Şamlı Güvercin Gerdanlığı
TEMMUZ Sayı: 2 - Eylül 2016

Şam’da

güvercinler uçuşur

ipek surun ardında

ikişer…

ikişer…

Şam’da

yazılmış görürüm dilimi

bütünüyle

bir buğday tanesine

bir kadın iğnesiyle

Mezopotamya kekliği de onu ayıklar

Şam’da

Arap atlarının ismi

nakış nakış işlenmiş

altın ipliklerle

Cahiliyye’den

Kıyamet’e dek

hatta daha sonrasına

Şam’da

gök, kadim sokaklarda gezinir

ayağı yalın, yalınayak

şaire de gereksizdir artık

ne ilham ne ölçü ne de uyak

Şam’da

uyur yabancı

kendi gölgesinde dimdik

sonsuzluğun yatağında

minare misali

özlem duymaz bir beldeye

ya da bir sevgiliye

Şam’da

şimdiki zaman sürdürür

Emevilerin işlerini

biz de yürürüz geleceğimize

güvenerek geçmizimizdeki güneşe

sonsuzluk ve biz

bu şehrin sakinleriyiz

Şam’da

söyleşmeler döner durur

kemanla ud arasında

varoluşçuluk üzerine

ve sonlar üzerine:

kim ki yoldan çıkmış sevgiliyi katleder

Sidret’ül Müntehâ’dır varacağı yer

Şam’da

Yusuf parça parça eder

sînesini ney ile

yok başka bir nedeni, sadece

kalbi kendisiyle değil diye

Şam’da

şiir aslına döner

suya

ne şiir şiir kalır

ne de nesir nesir

ve sen sevgili şöyle dersin:

seni bırakmayacağım

hadi beni de kendine al

ve beni de yanında götür

Şam’da

bir ceylan uyur

şebnem yataktaki kadının yanıbaşında

kadın entarisini çıkarır sonra

ve örter Barada’yı onunla

Şam’da

toplar bir serçe

avucumda kalmış buğdayları

bırakır bana da bir tanecik

yarını

göstermek adına

yarınıma

Şam’da

yasemin benimle cilveleşir:

uzaklaşma

gel peşim sıra

bahçe kıskançlık gösterir:

yakınlaşma

ayımdaki gecenin kanına

Şam’da

tüm gece konuşurum gamsızca

sıradan düşümle

badem çiçeği gülerek:

gerçekçi ol

isminin suyu çevresinde bir daha çiçekleneyim

gerçekçi ol

onun düşünden bir daha geçeyim

Şam’da

tanıtıyorum kendimi

ona

işte burada iki badem göz altında

beraber uçuyoruz ikiz gibi

ve erteliyoruz ortak geçmişimizi

Şam’da

söz yumuşar

sesini duyarım

mermerin damarlarındaki kanın

deyişini mahpus kadının:

ya oğlumu kaçır benden uzaklaş

ya da benimle kal taşlaş

Şam’da

sayıyorum göğüs kemiklerimi

kalbimi de hırçınlığına döndürüyorum

belki de sevgili alır gölgesine beni

belki de öldürür beni

haberim olmaz

Şam’da

yabancı kadın, döndürür mahfesini

kafilesine:

çadırıma dönmeyeceğim asla

gitarımı asmayacağım asla

ailenin incir ağacına

bu akşamdan sonra bir daha

Şam’da

kasideler şeffaflaşır

ne gümüş olur ne altın olur

yankının yankıya

söyledikleri olur ancak

Şam’da

ikindileyin bulut kurur

ardından bir kuyu kazar

âşıkların yazı için Kâysûn dağı eteklerinde

ve ney de alışkanlıklarını tamamlar

ânı ve andakileri özleyerek

beyhude ağlar

Şam’da

bir kadının dîvânına yazıyorum:

nergisten olan sendeki her şey

sadece seni arzular

seni, gecenin aşırı cazibesinden koruyacak

olmaz çevrende hiçbir korunak

Şam’da

görmekteyim Şam’ın gecesi

nasıl da ağır ağır azalmakta

ve nasıl da tanrıçalarımız

bir bir artmakta

Şam’da

yolcu gizli gizli bir şarkı söyler:

Suriye’den

ne ölü dönerim

ne de diri

belki de dönerim

şu kaçkın ruhumdan

kelebeğin yükünü azaltan

bulutlar gibi

Tercüme: Aydın Ünlü

Mahmud Derviş Arşivi
2 Sayı: 2 - Eylül 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler