aşk şiirleri yazdığı saatlerden geriye kalan zamanlarda, röportajlarıyla dünyaya mesajlar vermeyi de ihmal etmemiştir. Hem Irak’ın işgalinden sonra hem de Suriye olayları esnasında kendisiyle yapılan röportajlarda epigraftaki şiirine paralel, istikrarlı cevaplar vermiştir. Irak işgali için “hem Saddam’a hem ABD’nin işgaline karşı” olduğunu vurguladıktan sonra, ABD’nin yeni anayasa için bir fırsat olduğunu belirtirken, Suriye devrimi için de “hem Esad’a hem muhaliflere karşı” olduğunu belirtip askeri diktatörlüğün dini diktatörlükten (!) daha iyi olduğunu söyleyerek aslında seçimini yapmıştır. Dinle ile ilgili hiçbir cemaatin, örgütün ister devrimle ister demokratik yollardan topluma hâkim olmasına şiddetle karşıdır.

Son tahlilde Adonis, Doğu ile Batı çatışmasını iç dünyasında yaşamış, seçimini Batı’dan yana yapmıştır. O Fransız İhtilali’nin kimliği gibidir. Batı’nın değerlerini benimsemiş, laikliği özümsemiş ve köklerinden kurtulmuş, Fransa’ya olan borçlarını ödeyen devşirme bir Avrupalıdır. Artık Ali Ahmet Sait Eşber’i hiç kimse tanımıyorken, Adonis bir ayağı çukurda Nobel ödülü beklemektedir.

Serkan Akın Arşivi
2 Sayı: 2 - Eylül 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler