Şam’da
güvercinler uçuşur
ipek surun ardında
ikişer…
ikişer…
Şam’da
yazılmış görürüm dilimi
bütünüyle
bir buğday tanesine
bir kadın iğnesiyle
Mezopotamya kekliği de onu ayıklar
Şam’da
Arap atlarının ismi
nakış nakış işlenmiş
altın ipliklerle
Cahiliyye’den
Kıyamet’e dek
hatta daha sonrasına
Şam’da
gök, kadim sokaklarda gezinir
ayağı yalın, yalınayak
şaire de gereksizdir artık
ne ilham ne ölçü ne de uyak
Şam’da
uyur yabancı
kendi gölgesinde dimdik
sonsuzluğun yatağında
minare misali
özlem duymaz bir beldeye
ya da bir sevgiliye
Şam’da
şimdiki zaman sürdürür
Emevilerin işlerini
biz de yürürüz geleceğimize
güvenerek geçmizimizdeki güneşe
sonsuzluk ve biz
bu şehrin sakinleriyiz
Şam’da
söyleşmeler döner durur
kemanla ud arasında
varoluşçuluk üzerine
ve sonlar üzerine:
kim ki yoldan çıkmış sevgiliyi katleder
Sidret’ül Müntehâ’dır varacağı yer
Şam’da
Yusuf parça parça eder
sînesini ney ile
yok başka bir nedeni, sadece
kalbi kendisiyle değil diye
Şam’da
şiir aslına döner
suya
ne şiir şiir kalır
ne de nesir nesir
ve sen sevgili şöyle dersin:
seni bırakmayacağım
hadi beni de kendine al
ve beni de yanında götür
Şam’da
bir ceylan uyur
şebnem yataktaki kadının yanıbaşında
kadın entarisini çıkarır sonra
ve örter Barada’yı onunla
Şam’da
toplar bir serçe
avucumda kalmış buğdayları
bırakır bana da bir tanecik
yarını
göstermek adına
yarınıma
Şam’da
yasemin benimle cilveleşir:
uzaklaşma
gel peşim sıra
bahçe kıskançlık gösterir:
yakınlaşma
ayımdaki gecenin kanına
Şam’da
tüm gece konuşurum gamsızca
sıradan düşümle
badem çiçeği gülerek:
gerçekçi ol
isminin suyu çevresinde bir daha çiçekleneyim
gerçekçi ol
onun düşünden bir daha geçeyim
Şam’da
tanıtıyorum kendimi
ona
işte burada iki badem göz altında
beraber uçuyoruz ikiz gibi
ve erteliyoruz ortak geçmişimizi
Şam’da
söz yumuşar
sesini duyarım
mermerin damarlarındaki kanın
deyişini mahpus kadının:
ya oğlumu kaçır benden uzaklaş
ya da benimle kal taşlaş
Şam’da
sayıyorum göğüs kemiklerimi
kalbimi de hırçınlığına döndürüyorum
belki de sevgili alır gölgesine beni
belki de öldürür beni
haberim olmaz
Şam’da
yabancı kadın, döndürür mahfesini
kafilesine:
çadırıma dönmeyeceğim asla
gitarımı asmayacağım asla
ailenin incir ağacına
bu akşamdan sonra bir daha
Şam’da
kasideler şeffaflaşır
ne gümüş olur ne altın olur
yankının yankıya
söyledikleri olur ancak
Şam’da
ikindileyin bulut kurur
ardından bir kuyu kazar
âşıkların yazı için Kâysûn dağı eteklerinde
ve ney de alışkanlıklarını tamamlar
ânı ve andakileri özleyerek
beyhude ağlar
Şam’da
bir kadının dîvânına yazıyorum:
nergisten olan sendeki her şey
sadece seni arzular
seni, gecenin aşırı cazibesinden koruyacak
olmaz çevrende hiçbir korunak
Şam’da
görmekteyim Şam’ın gecesi
nasıl da ağır ağır azalmakta
ve nasıl da tanrıçalarımız
bir bir artmakta
Şam’da
yolcu gizli gizli bir şarkı söyler:
Suriye’den
ne ölü dönerim
ne de diri
belki de dönerim
şu kaçkın ruhumdan
kelebeğin yükünü azaltan
bulutlar gibi
Tercüme: Aydın Ünlü
